İçlerinden geldiğim için zihin haritalarını çok iyi biliyorum.

“Vatandaşın kafası fazla basmaz abi” diye düşünüyorlar…

Pek Muhterem Muharrem İnce de öyle…

Düşürerek şöööle omuzunu…

“Verecen coşkuyu!..”

Bir de…

“Seçime az kala, bol bol Din’den Diyanet’ten bahsedecen abi bunlara!”

x

Hatırlarsınız;

Deniz Baykal’ın, tam da seçim öncesinde “çarşaflılara” törenle parti rozeti takması, nasıl da mizah konusu olmuştu…

Baykal bunu milleti kendisine güldürmek için yapmamıştı elbette.

Böyle tuhaf işlerle, vatandaşın oyunu alabileceğine gerçekten de inanıyordu!

Sadece Baykal’dan misal verirsek haksızlık etmiş oluruz…

Bir zihniyet bu;

CHP’nin Müteveffa Genel Başkanı’nın Hanımefendisi, seçimler öncesinde “başörtüsü” dağıtırdı mesela…

O zihniyetin seçimden sonra yaptığını unutmak ne mümkün;

Seçimlere giderken başörtüsü dağıtanlar,  fırsatını bulduklarında nasıl da “had” bildirmişlerdi milletin mesture vekiline!..

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Pek Muhterem Muharrem İnce’yi izleyin, geçmişi göreceksiniz!..

Her seçim öncesi…

Geleneksel tavra ilâve misaller:

 “Abdestsiz sokağa çıkmışlığım yoktur!”

Hiçbir mitinge de Ayet-el Kürsi okumadan çıkmam!”

“Bunlar benim inançlarım, isteyen beğenir isteyen beğenmez!”

Aynen bunları söylemekte Pek Muhterem Muharrem İnce

Sonra da, 28 Şubat Dönemi Büyüklerinden bir başka Pek Muhterem’le birlikte…

“Kur’an ve Sünnet”li açılışlar…

xxx

Efendim;

“Din, Tanrı ile kul arasındadır. Kimsenin ibadeti kimseyi ilgilendirmez! Benim ninem de namaz kılardı!”  yollu lâkırdılarla kafa ütüleyen zihniyetin, şimdilerde böyle işlere girmesine bozuluyor değilim…

Olsun…

“Taklit etmeleri” de iyidir!..

Hem alışığız da zaten, her seçim öncesinde yaparlar bunları!..

Alışığız evet…

Lâkin…

Bu aziz milleti “anlamaz” yerine koymalarına bozuluyor insan.

Bu kadar da abartılmaz ki yani…

Neyse…

Şimdiki “Konya Adayınız”ın,

 “Ben bu şarabın tadından başka her şeyini bilirim” dediği gibi…

“Ben bu abdestin alınmasından başka her şeyini bilirim” demediniz iyi ki!..

Hayır…

Gerçekten de “abdestsiz dışarı çıkmıyor” olabilirsiniz…

Her miting öncesinde (Niçin -sadece- mitinglerden evvelse!) Ayet-el Kürsî de okuyor olabilirsiniz…

Tamam da bunu niçin söylüyorsunuz?..

Niçin böyle bir şeye ihtiyaç hissediyorsunuz?..

Atatürk bir kez olsun demiş mi,

“Abdestsiz çıkmam abi!”

Hem sonra…

Sizin “abdest” durumunuzdan kime ne?..

Laik düzende ibadet, “Tanrı ile Kul Arasında” değil mi?..

Bu nasıl bir dildir efendim?..

Yani Pek Muhterem Muharrem İnce

Yapmayın bunu bize!..

Bu aziz milleti “Sokağa abdestli çıkanlar, çıkmayanlar” diye ayrıştırmanın…

Ne anlamı var?..

Bu yolla oy da gelmez efendim, böyle olmaz.

Büyük Atatürk’e olur olan…

Mezarında, rahatsız edip durmayın…

Lütfen sadakatten ayrılmayın…

Ulu Önder’in ilkelerine!..

ERBAKAN VAKFI’NIN SAHUR SOHBETİ

İftar programları güzel oluyor da…

Malûm; yemek servisiydi, akşam namazıydı, ayak üstü sohbetti…

Derken, iyice dağılıyor zihinler…

Onca saat Oruç tuttuktan sonra, midelere yüklenmişken…

Kürsüye çıkanları dinlemek de çoğu vakit zor geliyor…

Erbakan Vakfı Ankara Şube Başkanı Mücahit Çelik, farklı bir organizasyon düşünmüş;

“Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan’ın Katılımı ile Gerçekleştireceğimiz Ankara Sahur Buluşmamıza Siz Değerli Dava Kardeşlerimizi Bekliyoruz.”

Ankara’nın Ostim Bölgesi’ndeki “Ewet’de” adlı düğün salonunda düzenlenen programa katıldık.

Gerçekten de güzel oldu;

Saat 23’ten Ezan okununcaya kadar, bir dolu vakit var.

Sayın Erbakan’dan dikkat çekici bir konuşma…

“Niçin parti kurmayı düşünüyorlar?”

Anlattı.

AK Parti hükümetinin, başaralı ve başarısız olduğu alanları, kendi bakış açısıyla…

Hamasete, hakarete hiç yönelmeden…

Rakamlar ışığında ortaya koydu.

“Malûm Parti” diyerek işaret ettiği yapının,  “CHP’ye çalışmasına” tepkisini dile getirdi.

Doyurucu bir konuşmaydı doğrusu.

Sayın Erbakan’ın konuşmasının öncesindeki ve sonrasındaki sohbetlerden de ziyadesiyle istifade ettik.

“Doğruya doğru, yanlışa yanlış” diyebilmenin gayretinde olan…

Bunu yaparken de, “Mukaddesat Karşıtları”na tepki göstermekten geri durmayan bir “Siyaset Tarzı” memleketin yararınadır.

Ne o öyle;

Erdoğan’a ağzına geleni söyle…

Mukaddesat Düşmanlarına gelince, tek laf etme!..

Ve hatta…

Mukaddesat Düşmanlarına Çalış…

Sıkıldık bunlardan!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Zavalsız 2018-06-01 02:35:47

Ersoy Dede nin bügünkü yazısından alıntıdır;
Dedesi İmam Hatip’e göndermek istemiş. Fakat bir öğretmeni varmış(muhtemelen CHP kafalı) ısrar etmiş gitmesin diye. Düz ortaokula yazdırmışlar. Yoksa aslında o da İmam Hatip’li olacakmış neredeyse. Yani İmam Hatip’e gitmeyişini bu kadar güzel satana da hiç denk gelmemiştim. Ramazan ayında kafa çeken Muharrem İnce gitti. Yerine bu geldi. Cuma namazlarını kaçırmayan, abdestsiz sokağa çıkmadığını söyleyen, arkadaşlarının kendisine ‘hacı’ lakabı taktığını anlatan bir İnce. Katı Kemalist ulusalcı laik CHP’lileri ürkütmeden muhafazakâr sağ seçmene yağ yakmanın ön şartının bu olduğunu söylemişler herhalde kendisine. Fakat anlamadığım şu. Bir yerde ‘az kalsın gidiyordum’ diyen değil de sahiden İmam Hatip’e gitmiş birisi varsa, bu konuda hassasiyet gösteren seçmen hangisini tercih eder sizce? Her şey bir tarafa. Bu döküleceği belli yaldızlarla süslü kampanyanın arkasında, İnce’nin ‘az kalsın gidiyordum’ dediği İmam Hatiplere en büyük darbeyi vuran, 8 yıllık kesintisiz eğitim modelinin olduğunu ne kadar saklayacaktı acaba CHP? Önerdikleri 1+8+4 sistemi tam da 28 Şubat’çı kafanın dayattığı kesintisiz eğitim. Bu makyaj yüzünüzde emanet duruyor, anlamıyor musunuz?

Avatar
Hüseyin Zavalsız 2018-06-01 02:47:17

Ahmet Kekeç ın bugünkü yazısından alıntıdır;
Merkel, Erdoğan’ı ülkesine davet etmiş.
Hepsi bu!
Muharrem İnce bu daveti, “ihsas-ı rey” gibi algılıyor ve “Ey Merkel, sen şimdiden Erdoğan’ı seçimin galibi ilan ediyorsun... Orada dur!” diyor
Sonra da, “Sen kimsin ki ülkemizin içişlerine karışıyorsun, haddini bil, haddini...” diyerek, saydırdıkça saydırıyor.

Öyle ağır laflar ki, insanın, “Beri gel yiğit” diyesi geliyor.

Hakikaten beri gelsin...

Merkel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ülkesine davet ediyor.

Mevcut Cumhurbaşkanını yani...

Sadece bir davet!

Seçimi kim kazanır, bilinmez.

Erdoğan kazanırsa “seçilmiş Cumhurbaşkanı” olarak, kazanamazsa AK Parti genel başkanı olarak davete icabet edecek... Ya da etmeyecek... Onun bileceği iş...
Bu durumun ihsas-ı reyle ne alakası var?
Madem Muharrem İnce “şarlamayı” ve “gider yapmayı” çok seviyor, bu yeteneğini iftar yemeğinde bir araya geldiği AB büyükelçilerine karşı sergileyecekti, “Siz kim oluyorsunuz ki, bağımsız bir ülkenin Cumhurbaşkanı adayına Erdoğan’ı yargılayacak mısınız sorusunu sorabiliyorsunuz?” diyecekti.
Bunu demedi...
Bunu diyemeyen Muharrem İnce, ülkesinin bakanları AB ülkelerinden deport edildiğinde susmuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa ülkelerindeki toplantıları iptal edildiğinde susmuştu.
Dışişleri Bakanı’nın uçağına iniş izni verilmediğinde susmuştu.
Erdoğan’ın toplantılarını iptal eden Almanya, PKK mitinglerine izin verdiğinde susmuştu.
Ülkesi, AB destekli terör örgütlerinin “sistematik” saldırılarına uğradığında susmuştu

Şimdi kalkmış, “Ey Merkel” diyor sahte kabadayı...

Sahte kabadayının partisinden kimi vekiller, bir vakitler Merkel’e mektuplar yazıyorlardı... “Sakın Türkiye’ye gelmeyin. Erdoğan’ın elini güçlendirmeyin, Erdoğan’ı meşrulaştırmayın” diyorlardı.

Avatar
Erden can 2018-06-02 20:30:31

Selamünaleyküm Serdar abi yillardyı butbü yazılarınızı beğenerek okuyorum yüce Allah'ım sizleri dünyada ahirette iki cihanda aziz eylesin amin