Yer yıldız... Gök yıldız... Ve her çiçek yıldızdır.

Yerde tüm çiçekler ruhu aydınlatan ışık, gökte ise geceye küçük dokunuşlarda bulunan yıldız çiçekler...  Yerdeki yıldızı fark edemeyen göktekini nasıl fark eder ki? Asıl baş döndürücü yerde ki yıldızlar… Rengârenk ve melek kanatları ile çiçekler hakikate ulaştıran tefekkür rasathanesi… Vakti gelince elbette yıldız gider, çiçek ölür. Ama çiçekleri solduran boynunu büken insanların görmemesidir. Kim bilir ne kadar çiçek görmeyenlerin görgüsüzlüğünde telef olmuştur… Buket olarak alınır ya da toplanıp deste yapılır ama çiçeğin kapısını çalıp misafir olunmaz; anlamaya çalışılmaz ise çiçek o zaman koparılıp heba edilmiş olur…

Yerdeki çiçekler, gökteki çiçekler ile yarış halindeler... Gökteki yıldızlar, kendilerine tayin edilen hudutlarda, emredilen süratle hareket ediyor; yerdeki yıldızlar ise uçsuz, bucaksız hayallerde ve duygularda tefekkür ile harekete kavuşuyor, kalıcı oluyor, hayat buluyor. Evet, yukarıdakiler hareket halinde, yerdekiler ise sabit ama seyredip göreni harekete sevk ederek tefekkürün sınırlarını zorluyor.

Yerdeki yıldızlar, ışık sahibi değiller elbet, sahip olduğu renklerle, Allah’ın kudretini ve yaratıcı gücünü anlamak için kafaları aydınlatıp, küfür karanlığını yırtıyorlar... Yerdeki yıldızların da kara deliği var. Çiçekleri kara deliğe gönderen; görmemektir, anlamamaktır. Mevlana, göktekileri görmeden önce, yerdekileri görmüş, yukarıya terakki etmiş.

Ayağımıza basılmış, kötü söz söylenmiş, kaba davranılmış özür dilenmemiş, yâda adap - usul dışı davranarak görgüsüzlük etmişlerdir... Gerçek görgüsüzlük; çiçeklerde, taşlarda, ağaçlarda ve yaratılmış her şeyde Allah’ı ve sanatını görememektir. Ayda, güneşte, yağmurda, bulutta Allah’ın kudretini sanatını göremeyen derin görgüsüzdür... İsterse lüks sofralarda, istenildiği gibi çatal bıçak kullanılsın, birbirlerine centilmence davransınlar, medeniyeti ve dili en güzel şekilde kullanmaya çalışsınlar… Mevcudatta Allah’ın ezeli kudretini ve muhteşem sanatını görmeyen görgüsüzdür. Asıl medeniyet;  layığı ile en büyük tasarımcı ve yaratıcı olan Allah’ı gerçek manada tanımaktır, tanıdığını göstermektir.

Bugün hiç melek gördünüz mü?

Her yer melek dolu… Her yer rengârenk kanat…

Her şey meleklerin gözetimi altında… Yağmur tanesine nezaret ettiği gibi; bir başağa, kuşa ve taşa da… Bir de bizim gözümüzden kaçan,  gözetimimizde olmayan melekler vardır; burnumuzun ucunda ve gözümüz önünde. Baktığımız meleklerin sayısını bile unuttuk.  Aslında bakarken ne çok görmediklerimiz var. Belki de görmediklerimizin kazancından mahrum kalmakla ruhen ve duygu yönünden fakir düşmüşüz, varın yoğunu çekiyoruz. Bahçelerde melek, kırlarda melek, vadilerde melek kısaca her yerde çiçek melekler var. Üstelik kokularını bile alıyoruz ama göremiyoruz. Bu gün mutlaka melek görmek lazım ve her daim… O çiçek meleklerin kanadı bizi kuvvetli bir imana götürecektir.

Biz meleklerle yaşıyoruz, aklımız görmediğimiz meleklerde… Asıl melekler, sabit makam sahibiler... Yerdeki çiçek melekler ise insanı çukurlardan alıp, en yükseklere çıkarıyor; imanda sultan ediyor. Meleklere iman şart elbet ama asıl çiçek melekler ile terakki edeceğiz. Bugün, dün herkes meleklere baktı, göremedi. Yarında meleklere bakacağız,  inşallah görerek bakacağız, hafıza tarlamıza tefekkürle ekip, kara deliklere göndermeyeceğiz…   Meleklerin kıymetini bilmek dileği ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.