Kadim, evrensel dönüştürücü

Tek kelime ile olağanüstü bir film. Semih Kaplanoğlu, kariyerinin ve filmlerinin şahını çekmiş durumdadır. Film, bu toprakların köklerinde ve derinliğinde yer alan evrensel bilginin ve varlık tasavvurunun metafizik ve dini salınımlarını her karesinde, sahnesinde, karşılaşmasında, diyalogunda, manzarasında, mimiğinde, görüntü planında, hareketinde, sesinde ve sessizliğinde, söylenen ve söylenmeyen sözlerinde, adeta bir ruhsal olgunlaşma yürüyüşü olarak izleyiciye göstermektedir.

Ten, taş, toprak; insan, inanç, inanmak; yaşam, yanma, yakarış; ölmek, ölüm, ölümsüzlük; soru, sınır, sabır; rüya, ruh, rahmet; hırs, heves, hamlık; canlılık, cansızlık, cem; kanaat, kader, kabir; aşk, aşık, aşkınlık; elem, evren, elif… sonsuz harf, sonsuz kelime, sonlu buğday sonsuz nefes.

Bu film, ancak onbinlerce yıldır yaşam alanı olan bir coğrafyanın ve tarihin köklerine nüfuz edilebilecek Anadolu kıtasının buğday başakları gibi verimli topraklarında yeşeren bir insanına nasip olabilirdi, bu da gerçeklemiştir.

Ütopyaya ulaşmak isteyen distopya karanlığı; genetik (ve her türlü) ırkçılığın çok yönlü sorgulanması; değiştirilen her bir genetik kodla “insanın özünden” yitirilenler; ölü topraktaki hayat ve canlı topraklardaki ölüm ikilemi; manyetik sınırın varlığa getirdiği yapay ayrım; Hızır’ını bulan “canlı toprağın ölü insanı”nın yolculuğu; her dem aranan saflık, kök, ilk tohum; kişinin kendi benliğinin kapalı kapıları ardına yaptığı bakışlar; “kemâl insan” temsili Cemil ile “maddeci çağdaş dünya” temsilcisi Erol arasındaki diyalogun insanın “özü/ruhu” ile “nefsi” arasındaki diyaloga dönüşen adımları; maddede refahı arayanların yitirdikleri manevi derinlik; doğayı yok eden insanın kendini yok ettiğinin geç farkına varması; doğadan önce insanlığını yitiren insan; her tohumdaki, zerredeki ve varlık birimindeki “M parçacığı” odağında yayılan sonsuz çağrışımlar içinde helezonik olarak dolaşan varoluş görünümleri; nefs’in (Erol’ün) olgunlaşma serüvenine bir kadının rehberlik ve gözetleme yapmasının çok boyutlu metaforları; siyah beyaz ekran içerisinde insanı ancak gönülle görülen renklerle tanıştıran derin anlatım ve aktarım gücü; topraktan kopmuş kentli ve teknoloji-tüketim bağımlısı modern insanın boğulmasından habersiz kalışı; nefes/ruh ile buğday/madde arasındaki gerilimin bireyin kâmil insan olma yolculuğundaki sarsıcı rehberliği; gölde bulunan bebeğin insanlığa umudu taşıyan sesi; maddesel çoraklığın içindeki insan idrakinin manevi iklimlerden beslenen abidevi varlık salınımları, duygu ve düşünceleri, tavır ve tutumları; boğulmayı göze almadan, ölmeden önce ölmeden kâmil insan olunamayacağı hatırlatması; karıncanın sırtında taşıdığı varlık idraki; kendini aramanın zorlu kuytuları; toprağını, buğdayını ve nefesini, ölümünü ve ölümsüzlüğünü kendisiyle taşıyan insan… Ve daha sayısız alt-metin, üst-metin, anlatı, hikaye, olay, olgu, imgelem, işaret, iz, imlem, metafor filmin başyapıt olmasını sağlayan ruhunu yansıtmaktadır.

Şiirsel bir anlatı ve görüntü esintisi

Kadim bilgiye derin ve güçlü bir dokunuş.

Evrensel varlık bilincine sağlıklı bir eklemlenme.

Buğdayın sonsuz çağrışımları içerisinde insan olma idrakini arama ve bulma.

Yaşamı buğday metaforu üzerinden derin, çok boyutlu ve kılcal uzantılarıyla anlatma.

Sonsuz yoruma açık aşkın mesajın her zerrede kendini var eden derinliğinden esintiler.

Kaos, kavga ve yıkım, maddenin çaresizliği; sükunet, dinginlik ve huzur, madde ötesinin nurudur.

Bu şöleni ne anlatacak bir kelime var, ne de tastamam anlatılabilecek bir sahne: İzlemek ve görmek, ötesinde ruhunda hissetmek ve ne hissediyorsan onu yaşamak. Tanımlanacak değil, içinde tanımlanılan bir eser. Yönetmenin önceki filmlerinin derinliğini içinde katman katman bitiştiren, eklemleyen ve açan bir başyapıt. Her izlenildiğinde yeni bir kapı bulunacak muhteşem bir metafizik festival.

