Herşeyi tüketiyoruz… gıda, giysi, içecek, araç-gereç, zaman, mekan, hayat… Ömür tükenip giderken bir taraftan aheste aheste, neyi, neden ve ne şekilde tükettiğimizi sorgulamıyoruz çoğu zaman! Oysa ki tüketim alışkanlıklarımız ve hayatımız boyunca tükettiğimiz her şeyden sorumluyuz. Sadece tükettiklerimizden değil, tüketmediklerimizden de sorumluyuz. O nasıl oluyor diye sorabilirsiniz? Mesela kahvehane köşelerinde tükettiğimiz zamana karşılık hayırlı işler için tüketmediğimiz boş zamanlardan da sorumluyuz. Yani tüketmek tamamıyla olumsuz bir anlam taşımıyor… Evet maddi planda tüketim çok pozitif düşünceler çağrıştırmıyor ama, manevi, plana dönünce özellikle zamanımızı nerede tüketip tüketmediğimizden sual olunacağımıza hangimizin şüphesi var? Peki şöyle bir soru sorsak desek ki tükettiğimizde geri kazanamayacağımız tamamıyla yitip giden bir değer var mı? Şimdi siz bu sorunun cevabını ararken ben yazıyı bitireyim bir taraftan hem okuyun hem de düşünün. Yani iki işi birden yapmaya çalışın ama benden bir ipucu size tam şimdi, şu esnada telefon ya da saatinizden bir kronometre açın. Saymaya başlasın. Başlattınız değil mi? Tam yazı bitince kronometreyi kapatın ben de cevabı vereceğim. Evet nerde kalmıştık? Her şeyi tüketiyoruz demiştik… Maalesef şuursuzca tüketiyoruz. Benim bir teklifim var. Akşam eve gidince yatsı namazından sonra oturun bir bardak çayınızı önünüze alın ve bir çetele tutun. Gün içerisinde ürettiklerinizi çetelenin soluna, gün içinde tükettiklerinizi de çetelenin sağına kaydedin. Bakın bakalım hangi tarafın listesi daha uzun. Sol taraf aktifleriniz, sağ taraf da pasifleriniz olsun. Hangi tarafın ağır bastığına bir bakıverin. Karda mısınız zararda mısınız? Mesela paranızı nasıl tükettiniz? Zamanınızı nasıl tükettiniz? Ve sair varlıklarınızı, kaynaklarınızı nasıl tükettiniz bir kontrol edin, gözden geçirin. Bu arada siz yazıyı okurken kronometre çalıştı değil mi? Evet yazı bitti! Aşağı yukarı siz yazıyı bitirene kadar birkaç dakika geçti… Şimdi kronometreyi kapatabilirsiniz. Cevabın ne olduğunu zannederim tahmin ediyorsunuzdur! Yitirildiğinde geri kazanılamayan tek kaynak zamandır. Siz bu yazıyı okurken birkaç dakikanızı ayırdınız. İşte bu birkaç dakikayı geri getirmek mümkün değil. Geri kazanmanız mümkün değil. Ama yitirdiğiniz parayı çalışarak tekrar kazanabilirsiniz. Otomobili kazada pert ettiyseniz bir şekilde yenisini alabilirsiniz. Tükettiğiniz bir kase yoğurdu yenisini alarak buzdolabına koyabilirsiniz. Ama zamanı buzdolabında dondurmak mümkün değil. Bu yüzden ne işle meşgul oluyorsak olalım zamanımızı çok tasarruflu kullanmamız, çok ölçülü kullanmamız ve çok dikkatli harcamamız gerekiyor. Zaman insan için en değerli kaynaktır. Nitekim Yüce Allah Asr suresine zamana yemin ederek başlıyor. Zaman yönetimini merkeze almayan bireyler ve şirketler başarılı olamazlar. Özellikle şirket ve kurumların zaman yönetimi konusunda Kur’ani bir bilince sahip olmaları elzemdir. Siz bu satırları okurken değerli zamanınızı aldım, hakkınızı helal edin! Ama ben de bu satırları yazarken zaman harcadım. İşte tam da bu yüzden kime, neye zaman ayıracağımızı iyi tayin etmemiz gerekiyor!

