8 Mart Dünya Kadınlar Günü dünyanın her yerinde ve ülkemizde kutlandı. Doğrusu, kadınlar gününün; anneler günü, sevgililer günü, babalar günü gibi algılanıp kutlanması ne derece manidardır, bizim kültürümüzle ne derece ilintilidir bunu da düşünerek bu etkinlikleri, farklı bir perspektifle anlamlandırmamız gerektiği düşüncesindeyim.

 Amerikalı bir grup zenci işçi kadının hak ve özgürlükler noktasında sendikal bir yapılanma olan kadınlar gününün kanlı bir geçmişi olduğunu hepimiz biliriz. Bir grup işçi kadının hak arama adına yaptıkları başkaldırı ve direniş bizim gündemimizde nasıl yankı bulur? 

Nihayetinde bizim kültürümüze ve değerlerimize ait olmayan bir kutlama ve anmayı, kendi öz değerlerimize harmanlayarak bugünün kadın sorunlarına ve kadın dünyasındaki yankısına dokunmak manasında artık her yerde toplantılar tertip edilmekte.

Peygamberlerin, alimlerin, filozofların, mucitlerin, en büyük siyasetçilerin, katillerin, zorbaların hepsinin katman katman tüm toplumun annesidir öncelikle kadın. Bu minval üzere baktığımızda kadın toplumu doğuran ve emzirendir. Merhamet ve adalet soluğuyla yavrusunu büyütüp topluma gönderen annedir.

Ama Yaratıcının fıtrat olarak şefkat abidesi, merhamet şelalesi gibi yarattığı kadın anne olamadığı zaman, tüm varlığıyla anne sıcaklığıyla kuşatmadığı zaman, katiller, zorbalar, hırsızlar türer toplumlarda. Bizler biliriz ki cennet süt ve bal ırmaklarının aktığı yer olarak tanımlanır. Süt sevginin ilk görünümü ilgi ve onaylamanın simgesidir. Bal, yaşamın tatlılığını, ona duyulan sevgiyi ve yaşamanın mutluluğunu simgeler. Erich From'a göre: “Annelerin büyük çoğunluğu ‘süt‘ verebilmektedir ama onların pek azı ‘bal' da ekleyebilir. Annenin bal verebilme yetisine sahip olabilmesi için sadece, ‘iyi anne' olması yetmez, mutlu bir kişi de olmalıdır. Bu noktaya erişen annelerin sayısı pek yüksek değildir“ diyerek manidar ifadeler kullanır Sevme Sanatı adlı kitabında…

Artık maddi ve manevi anlamda tükeniş duraklarına gelmiş toplumlarımıza, evrensel dünyamıza sarıp kuşatan, hayata bal tadında renk ve ahenkle enerji verecek anneler gereklidir.

Kadın önce annedir toplumda.

Toplumu doğuran kadın aynı zamanda toplumun diğer yarısına eştir. Yani erkeğin eşi olarak yer alır. Toplumu inşa etmek tek taraflı erkek merkezli bir eğitim ve kuşatıcılıkla olmaz elbet. Kadın yaratılışının gereği olarak merhamet, güzellik kaynağı bir ahlak ve erdemle tüm toplumu sarar, kuşatır. Eşi olan erkeğin yanında evin idaresinde, çocukların eğitim ve bakımında adeta dengeleyen sıcak sevgisiyle erdemlere taşıyan esenlik soluğu olur. Toplumda çalışma hayatında ve bulunduğu her ortamda dost ve yardımcıdır karşı cinse.

İş hayatına atıldığında entelektüel donanımı, yüreğine nakşolmuş merhamet sarmalıyla ayrı bir dokunuşla mesleğini icra eder.

Öğretmendir, anne sıcaklığıyla burcu burcu sarar öğrencilerini, nesiller onun elinden yürür dünyaya. Nice doktorlar, hukukçular, mühendisler ilk derslerini ondan alarak meslek icra etmektedirler.

Sonra barolarda avukattır, savcıdır, hakimdir… Onun fıtratından getirdiği incelik ve nezaket, yüreğine dokuduğu eşsiz sabır adaletin terazisini öylesine dengeler.

Doktordur yüreğinin yumuşak nazenin sancılarına şifa olabilecek bir duyarlılıkla dokunur her bir hastanın yüreğine ve sonra bedenine. Onun parmaklarından şifa akar insanlığın kurumuş damarlarına. Asık suratlı beton binaların içinde bir kır menekşesi gibi size gülümserken ciddi duvarlara, camlara memure olarak tebessümü yansır.

Hâsılı kelam, kadın önce insandır erdemleri kuşanmış, ahlakın tüm yüce duraklarında soluklanmış, iffet ve hayâ timsali olarak onurlu duruşların yegâne merkezi. Annedir bal ve süt akıtarak döşünden emzirir toplumu.

Topluma aşk mayasını çalarken her dem dirilten baharlar taşır yüreğinden insanlığa. Eş olarak erkeğinin yanında vakur duruşu, adaletli ve merhametli haliyle evindeki dirlik ve düzeni sağlar. Evin havası onunla burcu burcu kokarken, renk renk çiçeklerin rayihası yayılır her bir odaya onun tılsımlı varlığından. Dost ve kardeş duyarlılığıyla iş yerinde mesai arkadaşıdır. Her bir hareketi ve duruşu sabrın ve özverinin engin kuşatıcılığıyla insanlığa ümit aşılar…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri dolayısıyla Mübarek şehir Urfa'da Harran Üniversitesi'nin misafiri olduk. Anlamlı bir panelde bu günü vesile bilerek hayırlı ve bereketli buluşmalar gerçekleşti kendi adıma. Kültüre, emeğe, yaşadığı toplumun değerlerine değer veren Anadolu'nun has insanı olarak, entelektüel duruşunun yanında, toprağının insanını da kucaklamasını bilen Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Hasan Akan Beyefendiye şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bizleri buluşturan bu anlamlı etkinlikte ev sahipliği yapan Prof. Dr. Rektör Ramazan Taşaltın Beyefendi ve İl Müftüsü İhsan Açık Beyefendiye, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Burhan Akpınar Beyefendiye, Mustafa Kahyaoğlu'na, bizleri her daim güler yüzlü ve samimi kardeşçe karşılayan misafirperverlik gösteren, Yard. Doçent Mahmut Öztürk, Öğretim Görevlisi Yasemin Yaşar, Hatice Öztürk ve Eyyüp Azlal Hocalarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.