Uzaktan uzağa tanıdığımız ama büyük hizmetlerine şahit olduğumuz işadamlarımız olmuştur. Onlardan üçü Aydın Bolak, Sabri Ülker ve İbrahim Bodur'dur. Bugün rahmet-i rahmana kavuşmuş olan bu üç işadamımız, pek çok hayırlı faaliyetin içinde bulunmuşlardı.

YAZI çizi işleriyle uğraşanlar, işadamlarına pek yakın değildir. Aynı meclislerde bulunmazlar. Benzer mahfillerde muhabbetleri, sohbetleri pek olmaz. Bir yazarın sanatkârın ilk ve belki de hep görüştüğü tek işadamı, eğer özel sektörde çalışıyorsa müessesenin sahibidir. Benim de iş dünyasından ziyade kültür sanat dünyasında dostlarım olmuştur.

Peki iş âleminin seçkin mensuplarına karşı mıyım? Asla! Tam aksine, yanında yüzlerce, hatta binlerce kişi çalıştıran işadamlarının çok hayırlı insanlar olduklarına inanıyorum. Tabii kul hakkı yemedikleri sürece!

Kolay değil insanları istihdam etmek. Onlara uygun iş bulup rızıklarının temin edilmesini sağlamak. Bazen iş arayan gençlerimizle görüştükçe ve onları dinledikçe, “Keşke işadamı olsaydım da bu pırıl pırıl çocuklarımıza sahip çıksaydım, çalıştırıp ailelerine ve vatanlarına faydalı olmalarını sağlasaydım!” diyorum ama tabii bu sadece kuru bir hayal.

     

İlanlarla sahip çıktılar

Benim uzaktan uzağa tanıdığım ama büyük hizmetlerine şahit olduğum işadamlarımız olmuştur. Onlardan üçü Aydın Bolak, Sabri Ülker ve İbrahim Bodur'dur. Bugün rahmet-i rahmana kavuşmuş olan bu üç işadamımız, pek çok hayırlı faaliyetin içinde olmuştur. Ama kültüre, edebiyata, sanata ve ilmî çalışmalara ayrıca önem verdiklerini biliyorum. Yıllar yılı ilmî, dinî ve kültür sanat dergilerine ilanlar verip sahip çıkarak o ‘fikir kaleleri'nin ayakta durmasını sağladıklarını biliyorum. Ve daha pek çok hizmet! Sonsuzluğa uğurlanan yüzlerce, belki de binlerce işadamımız var. Ama bu üçü niçin hemen hatırlanıyor, rahmet, saygı ve şükranla yâd ediliyor? Çünkü soyadlarıyla bile marka olan Bolak, Ülker ve Bodur, insanlarımızın sadece midelerini doldurmayı düşünmediler. Manevi ihtiyaçlarına da yardımcı olmak, dertlerine derman olmak istediler. Onun için hiçbir zaman unutulamazlar. Meydanlara, kültür merkezlerine, cadde ve sokaklara sadece yazarların ve devlet adamlarının isimleri verilmemelidir. Böyle örnek davranışlarda bulunmuş, unutulmaz hizmetleri üstlenmiş işadamlarının isimleri de unutulmamalıdır.

Burs verirken dikkat

Peki bugün aynı yolda yürüyen, medeniyet odaklı hayırlı hizmetlere destek olan işadamlarımız, sanayicilerimiz yok mu? Olmaz olur mu, var elbette. Ama yeterli mi, değil! Manevi hizmetten maksat, sadece mabet inşa etmek ve ramazanlarda oruç tutan insanları doyurmak değildir. Çünkü midesini doldurduğumuz gencin şayet ruhu boş kalmışsa, gönlüne ve kalbine hitap eden faaliyetlerin içine çekememişsek kaybeden biz oluruz. İdealist olmaları yolunda gayret göstermediğimiz gençlerimizi kaybetmek ne feci! Bazı vakıfları bilirim. Öğrencilere sürekli burs verirler. İyi, Allah kabul etsin. Ama ceplerine para doldurdukları bu gençlerin ne yapıp ettiklerini, ne düşündüklerini, hangi faaliyetlere katıldıklarını, kitap okuyup okumadıklarını merak etmezler. Bu lâkaytlık sonucu, hayır hasenat parasıyla okuyan bazı gençlerimiz hiç de tasvip etmeyeceğimiz mekânlarda ömür tüketiyor olabilir. Affedilemeyecek bir ihmal!

