Halimizin beyanıdır

Ali Bal 12.08.2017


Zaman su gibi akıyor. Ömür gidiyor. Geriye bıraktığımız anılarla defterimizi dolduruyoruz.

Ömrümüzü törpülüyoruz.

 Peki, halimiz nedir? Kendi dünyamızdan başlayarak sosyal çevrelere kadar fotoğrafımızı çektiğimizde nasıl görünüyoruz?

Sokakta değiliz, yaşamıyor gibi yaşıyoruz aslında. Mendil satan eli yüzü kirli çocuk ne ifade eder? Ya soğukta bir kaldırımda tartıcı çocuk! Camilerdeki dilenciler, kalabalıkların arasına dalan seyyar satıcının kan ter içindeki hali… İtmeli arabasına “millî servet taşıyorum” yazan hurdacının elinin kirinden temiz midir kalbimiz? Huzur evlerini kaplayan yalnızlık kadar mı yalnızız? Bir köyün şehre göçmeyen son yaşlısı kadar mı sadakatliyiz? Vasiyetinde, öldüğünde köyüne gömülmek isteyen gurbetçi kadar mı bağlıyız hayata? Sayılacak onlarca şey varken bizler servetimizi saymaya devam ededuralım!

Ne oldu bize böyle? Nereye gidiyor bu toplum?

Uzaklaşıyoruz birbirimizden. Dünyalarımız küçüldükçe küçülüyor. Kendimizin dışında bir hayat yok gibi yaşamaya başladık. Parçalara ayrıldıkça ayrılıyoruz. Birlikte yaşama arzusu azaldı. Tahammülümüz zayıfladı. Katlanabildiğimiz ve bize katlanabilen dostlarımız yok oluyor. Kaçıyoruz birlikte mutlu olabilmekten. Bireyci bir psikoloji topluma kurt gibi girmiş durumda. İçten içe kemiriyor toplumsal bütünlüğü. Bu gidişata nasıl dur denecek?

Seküler hayat tarzının kurbanları oluyoruz birer birer.  Öteki hayata dönük hamleler cılız kalıyor. Tesirini yitiren nasihatler hikâyeye dönüşüyor. Alışageldiğimiz bir basitlikte karşılıyor ölüm bizi. Oysa buraya ekip biçmeye gelmiştik. Burası tarla idi. Burada sadece azık edinecektik.

Müslümanca duruşumuz, inancımız, farzlarımız, zorunluluklarımız unutulmaya veya ihmal edilmeye başlandı. Ömrümüzün kıymeti ne varsa bu dünyaya hasredilmeye başlandı.

Dünya tatlı. Acı olan hayatın kendisi olmaya başladı. Heyhat ki heyhat!

Dünyaya geldiğine pişman olan insan sayısı nedir bilmiyorum ama her imkâna rağmen intiharlar, ayrılıklar, acılar, kavgalar artıkça artıyor.

Sorgusuz hayat, bizi sorumsuzluğa götürüyor. Sorgusuz yaşayarak sonsuzluğu arzular olduk.  Asıl sorguyu unutarak, asıl muhasebeyi edileceğimiz zamanı unutarak yaşamaya çalıştığımız bu hayatın bize sunduğu her şeyin bedeli çok ağır olacaktır.

Son yıllarda artan savaşlarla ortaya çıkan mülteci insanlara bakışımız ne kadar da vahim! İkinci sınıf insan yapıyor kibrimiz. Oysa insan taşıdığı yürekle, mayasını oluşturan sevgiyle dünyayı sığdırabilmeli gönlüne. Evet, dünyayı böyle istemeli.

Gelin canlar bir olalım!

Bu kadar keyfî yaşamak fazla. Ömrümüzün asıl kısmı olan öteki dünyayı da hesaba katmadan yaşamak bize hep acı veriyor. Mutluluklar anlık ve her güzellik çabuk geçiyor. Tükete tükete kendimizi yok etmeye başladık. Ailemiz, akrabalarımız, çevremiz ve ait olduğumuz toplum ömrümüzün içinde kalmalıdır.

İdeolojiler, siyasi ve sosyal kimlikler, dernekler, sendikalar, vakıflar, dînî ve etnik yapılar ne varsa bunlardan önce gelen bir değer var ki o da insan oluşumuzdur. İnsanı ve insanlığı öncelemeyen hangi görüş varsa sakattır. İnsan ki Yüce Yaratıcı'nın en mükemmel eseridir. İnsana saygı duymayan kime duyar ki?

 


Etiketler: