Kimdi o. "Rahatınızı, huzurunuzu bozmaya geldim." diyen mübarekler. Peygamberimize ve sonra kimi değerli insanlara atfedildiğini, onlar tarafından farklı ifadelerle tekrarlandığını biliyoruz. Hepimizin aklında kalan bir veciz ifade bu…

Biz en büyük huzuru; bilinçlenmemiz için "bizi huzursuz etmeye geldiğini" söyleyen o kıymetli insanlardan aldık. Huzur/dan hoş geldiler, hoş yine Huzur/a çıktılar. Hızır'dılar. Yettim diyip geldiler. Artırıp gittiler.

İnsansak kaygı duyarız. En başta kendimizin “olup olmaması”ndan. Ergenliğinden ve olgunluğundan. Topyekun insanlıktan da…İsteriz ki koca insanlık ailesinde, en azından tek başına ben, biz, sorunlu, varlık nedenini çözümleyememiş, bu nedenle de var olamamış biri olmayalım. Bunun için çaba göstermek yaşamımızı oluşturur. Hayata çeki düzen veren şey, hayata nasıl baktığımızdır. Zihnimizin penceresi nereye açılıyor? Nasıl bir anlam bütünlüğüne ve o bütünlüğü güzel parçalayan ayrıntı cümlelere açılıyoruz?

Her ne kadar kişiselmiş gibi dursa da, mesela “durduk yerde huzur bozan o cümle” eğer herkes veya çoğunluk dikkate alabilirse dünyayı güzelleştirecek bir anlam taşıyor. Hepimizin rahatı o rahatsızlığa bağlı…

Nitekim mezarlar, dünyanın ve insanlığın sükun bulması için bu kaygıyı ileri derecede duyan, ona adanan kahramanları ağırlıyor…Bir anlamda sonsuzluk adımlı bu huzur bahçeleri, onlar kadar ciddi ağırlanması gereken özel misafirler edinmedi.

Burada asıl soru şu: Herkes başkasından değil, kendisinden yeterince rahatsız mı?

Fakat görüyoruz ki; herkes başkasından çok huzursuzken.... Kendinden son derece memnun.

Bir de ortak kaygılar var. Onlardan aldığımız yerleşik bir mutluluğumuz var. Bir insan ömrü için yeterince kaygı yüklendiysek tamamdır. Taşıyabileceğimiz kadarı yeter. Daha fazla abartmaya gerek yok. Kimse "rahatımızı bozmaya" gelmesin artık. Yetişir. Yeterince "rahatsızız"...

Huzursuzluğumuz çok değerli. Fakat öz-hızırlığımız yetişsin artık. Ne demek istiyorum? Bize verilmiş güzel nimetler, var oluş coşkusu diyebileceğimiz üretkenlikler yetişsin artık. Var oluşumuz var edilişimize yakışsın. Yani tıpkı ve aynı olmayalım. Her birimiz nevi şahsımıza münhasır olsun. Biricik olsun. Tekrar olmasın. Henüz hazmetmeden aktarıcı olmasın. Ezber vermesin.

Çağdaş ve yerli hızırlarımız nerdeler?

Huzursuzluğun bir şeyleri "oldurma" yı cezbeden sancı değeri, düşükler, ölü doğumlar, diri ölümlerle düşüyor gitgide. Huzursuzluğumuz; hızırlığımızı, filizlenmeyi, yeşermeyi, meyvenin göğü öpmelerini ve doyurucu üretkenliğimizi çağırmıyorsa boşa.

Huzursuzluğumuz bencilleşiyor diye de kaçıyor huzurumuz. O insanlar bizi yığılıp kalalım, mızmızlık yapalım, ağlayıp zırlayalım, hayatlarımızı ve bize bitişik hayatları tüketelim diye vermedi bize “rahatsızlığı.” Hep beraber rahata erelim, mutluluğu arayalım, bunun için didinelim diye verdiler.

Huzur; yatarak ve ağlayarak gelmez. Huzursuzluk çalışmayı çağırır. Çabalayıp durmayı…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.