Geçenlerde gençlerle birlikte hasbihal ederken, muhabbet arasına ilginç bir soru düştü. Ortaya düşen soru da şuydu. Biz Türkiyeli Müslümanlar olarak dinimizi tam anlamıyla yaşayamadığımız halde neden dünya Müslümanları hep bizi umut olarak görmekte, dünya liderliğini bizden beklemekteler?

Bu sorunun cevabını hep birlikte düşüne duralım. Ama bir gerçeği hatırlamakta fayda vardır. Türkiye Müslümanları olarak son bir asırdır neredeyse bütün değerlerimizi laçkalaştırmışlar, dünya görüşümüz bulandırılmış, belirli sınırlara hapsedilmiş, dışardaki kardeşlerimizi hatırlayamayacak kadar kendiişlerimize gömülmüşüz. Buna rağmen dünya Müslümanlarının bu derece bizden beklenti içerisinde olmaları hayret uyandıracak bir sır olarak görülebilir.

Hakikatte bizim göremediğimiz bir incelik var aslında. Bütün dünya Müslümanlarının bizleri bir umut olarak görmelerinin temelinde, Türkiye halkının tarih boyunca bir savaşçı millet oluşu, haksızlıklara karşı boyun eğmeyişleri, yeri geldi mi eliyle, yeri geldi mi diliyle, yeri gelmedi mi de imanıyla karşılık vermesi, ama asla boyun eğmemesinden kaynaklanmaktadır.

Bu ruh bizi tarih boyunca diğer milletlere önder olmamızı sağlayacak en belirgin özelliktir. Mücadeleden asla vaz geçmeden imkanlarımız ölçüsünde savaşma iradesini göstermemizdir.

Belki, kimi zaman dini değerlerimizden bizi koparmak için insan şeytanlarını alabildiğine üzerimize salmış olabilirler. Bizi varoluş gayemizden uzaklaştırıcı sahte ideallere yöneltmiş de olabilirler. Ama son zamanlarda hem dünya görüşümüz, toplum olarak, hem de ümmet bilincimizin eskiye göre ölçülemeyecek derecede yükselişe geçtiğini her sahada görebiliyoruz şükürler olsun.

Bu yükselişte 28 Şubat’ın toplum üzerinde bıraktığı acı hatıraların çok büyük etkisi vardır. Gerçek vatanseverler ve hakiki Müslümanlar bu süreçte çok sıkıntılarla karşılaştılar... ama hiçbir sıkıntı onları mücadeleden alıkoymadığı gibi, onların vatan sevgisini ve millete hizmet etme bilincini törpüledi.

Sonra mücadele bitecek değildi kuşkusuz. 28 Şubat’la yokedemedikleri yiğit vatanperverleri bu defa içerden kendi elleriyle besleyip büyüttükleri ajanlar vasıtasıyla harcamak istediler. Hiçbir durumda başarı gösteremeyen Müslüman kisveli ajanlar bu defa topyekun devletin bütün kademelerinde operasyonlarını sürdürdüler, taki 15 Temmuz’a kadar.

O gün olanlar oldu, ilaçlanmış haşeratlar gibi, hipnotizmalı ajanlar bütün çirkeflikleri ile kendilerini ortaya döküverdiler...

Rutubetli bir evi istila etmiş haşeratlar nasıl ki karanlık çökünce teker teker ortalığa çıkarlarsa bunlar da öyle oldular. Gafil anlarında onların başları ezilebilirse de birer birer çıktıkları için topyekun yuvalarını yoketmek imkansızdır. Nekadar uğraşılırsa uğraşılsın haşeratların inlerine nüfuz edilmeden onlardan kurtulmak mümkün olmaz. Bu durumda ne ev halkı onlardan kurtulabilir ne de haşeratlar evi rahat bırakırlar. Bu haşeratları topyekun yokedebilmenin tekbir yolu vardır, o da evi baştan sona ilaçlamak. Ev ilaçlandığı zaman bütün haşeratlar saklandıkları yerlerden çıkıp ortalığa dökülüverirler.

İşte haşerat örneğinde olduğu gibi, 15 Temmuz ile birlikte yıllardır devletimizin bütün kadrolarını işgal etmiş bu sinsi ajanlar kendilerini ilaçlanmış haşeratlar gibi ortalığa döküverdiler.

Bir nimet olarak düşündüğüm 15 Temmuz, şehitlerimiz ve gazilerimizin yüzüsuyu hürmetine Rabbim sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde vatanımızı koruma ve yeniden inşa etme imkanını bağışladı.

Şimdi mücadeleden vazgeçmeden ülkemizin kalkınmasına takoz olanların temizlenmesinde sıra. Arkadaşmış, dostmuş, hocamın oğluymuş gibi duygusal yakınlıklara fırsat vermeden temizliğe gitmeliyiz.

Bunu yapabilirsek bizden beklenen umudu kırmamış, ümmetin liderliğini layıkıyla hakedebilecek donanıma sahip olabiliriz. Unutmamalıyız ki Türkiye sadece Türkiye’den ibaret değildir. Afrika’nın mazlumları Türkiye’den umut bekliyorlar. Orta Asya ülkeleri yeniden kardeşleriyle bir ve tek olmak için hayaller kuruyorlar. II. Abdülhamit’in unutmadığı Fiji’liler selam gönderiyor.

Bu arada zaten Avrupa parçalanıyor, yakında küçük devletçikler haline gelecekler. Doğal kaynaklarını sömürmek, kanlarını emmek için mazlum halkları bulamayacakları için birbirlerini yiyecekler. Menfaatleri kaybolan sırtlanlar yaşam mücadelesi vermek için, tarihte olduğu gibi, yüzyıl savaşlarına dönecekler.

Bu da ancak İslam milletinin umudu olan Türkiye’nin mücadelesini devamettirmesine ve savaşarak güçlü kalmasına bağlıdır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-04 10:58:50

Yazar ımıza katılmakla beraber; Burada Diyanet işleri başkanlığı Camiler ve müftülük disindada aktif olmalı ki böyle feto gibi bir şer yapinin milletin başına bela olmamalı,Diyanet her yerde olmalı Din konularında daha aktif olmalı