Güncelleme ile ilgili temel bir problem de Müslümanların, temel metinler olan Kur’an ve sünnete bakışları ve onları algılayışlarıdır. Bu temel metinler, çoğunlukla içinde yaşadığımız çağda tek tek tekil ve tikel sorunların birebir karşılıklarının arandığı kaynağa dönüşmektedir. Halbuki taktir edileceği üzere Kur’an ve Sünnet, yaşanan tüm tekil sorunları zikretmez. Zira bu durum, onun amacına da terstir.

İslam’ın bir geleneği olduğunu ve Hz. Adem’den (AS) bu yana temel değerleri sürekli vurguladığını belirtmiştik. Bu çerçevede Allah (CC), tarih boyunca farklı peygamberler üzerinden bu değerleri sürekli insanlığa hatırlatmaktadır. Tevhid, bu geleneğin içinde değişmeyen temel değer silsilesinin üst söylemidir. Bu sebeple Tevhid, sadece Allah’ın varlığı ve birliğini ifade eden bir kavramdır şeklinde tanımlanıp bırakılamaz.

Tevhid, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, sanatsal vb. farklı alanlarda yansımalarını izleyeceğimiz, derinlikleri olan bir kavramdır. İsmail Raci Faruki, Tevhid isimli kitabında bunları açıklıkla anlatmaktadır. Bundan da öte Tevhid, insanın kendisi, dünya ve evren hakkındaki bir gerçekliği tanımasıdır. Yani, insan Allah’ın varlığı ve birliğini kabul edince, insan-Allah-dünya arasındaki ilişkide varolan bir gerçekliğe şahit olduğunu ifade eder. İman ederken ifade edilen formülasyona Kelime-i Şehadet denilmesinin sebebi de budur.

İslam dininde açıkçası, “tartışma olmayan tek konu nedir” diye soracak olursanız, buna Tevhid diyebiliriz. Bunun dışında dinin bütün konularında âlimlerin farklı görüşleri ve tartışmaları mevcuttur. Bu da, farklı konularda görüş ayrılıkları ve tartışmalar olabileceği anlamına gelmektedir. Özellikle dinde homojenleşme yani herkesin aynı şeyi söylemesini bekleyenler, bu açıdan hata etmektedirler.

Genel anlamda, İslam’ın iki temel metni olan Kur’an ve Sünnet neden bahseder diye bir soru sorabiliriz. Detaylarda oldukça farklı konulardan bahseden bu metinlerin, temelde üç konu etrafında yoğunlaştığını söyleyebiliriz. Hatta bunu tek bir çerçevede ifade edebiliriz. Kur’an-ı Kerim’in konusu esasen insandır. Zira insan olmasaydı, Kur’an da olmazdı. Bu sebeple Bu temel metinlerin sorusunu şöyle formüle edebiliriz: “Allah-insan, insan-insan ve insan çevre (dünya) ilişkisini nasıl bir ahlaki zemin üzerinde inşa edebiliriz?”

Dikkat edilirse bu tümel bir sorudur. Bu açıdan temel metinler olan Kur’an ve Sünnet’e yaklaşımda, öncelikle tümel bir soru sormanın gerekliliği anlaşılmaktadır. Tekil ve tikel soruları önceleyen ve hatta bunları olabildiğince çoğaltarak Kur’an’a yapılan yaklaşımlar-ki günümüzde bu çoklukla yapılmaktadır- Müslümanların patinaj yapmasından başka bir şeye yaramayacaktır. “Kur’an’da ışınlamadan bahsediliyor”, “Kur’an’da şu olaylara işaret ediliyor” türünden söylem ve yaklaşımlardan birincisi onu teknik, ikincisi de astroloji kitabı olarak görmektedir.

Bakış açısında ikinci önemli sorun; Kur’an ve Sünnet’in hayat görüşü, felsefesi ve ortaya koyduğu değerleri temellendirmeden, tekil ve tikel sorunlar etrafında tartışma ve fetva üretmektir. Bu durum, bir pespektifi olmayan, parçalı ve başka dünya görüşlerine eklemlenmiş sonuçlar üretmekte ve ümmete tekasür içinde patinaj yaptırmaktadır. Bu sebeple, dünya ölçeğinde bir alternatif üretilememekte; üretilenler de piyasa da varolanların yeşile boyanmış hali gibi durmaktadır.

Dolayısıyla önce, nasıl bir insan, nasıl bir dünya soruları kadar, Allah-insan, insan-insan ve insan-eşya ilişkisini ahlaki bir zeminde inşa edecek bir perspektifin temel metinlerden yakalanması gerekir. Belki o zaman, yüzeysellikleri İslam zannetmekten vazgeçeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.