Öyle anlatıyordu sergüzeşti hayatını muhterem münevverimiz...

Hatırlıyorum yıllar önce sokak lambasının altında ders çalıştığımı...

Şam’dan geldiklerini söylerdi annem. Önce Van’a, sonra buraya. Orta halli bir ailenin dört çocuğundan biriydim.

Babam okumamızı çok isterdi. Ama okutacak imkana sahip değildi. Didinip dururdu onu bulmak için. Bulamayınca imkanı, çok muzdarip olurdu. Halim selimliğiyle hissettirmezdi durumu bizlere. Ancak bütün kahrını yapardı anneme...

Böylece yıllar hızlıca geçmişti. Benim karar vermemin zamanı gelmişti. Sadece çalışıp para mı kazanmalıydım ailem için... Yoksa hem çalışıp hem de okumalı mıydım ideallerim için... Evet, hem ailemi geçindirmeli, hem de geleceğimi inşa etmeliydim. Öyle de oldu. Tarif edilemez sıkıntılar içinde lise tahsilini başarıyla tamamladım.

Liseyi henüz bitirmiştim. İş arıyordum bir taraftan. Diğer taraftan da üniversite okuyabilmenin yollarını aralamaya çalışıyordum. Kimse beni yönlendirmiyordu. Hayatın hakikati tek kılavuzumdu.

Nihayet PTT’de iş buldum. Bir de üniversiteye kaydoldum. Çok zorlanıyordum çalışarak okumaktan. Lakin bunu başaramasaydım uzaklaşırdım idealim olandan.

Bir taraftan gurbetin çilesi, diğer taraftan işin yükü ağır geldi. Bedenim iflas etti. Bıçağın altına yatırıldım. Ameliyatın acısını tattım. Ama bu acı, hayatın yükünün ağırlığından daha trajik değildi. Neylersiniz, hayatta size sunulan yol, böyleydi.

Bütün bu sıkıntıların üstesinden geldim ve üniversiteden de mezun oldum. Çok heyecanlıydım aldığım diplomayla. Herkes heyecanlanmıştı benim bu başarımla. Bir hukukşinas olarak memleketime geldim. Devlet kapısında iş bulmak için biraz bekledim. Sonra açıldı kapılar bir bir. Elaziz’de geçti en güzel günlerimiz.

Çok şey yaşadık bu süreçte. Lakin bir hadise var hiç unutamadığım. Onu size anlatmalıyım. Hayatımın en büyük istikamet göstergesiydi. O zaman genç ve bakımlıydım. Allah’ın verdiği nimeti sergilemekten geri durmazdım. Güzel giyinirdim ve etrafın dikkatini çekerdim. Hava atmayı sevmezdim. Doğuştan galiba öyle biri idim.

Yine bir akşam vaktiydi. İşten çıkmış -her zamanki adetim üzere- camide namazı kılıp eve öyle gitmek istedim. Meğerse takip ediliyormuşum. Etrafta kim olduğum merak konusu olmuş. İçeri girdim. Namazımı kıldım. Sonra eve gitmek için ayakkabılarımı almaya yöneldim. Tam çıkacakken içeriden, önüme geçti üç kişi birden. Çok heyecanlıydılar. Bir şeyler sormak için yolumu tuttular. Ama biraz da çekinken durdular. Nazik bir şekilde selamlarını aldım. Ne soracaklar diye meraklandım. İçlerinden biri nezaketle şöyle dedi:

— Efendim biz sizleri günlerdir takip ediyoruz. Camide görmekle gurur duyuyoruz. Ama şüphemizi bir türlü gideremedik. Acaba siz hangi meslekle iştigal etmektesiniz?

Hürmetle ve nazik bir ifadeyle mesleğimi söyledim. Mesleğimi duyan cami cemaati çok heyecanlanmıştı. Bu durumlarının sebebini biri bana sonradan anlattı.

— Şükürler olsun Allah’ım yanılmamışız. Bu milletin münevverleri de camiye gelirmiş. Mesleğinizi ve makamınızı tahmin edememiştik. Ama bu milletin bir münevveri olduğunuzu bilmiştik.

Evet sene 1964. Darbenin ardından ceberrutlaşan iktidar sakinleri sadece başbakanı idam etmemişti. Aynı zamanda bütün münevverleri camiden uzaklaştırıvermişti. Ama ben buna aldırmamıştım. Camiden hiç ayrı kalmamıştım.

