Güncelleme meselesi farklı insanların, cemaatlerin ve perspektiflerin zihinlerinde farklı çağrışımlarla yer etti. Bu kavramın geçtiği her türlü konuşma, güncellemeye bir şekilde tarihselcilik ve reform kavramlarına da sanki mecburi bir uğrak veriyor gibi itiraza uğramaktadır. Bu durumda önce güncellemenin “ne”liğinden başlayarak, onun metodolojisini netleştirmeye çalışalım.

Tarih boyunca ilahi mesaj, farklı zamanlarda peygamberler üzerinden topluma gelmiştir. Bu mesajın ortak yönü, tevhidin değişmez bir değer olarak ele alınışıdır. Tevhid önemli temel bir ilkedir; çünkü dünyanın, insanın ve evrenin gerçekliğine dair bir bildirimdir. Bu anlamda tevhidi kabul, sadece bir Tanrı fikrini kabul değil, bu hakikati kabul etmektir. Fakat bunun dışında ibadetler ve muamelatla ilgili birçok değişimler mümkündür ve olmuştur da.

Değişim; insanın ve toplumun doğasında varolan bir olgudur. Teknoloji, bilgi, üretim gibi olgular kadar, anlayışlar, düşünceler de değişebilir. Tüm bunlar dinlerin, özellikle muamelata dair değişimlerini de beraberinde getirir. Burada önemli olan, insanın kendisi, dünya, Tanrı ve çevresiyle ilişki kurarken temel değerler düzeneğini ve ahlakiliğini korumasıdır.

Bu açıdan düşünüldüğünde İslam, insanlığın ilk döneminden bu yana devam eden bir geleneğe sahiptir. İslam, sadece Hz. Muhammed’e (SAV) gönderilmiş bir dinin özel ismi olmasının yanı sıra Hz. Adem’den bu yana tüm peygamberlerin mesajlarının da ortak ismidir. Kur’an-ı Kerim, bu bağlamda yakın ve uzak iki geleneğe sıklıkla atıfta bulunmaktadır. Birincisi, insanlığın ortak atası ve İslam ile insanlığın buluştuğu nokta olan Hz. Adem’dir. Böylece belirtilir ki, İslam’ın temel mesajı, insanlık tarihi kadar eskidir. Fakat bugün kahir ekseriyet Müslümanların bu evrenselliği atlamaları oldukça garip ve tuhaf bir durumdur.

İkincisi ise, Hz. Muhammed’in gönderildiği Arap toplumunun yakın bir gelenek olarak tanıdığı Hz. İbrahim’dir. Hz. İbrahim, bir yandan aynı geleneğin uzantısı olan Yahudilik ve Hıristiyanlığın buluşma noktasını oluştururken, diğer yandan Arapların sosyal ve tarihsel yakın referans noktasıdır.

Hz. Muhammed’den sonra bu gelenek, bir başka peygamber üzerinden sürdürülmeyecek; ancak evrensel mesaj kendisini açmaya devam edecektir. Burada önemli olan Tevhid üzerinden bu evrensel mesajı ve gerçekliği kaybetmemektir. Biz buna isterseniz bir “öz” diyelim. Öz, tarih boyunca farklı formlarda kendisini ifade edebilecektir.

Bunu bir kartopu metaforuyla anlatabiliriz. Avuç içi büyüklüğünde bir kartopu yaptığımızı düşünelim. Bu, özdür. Daha sonra kartopunu yüksek bir dağın tepesinden karla kaplı yollardan aşağıya doğru yuvarlayalım. Aşağıya indiği zaman küçük kartopu devasa bir kitle haline dönüşecektir. Bu kitleye seyrü seferinde kar, çamur, ağaç parçaları vb. eklemeler olacaktır. Kitlenin içinde öz vardır ama ona ciddi eklemelerde bulunulmuştur. İşte özün dışında ona eklenenler, dinin temel mesajının dışında, ona eklenen tarih, gelenek ve yorumlardır.

Şimdi bu kitlenin tamamını atarsanız, içindeki özü de atmış olacaksınız ve elinizde hiçbir şey kalmayacaktır. Biz bugün belirli bir tarih, yorum ve geleneğin üzerinden konuşmaktayız. Fakat o kitlenin tamamına bir öz olarak bakarsanız, tarihi, geleneği ve yorumları da din diye sahiplenmiş olursunuz.

Bugün belirtilen iki tavır arasındaki sıkışmışlık içinde yaşamaktayız. Dolayısıyla öncelikli görevimiz, önümüzde duran birikimimizi, tarih, yorum ve gelenekselin ağırlığından kurtarmak üzere kritik etmektir. Bu da bizim içinde yaşadığımız “an”da islam düşüncesine yapacağımız ilk katkıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.