Ne vakit kutlayacağımıza, bizi “Bekâ” meselesiyle karşı karşıya bırakan ABD’nin karar verdiği “KADIN GÜNÜ”nde…

“İşbirlikçi” 28 Şubat zihniyetinin “cımbızlayarak” önümüze attığı “yıllanmış” lâflar üzerinden tartışıyoruz!..

Bu tartışma “aynı ruh ikliminin evlâtları” arasında tamiri mümkün gönül kırgınlıklarına sebep olduysa da…

Faydası yok değil.

Şer gibi görünendeki hayır:

Özellikle “hoca”lar, “İslam” adına konuşurken kılı 40 değil 40 bin yarmalı…

Onun bunun ağzına sakız vermekten kaçınmalı!..

“Hoca” olmayanlar da “hoca”ları yargılarken, işin aslını feslini iyice araştırmalı...

Sorumluluk “bir kişi”nin değil, “her kişi”nin omuzunda zira!..

Birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğumuz şu hassas günlerde, hepimiz çok daha dikkatli olmalıyız.

Son tartışmalardan hepimiz, payımıza düşen “dersi” çıkartmışızdır umarım.

Öte yandan…

Gündemimize, “kadın, erkek, aile, iffet, mahremiyet, halvet” meseleleri gelmişken…

Farklı “zaviyelere” de yönelmek suretiyle “son tartışmalardan istifade” kısmını güçlendirebiliriz.

Mesela…

Hem Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, hem ilahiyatçıların, hem de RTÜK’ün…

Aile hayatımızı “dinamitleyen” şu “yerli dizi furyası” hakkında bir şeyler “yapması” gerekmez mi?

Ayıptır söylemesi, kafa dağıtmak için bir takılalım dedik; vaziyetler feci!..

Kimin elin kimin cebinde, kimin gözü kimin neresinde belli değil!..

Aile arasında “belden aşağı” işler dönüyor!..

Çok ayıp, çok ayıp, çok!..

Ayakkabıyla girilen “ultra varsıl” mekânlarda, gayri meşru ilişkiler yaşanıyor ve bu ilişkiler “eleştirel” değil de “özendirici” formlarda sunuluyor!..

Ha bir de…

Ekranlarda acayip yarışmalar da var…

“Mini Olimpiyat” kıvamında ama fevkalade açık, saçık, tahrîk-âmiz!..

 “Et fiyatları” artıyormuş, öyle haberler çıkıyor…

O “ADA”larda  “et” bedava; en azından alabildiğine sergilemesi ve seyretmesi!..

“Ada”larda “Moda”larda neler oluyor ve “kadın ve erkek”  oralarda ne hallere düşürülüyor, bakmayın gitsin!..

Yani diyanetçilerin ve ilahiyatçıların ilgilenmesi gereken nice mesele var…

Bir de RTÜK’çüleri göreve davet etmek gerek, tam alanları!..

Şöyle bir girilse şu meselelere, ille de “tâlimat” mı gerek!..

DİNDAR KADIN ÇOK DAHA FAZLA HÜRMET GÖRÜYOR!

Efendim…

Kadın” merkezli tartışma, “dindarlar” üzerinden yürüyor…

Sanki…

Kadına “köle” muamelesi yapan “Dindarlar”mış gibi!..

Sanki…

Kadını “şehvet” malzemesi olarak kullanan, kadının cazibesini “ticaret”e döken…

Kadını “sermaye” olarak gören zihniyet…

“Yerli ve Milli” zihniyetmiş gibi!..

 “Dindarlar” sadece “siyasal iktidar”a sahip olabildiklerinden…

İşi bir türlü “sosyal ve kültürel” iktidar boyutuna taşıyamadıklarından, kendilerini ifadede güçlük çekiyorlar.

Öyle bir rüzgâr estiriyor ki 28 Şubat zihniyeti;

“Dindar erkek” dediğin, eşine kan kusturur, hayatı zindan eder!..

Oysa…

“Her iki tarafı da bilen, her iki tarafta da yaşayan” bir kardeşiniz olarak rahatlıkla ifade edebilirim ki, “Dindar Erkek” eşine çok daha fazla kıymet vermekte, üzerine titremektedir.

“Dindar Erkek”, hanımının yüzünü güldürebilmek için kırk takla atar, şekilden şekile girer!..

Yemez yedirir, içmez içirir…

Gezmez, gezdirir!..