Beyan Yayınları’na Teşekkürler

Beyan Yayınları’ndan bahar aylarında yayınlanan “Bir islam Şehri İstanbul” isimli kitabımız İstanbul’un İslam kimliğine sahip çıkmakla ilgili. Fetihten bu yana mekanda, sosyal hayatta, mimaride ve fiziki çevrede İstanbul nasıl İslamlaştı, bu mirasa neden ve nasıl sahip çıkmalıyız? Bu soruların cevaplarını aramaya çalışıyoruz karıca kararınca. Aslında şahsıma ait yayınları bu köşede paylaşmadığımı bilirsiniz. Ancak birkaç kişiye teşekkür etmeden de olmaz. Öncelikli teşekkürüm yıllardır İslami kesimde kaliteli ve titiz yayıncılığı ile öne çıkan ve pek çok değerli kalemin çalışmasını kitaba dönüştüren Beyan Yayınları’na ve onun manevi varlığının esas kahramanı Ali Kemal ağabeyedir. Ali Kemal Bey en zor dönemlerde dimdik durmuş ve çizgisinden asla taviz vermemiş bir isim. Türkiye’nin en sıkıntılı en bulanık günlerinde belki en sivri uçlarda kaleme alınan bazı eserleri de çekinmeden yayınlamış cesur bir yayıncıdır. Bunları söylemek aslında benim haddim değil. Yani sanki takdir yetkisi kullanmış gibi oluyor ve bundan haya ediyorum ama bunlar benim değil başkalarının görüşleri, yani büyüklerimizin görüşleri… Allah kendisinden razı olsun. O kitaplar okundukça hayır defteri, amel-i salih kapısı kapanmayacak. Ali ağabeyin bir başka hayırlı işi de her yıl Ekim-Haziran ayları arasında her hafta düzenli olarak yürüttüğü ve gelenek haline gelmiş çiğ köfte sohbetleri…Çok zamandır gidemiyorum. Çok da üzülüyorum gidemediğim için… Ancak oranın şöyle bir güzelliği var, bir taraftan tertemiz, lezzetinde yapılmış çiğköftelerden atıştırırken öbür taraftan samimi ve düzeyli bir sohbete eşlik ediyor, demokratik bir düzlemde çok değerli yazar ve düşünce adamlarıyla çeşitli konularda fikir alışverişi yapabiliyorsunuz. Maalesef bu cumartesi de gitmek nasip olmayacak. Çünkü önümüzdeki Cumartesi günü yani ayın-Kasım’ın on birinde tam da bahsettiğim kitabın içeriği hakkında Eyüp’te Dil ve Edebiyat Derneği’nin konferans salonunda Üzeyir İlbak ağabeyle birlikte konuşmacı olarak katılacağımız bir güzel proğram olacak…Bütün dostları saat 14.00’da oraya davet ediyorum. Etkinlik detayları İBB Kasım ayı kültür bülteninde mevcut. Orada buluşalım derim.

Murat Kekilli Ne Güzel Şarkıların Varmış!

Yav Murat abi ne güzel şarkıların varmış da haberimiz yokmuş. Şimdi yeni yeni keşfediyorum eskisinden yenisine bütün şarkılarını. Özellikle de buram buram Anadolu kokan Anadolu Rock diyebileceğimiz eserler bir harika. “Turnam” müthiş mesela… Şarkı Ankara’yla başlıyor Bağdat’la, Şam’la Basra’yla filan devam ediyor… Yani ufuk geniş… Bir ayağımız Anadolu’da diğer ayağımız kültür ve inanç coğrafyamızda… Murat Kekilli bence değeri bilinmemiş ve piyasa canavarları tarafından hazır lokma olarak görülmüş bir değer. Allah’tan halk seviyor ve değer veriyor. Müzik piyasası kokuşmuş ve kirli bir piyasa. Sanatçı olarak öne sürülen bir sürü -tabirimi hoş görün -zibidi! ortalıkta maymun gibi dolaşırken, o kanal senin bu kanal benim gezerken Kekilli gibi değeri sürekli geri plana itilen kaliteli insanlar yok değil. Şahsen ben geç keşfettim ne yalan söyleyeyim ama bu benim suçum da değil. Şimdi ben özellikle Anadolu irfanını ayağa kaldıran ve kişilikli sanatçıların değerinin bilinmesini arzu edenlerdenim. Kendisini şahsen tanımıyorum ama tanışmak isterim doğrusu. Geçen Ramazan’da kendisiyle bizim Yazarlar Birliğinin iftar programında bir araya gelmiş, kısaca selamlaşmış, ayaküstü bir çift kelam edebilmiştik. Çok mütevazi ve alçakgönüllü bir insan. Şarkılarını dinleyin, keşfedin derim… O piyasanın nadir “kalıcı olacak” değerlerinden biridir bence Kekilli! Barış Manço gibi yıllarca eskimeyecek, dinlenilecek ve hatırlanacaktır! Kendisinden Anadolu irfanını özellikle gençlere sevdirecek güçlü çalışmalar bekliyoruz! Hadi abi gayret! Diğer taraftan özellikle Ak Parti’li belediyelere de biraz da sitem mahiyetinde bir teklifim var, evde ekranlarda “kıvırtır vaziyette” gördüğünüzde kanal değiştirdiğiniz, orası burası oynayan kadın şarkıcıları konser programlarınıza almaktansa Kekilli gibi halk çocuklarını halkla buluşturun, daha hayırlı bir iş yapmış olursunuz!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.