Bak oğlum, kendimi bildim bileli camiyi hiç terk etmedim. Lakin devletin en yüksek makamına da geldim. Adil düzenin ve helal lokmanın en büyük savunucusuyduk. Hocamızın etrafında saf tuttuk. Her zaman bütün mazlumların âhına çâre olmaya çalıştım. Bürokratlığımda tamamen Allah’ın rızasını esas aldım. Elimdeki imkanı en âdil bir tarzda değerlendirdim. Allah’tan başkasına boyun eğmedim. Ülkeme ve ümmete hizmet eden herkesi başımın tacı bildim. Zannımca bu nedenle herkesin gönlünde yer edindim.

Artık yorulmuştum devlet kapısında. Kendi ekmek teknemi açtım ana yurdumda. Her gelen mazluma çare aradım. En büyük kuvvetin Hakk’ta olduğunu etrafa daima yaydım. Ama ehliyetli ve vicdanlı münevverlerimiz eksikti. Bu nedenle de bütün işlerimiz güdüktü. Hele Hakk’ı haykıran hukukşinaslarımız sanki hiç yoktu. Bu nedenle bir hayalim vardı. Allah’tan çok istedim tahakkukunu. Görmekteyim artık onun kabul olduğunu.

Bir çok davalara girerdim. Vicdanlı ve imanlı bir ceza hakimini veya hocasını mumla arar idim. Allah’tan istedim ki bir evladım hukukçu olsun. Ceza davalarının vazgeçilmezi kılınsın. Çünkü o devirlerde bütün mazlumlar bu taraftan mağdur edilirlerdi. İmanlı ve ehil ceza hukukçusu sanki hiç yok idi. Allah bu duamı kabul etti. Evladım bugün ülkemin en güzide bir ceza hukukçusu oluverdi.

Hasılı kelam, bana çok nimet verildiğini hiç unutmadım. Onları anmakta mütevazi bir âbidim.

Lakin hanımla olan münasebetimde eksiğim. İhmal ettiğimi her zaman bilirim. Onun da mükafatını Allah verecek. Benim de kusurlarımı affedecek.

Bu mevzular bahis konusu olunca o daima heyecanlanırdı. Sesindeki halavet, lisanındaki selaset ve tavrındaki nezaket onun bir Müslüman münevveri olduğunu ispata kafiydi.

Hakiki münevver onlar idiler. Ümmetin umudu milletin geleceğiydiler. Hissemize düşen o güzel ayinelerden geleceğe projektör tutmaktır. Yeni medeniyet tasavvurumuzda onları hakkiki yerlerine koymaktır.

***

Emeğini hiçbir zaman unutamayacağım değerli hocamın geçen haftaki yazımız üzerine Benim Babam ile ilgili gönderdiği şiiri yayınlamak istiyorum.

BABAM...ÇAĞLAYAN SESİM

Beni ayakta tutan,

Ne temeldir ne de dam.

Beni ayakta tutan

"Bu adam benim babam."

O’dur cevher varlığım.

Genişliğim darlığım,

Hayatta umarlığım,

"Bu adam benim babam."

Korku olmaz bağımda.

Kurt izi yok dağımda,

Yanımda uzağımda,

"Bu adam benim babam."

Güneş batar, doğar gün,

Kurulur baştan düğün.

Bak en önde gördüğün,

"Bu adam benim babam."

Alev yakar, kor yakar.

Mekân için ufuk dar.

Çok ortak yönümüz var,

"Bu adam benim babam."

Adı üstünde "deli"

Tadından yenmez "veli"

Edebî ve ezeli,

"Bu adam benim babam."

Beni ayakta tutan,

Ne temeldir ne de dam.

Beni ayakta tutan,

"Bu adam benim babam"

Figen Yılmaz


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-18 11:10:16

Kaleminize ve yüreğinize saglik. Emin Abi ALLAH im inançlı ve vicdanlı insanları hayatimizdan eksik etmesin.

Avatar
Hasan Çaldak 2017-11-18 12:14:58

Ellerine diline sağlık kardeş

Avatar
İzzet ölmez 2017-11-18 13:00:05

Güzel yazı ve güzel şiir yüreğinize sağlık

Avatar
Adnan Oktay 2017-11-18 17:27:43

EywAllah üstadım. Bu yazılar kişiyi ailesine sığındıran yazılardır.

Avatar
Kasım ŞEKER 2017-11-18 22:44:15

Sayın hocam Tebrikler.