“Dindar Kadın” aileyi çekip çeviren, kararların büyük kısmını verendir…

“Dindar erkek” ise kendisinin verdiğini zannettiği kararların gereğini yerine getiren!..

Televizyonun “kumanda”sı erkeğin, evin “kumanda”sı kadının elindedir buralarda!

“Dindar Kadın” çok faaldir, vakti hep doludur, kendisini sürekli olarak geliştirmek ve geliştiğini göstermek için hep bir yerlerde olur!..

“Dindar Erkek” ise genellikle işinde gücündedir…

Eşi çalışsa da, “yük” onun omuzlarındadır; bunun için çalışır, didinir ve elindekini avucundakini düzenli olarak hanımına getirir!..

“Dindar Erkek”, kahve/meyhane bilmez…

Sosyal faaliyetleri de “ölçülü”dür;  bunlardan dolayı evini ihmal etme noktasına gelmişse, Hanımefendi’ye karşı boynu “bükülü”dür!..

Dindar Erkek, “senin malım, benim malım” meselesine girmez pek…

Kazanılan ne varsa müşterektir, zaten her şey “ümmete faydalı” olmaları için uğraşılan çocuklara aittir.

“Dindar” karı-kocalar arasında, “mal, mülk, para çekişmesi” olmaz!..

“Dindar” karı-koca arasına mal/mülk meselesi girmişse eğer, o ailede “dindarlık” görüntüden ibarettir!..

O aile “muhafazakarlaşmış” demektir!..

Yani…

Etrafınızda “şekil şartlarını taşımakla birlikte”;  para, makam, mevki, gösteriş, uçkur meraklısı, havalı zatlar görürseniz…

Onları “dindar bireyler” olarak değerlendirmeyiniz…

Onlar…

“Muhafazakarlaştırılmış” tiplerdir!..

Bu konuda daha fazla malûmat için MAX WEBER’in “Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eserinden istifa edebilirsiniz efendim….

RİCHARD SENNETT imzalı “Karakter Aşınması” adlı kitap da işinize yarar, naçizane tavsiye ederim.

İşte…

Bir taraf böyle…

“Dindar erkek” kadınına hak ettiği değeri vermek için “özlük” haklarından feragatte bulunur…

Öte tarafta ise…

“28 Şubat tarafında” ise tarz çok farklıdır.

Oralarda…

“Hayat müşterek, mallar ayrı”dır..

Kadın erkeğine fazla güven duymamalı, kendini mutlaka “garantiye” almalıdır!..

Oralarda…

Evde güzel olmak iyidir ama dışarıda güzel olmak şarttır!..

Bir “çağdaş” dizinin “son zamanlarda kilo almaktan şikayetçi” karakteri, “plaj mevsimine” fit bir vücutla girebilmek için “ilkbaharın sonuna doğru” spora başlamıştı, hiç unutmam!..

Evde kendisine  “antrenman”  yaptırmak üzere  “kaslı tarafından” bir “hoca” (!) tutmuştu…

Bunun uygun bir hal olmadığını söyleyen eşi de, buncacık şeye bozulmasından dolayı “çağdışı erkek” ilan edilmişti!..

Bir vakitler…

Bizim yaşadığımız diyarlarda da…

 “Deniz mevsimine hazırlıklı olmak”, “mayonun, bikininin hakkını vermek” çok mühim idi.

Bunun için özel gayretler sarf edilir idi…

Birileri de…

O vakitler “yobaz” diyerek “küçümsediğimiz”  birileri de, bunların doğru işler olmadığını…

Kadının erkeğini, erkeğinin de kadınını “yabancı gözlerden sakınmasının” fıtrat gereği olduğunu…

Bunu yapmayanların “fıtratlarının bozulduğunu” söylerlerdi…

Bizler onlara bu ve benzeri “fikir”lerinden dolayı “gerici” derdik!..

O günlerde…

Kadınların, o malûm hallerle,  “otomobil, tekerlek, vs.” reklamlarında kullanılmasını “Kirli Ticaret” olarak nitelendirenlere…

“Kötü dizilere”

“Faiz reklamlarına” karşı çıkanlara, “yobaz” derdik!..

“Gerici” bizmişiz meğer, “yobaz” bizmişiz…

Öğretmemişlerdi…

Bilemezdik!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSIZ 2018-03-13 13:26:15

Kıyaslama çok yerinde tamamen katılıyorum yazarımıza