Eskiden kapalı kapılar arkasında dönen dolaplarla al gülüm ver gülüm yapılır ve vatandaşın gözü görmediği gibi kulağı da duymazdı. Bırakın dünyayı, kendi mahallesinde olup bitenlerden bile haberi olmazdı.

O günlerden bu günlere köprünün altından çok sular aktı. Dünyanın bir ucundan öbür ucuna saniyeler içerisinde her türlü bilgi taşınabiliyor. Nerede ise gizli saklı bir şey kalmadı denebilir. Gerçeklerde ihanetlerde gizlenemiyor. Yalancıların mumu yatsıya varmadan daha anında sönüyor.

Şu bylock meselesine baksanıza. Alçaklığın da bir seviye olduğunu öğretiyor bize. Minareyi çalarken hazırlanan kılıfın içerisine sığdırılmaya çalışılmış. Çok şükür sığmayarak açığa çıktı ki, binlerce mağdur tahiye edilmeye başlandı.

Koynumuzda yıllarca beslediğimiz yılanların soktuğu ve zehirlediği binlerce başka mağdurda er yada geç bu zulmün esaretinden kurtulacak. Yeter ki sabır ve sebat edilsin. Devletimize sahip çıkılsın. Zor günler de sabır ve sebat en iyi ilaçtır.

Son beş yılı geriye doğru akıl ve vicdan terazisi ile milletimize reva görülen yaşanmışlıkları tartabilirsek ne kadar haklı olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz.

Dost müttefik ve stratejik ortak (!) Amerika’nın yaptıkları ve yaşattıkları..

Ya da Rusya’nın, Avrupa’nın..

Hele Arap ve Acem alemi ..

Etrafımız öyle bir çemberle daraltılarak sıkıştırıldıkça sıkıştık ki, haklı olmasak ve sabretmesek dayanılmayacak kadar zor bir süreci birbirimize kenetlenerek içimizdeki hainleri temizleyerek atlattık şükür. Kara bulutlar bir bir dağılıyor. Haklı sesimizin yankıları düşmanın sağır kulaklarında yankı bulmasa da dünya mazlumlarını uyandırıyor.

Haklı olmanın gururu ile birleşmiş milletlerde gösterdiğimiz çabaların meyvelerini dünya mazlumları topladıkça dünyanın beşten büyük olduğunu daha iyi fark ederek bu adaletsizlik de er geç düzelecek.

Dünyanın jandarmalığına soyunmuş beşli eşkıyanın birbirinden farkı olmayan adalet anlayışının insanlığı sürüklediği yeri görmemek mümkün mü?

Masum terörist ilan edilirken, terörist masum halde arz-ı endam edilebiliyor. Bu nasıl bir savrulma böyle.

Terörist olan devletler dünyaya insanlık ve adalet dağıtamaz. Terörü sonlandıramadığı gibi bu kafa ile devam etmeye inatla devam ederse yıkılışını başlatmış olur.

Bugün Amerika uygulamaları ile yıkımını çoktan başlatmış. Ne zaman ne kadar sürede ve nasıl yıkılır yaşayanlarımız görecek.

Bizlerde görür ve içimizdeki kanayan yaranın acısını biraz da olsun hafifletiriz inşallah.

Cami avlusunda çok sayıda it dolaşıyor. Demek ki ecelleri geldi. Yok olsunlar da ümmet ve insanlık biraz huzur bulsun.

Zalimlerin zulmüne mazlumların ahı er geç engel olur. Sabır silahı da en güçlü zalimin bile canını ummadığı bir zamanda acıtarak alır.

15 temmuzun kahramanlarına ve gazilerine hala tehdit savurma cüretini gösterebilen güruha karşı devletimizin koruma çemberini haksız bularak öküz altında buzağı arayan ahmakların akıllanmalarını temenni ederek makalemi sonlandırıyorum. Sağlık ve mutluluk dileklerimle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-30 00:52:45

Yazar Mustafa Kartoglu nun dünkü yazısından alıntıdır; Birkaç ay önce. Türkiye’nin de katıldığı ‘göç’ konulu bir uluslararası toplantıda, Hırvatistan temsilcisi, göçmen sayısından, barınma, sağlık, eğitim, kadın, çocuk ihtiyaçlarından, mali zorluklarından söz ediyor uzun uzun.

Türk yetkili soruyor;

- “Kaç kişiden bahsediyoruz?”

- “2 bin!”

Türk yetkili gayrı ihtiyari gülüyor,

- “Bizde 3 milyon 200 bin sığınmacı var, bu kadar konuşmuyoruz”.

Hırvat yetkilinin cevabı:

- “Ama siz imparatorluksunuz.”

Hırvatistan, varlığını Osmanlı-Müslüman’dan kurtulmayla anlamlandıran bir ülke.

Mazlumun da, rakibin de, varlığını ‘kurtulmakla’ anlamlandıranın da gördüğü bu.

Türkiye’nin kendini ‘Yeni Osmanlı’ veya ‘Yeni Selçuklu’ olarak gösterme çabasına ihtiyacı yok.

Türkiye tarihsel bir fetih ve medeniyet mirasına sahip.

‘Fetih’i görünce atlayan ‘mağribi’ler olabilir.

‘İşgal’den, ‘sömürü’den bahsetmiyorum, ‘kalplerin fethi’nden bahsediyorum.

Fetih ‘işgal’ olsaydı, Erdoğan’ın sonradan işgal ve sömürge edilmiş Osmanlı coğrafyasında ‘sömürge karşıtı’ sözleri alkışlanmazdı.

Erdoğan, Türkiye’nin tarihsel mirasının gereğini yapıyor.

Bunu ‘onlar’ biliyor…