Herhangi bir sahnesinden herhangi bir sahnesine zaman ve mekânı aşarak geçişler yapılabilecek aynı anda hem ardıl hem bağıntısız hem de aşkın olabilen bir anlatım genişliği, derinliği ve zenginliği.

Varlık-yokluk, canlı-cansız, yaşam-ölüm, ben-sen, ruh-madde, yeryüzü-gökyüzü, ben-öteki, yerel-evrensel, mikro-makro, parça-bütün, zerre-kainat, kadın-erkek, ateş-su, hava-toprak her türlü ikilemi aşan varlık tasarımına ulaştıran Hakikat denizinden herkesin kendi cüzi kabına dökülen su.

Sözün özle, gözün gönülle, benin bensizlikle, nefsin kemâlle, geçici olanın mutlakla aşılması serüveni.

Kelâmın cümlesi, sözün çoğunun zarar azının yarar doğrusunun karar hakikatinin marifet olduğu ayna.

Terk eylemeden dünyayı erişilmeyen yurdun kokularından buketler sunan çeşme.

Varlığa bütünsel bakış, taşa, toprağa, insana, her nesneye, zerreye ve kainata saygı.

Buğdaydan nefese yolculuğun sırlı yazgısı.

Varlık ile yokluk ikileminden sıyrılmış metafizik durumların yakamozlarını izleyeceğiniz, temaşa edeceğiniz, yakınlaşacağınız, aşinalığınızı artıracağınız, büyük sahne kullanımı, geniş ve engin manzaralı anlatım hacmi, mikro ile makronun kesişimlerini ve ayrılmazlığını, zerre ile kainatın iç içeliğini, tamamlayıcılığını ve bütünselliğini her karesinde hakkıyla veren bir film.

Ben’i bırakmadan Mutlak Hakikat’e yol yoktur,

Yolu bulmak için Ben’e gerek yoktur.

Özünü yitiren insan, her şeyini yitirmiştir,

Özünü bulan insan, her şeyini bulmuştur.

Kendini bırakan O’nu bulur,

O’nu bulan kendi değildir.

Buğdayları, karıncanın varlık bilincini izleyerek bulan kemâle erme yolundaki Erol taneleri avuçladığında nefesle tanışan insan imgesini veren müthiş sahneyle biten film; içimizdeki sonsuz uzanımlara sahip sonsuz kapının tokmaklarına vurup geçiyor; kapıları açıp açmamak, insanın kendi huzur yolculuğuna çıkma cesaretiyle alacağı bir karar ve soru işareti olarak zihinlerde ve kalplerde asılı olarak bırakılıyor: Hoş geldin yolcu.

Türkiye/Türk Sineması denildiğinde, ilk 10’da olacak bir şaheser olan böyle bir filmi hissederek, duyarak, düşünerek, tasarımını inşa ederek, kurgusunu bularak, senaryolaştırarak, çekmek için çaba vererek ve nihayetinde su damlalarından kocaman bir Hikmet denizi yaparak karşımıza çıkan Semih Kaplanoğlu’na, ekibine, ona destek olan yerli ve yabancı tüm kurum ve kuruluşlara derinden teşekkür ediyorum.

Buğday, tohumluğundan tanelenmesine değin, herkesi birleştiren evrensel olana, kadime, irfan ve hikmet geleneğine herkesi yakınlaştırdığı için sessiz ama çağlayan, görünmez ama bitmeyen, duyulmaz ama hissedilen içten bir sevgiyi bütün derinliğiyle hak ediyor.

Buğdaylardan nefes yapasın, Semih Kaplanoğlu.

Gözden Öze Varan Sözler

Karınca misali hedefi için yola çıkan iki film, karıncaların sırtında yükselen iki büyük mânâ denizi; karıncaya “ulu bir nazarla bakan” irfan dolu Süleyman, kendini arayan maddeye boğulmuş Erol ve cemâl ile tanışmış derviş Cemil.

Her biri kendi yolunun içinde, karıncalar, tebessümler, çocuklar, insana karşı ve insan için küçük (maddi) ve büyük (manevi) savaşlar, arayış, bekleme, umut, bulabilme arzusu, kainatı/varlığı yeniden keşfetme amacı, maddeye ve zamana yenilmeyen ruhlar dünyası, maddeyi aşan bütünleştirici varlık idrakine erişme… Adeta iç içe geçen iki film…

Savaşta irfanını ışıldatan insan ile irfanını arayan insanın cemil olma serüvenleri.

İnsanın, her dem yeniden doğarak, her dem yeniden ölerek ve her dem hep yeniden hatırlayarak yürüdüğü Mutlak Hakikat yolculuğuna dair buğulu meltemler estiren iki güzel ayna; eğil bu aynalardan, doya doya sarıl bengi suya.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.