Gelelim işadamlarımıza. İnanıyorum ki bir çoğu hayırlı ve faydalı işler yapmak için sabırsızlanmaktadır. Belki de teklif bekliyorlar. Ben de nâçizane bazı düşüncelerimi burada maddeler halinde paylaşmak isterim. Ola ki, bazı işadamlarımız bu projeleri, teklifleri okur, münasip görür ve uygulamaya başlar. Kazanan hepimiz oluruz. Hepimiz yani bütün bir memleket! Güzel Türkiye'miz.

        

Güzel hediye kitap

Son zamanlarda Bâbıâli'de bazı köklü yayınevlerimiz maddî sıkıntıya girmişlerdir. Neredeyse kapanma noktasına gelmişlerdir. Hayırlı işadamlarımız, bu nâşirlerimizi destekleyebilirler. Meselâ her ay bu yayınevlerinden seçecekleri birkaç yüz kitabı satın alarak işçilerine, elemanlarına hediye edebilirler.

Dergi çıkaran gençlerimizin ellerinden tutabilir, ilk heveslerin ortaya çıktığı o az yapraklı ama heyecan dolu dergilere ilan vererek ayakta durmalarını sağlayabilirler. Böylece hâmilik görevlerini de yapmış olurlar.

Her işadamı bence doğup büyüdüğü şehrin kültür hayatından sorumludur. Gözünü açtığı köyün, ilçenin veya şehrin kütüphanesi, müzesi yoksa önayak olabilir, destek verebilir. Kütüphanesi olmayan okulları tespit ederek raflarını değerli kitaplarla doldurtabilir. Hamiyetli işadamlarımız, memleketlerinin veya bulundukları şehirlerin tarihî camilerini, çeşmelerini, köprülerini, sebillerini, dergâhlarını, tekkelerini, medreselerini, külliyelerini, mescitlerini, sadaka taşlarını, kuş evlerini korumalı kollamalıdır. Bu eserleri, ihtiyaç varsa restore ettirmeli ve medeniyetimizin güzelim işaret taşlarını geleceğe emanet etmelidir.

Kültüre omuz verilmeli

Yazarlarımız, sanatkârlarımız, ilim adamlarımız, şehitlerimiz, devlet adamlarımız adına edebiyat ve diğer sanat türlerinde yarışmalar düzenlenmeli,  işadamlarımız bu yarışmalara sponsor olmalıdır. Müsabakalarda dereceye girenler ödüllendirilmeli, desteklenmeli, teşvik edilmelidir. Bu tür yarışmalarla belki de geleceğin Mimar Sinan'ları, Mehmed Âkifleri, Mustafa Itrî'leri, Necip Fazılları ve Hâmid Aytaçları yetişecek. Patronlar, bu duygu, inanç, temenni ve hassasiyetle kültürel faaliyetlere omuz vermelidir. Ben bugün de aramızda Aydın Bolak, Sabri Ülker ve İbrahim Bodur gibi kahramanlar olduğuna inanıyorum. Kültürümüz, edebiyatımız, sanatımız, medeniyetimiz ve tabii ki bütünüyle inanç dünyamız, onların desteğiyle yaşayacaktır inşallah. İrfan hayatımıza sahip çıkan işadamlarımıza selâm olsun! Sağ olsun, var olsunlar.  


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.