Bugünkü dersimi vermiş, odama çıkmıştım. Pek nadir olan güneşli bir havanın etkisiyle penceremden dışarı bakıyordum. Gözüme ilk ilişen merkez camimizin mavi rengi şapkası ve şerefesi olan minaresiydi. Çatılar boyunca uzanmış palmiye, envai çeşit tropikal meyva ağaçları ile yemyeşil bir bahçe seriliydi önümde. Sonra minarenin etrafını sarmış mavi çatılı fakülteler. Odamın kıbleye bakan yönünde yağmurların yağmasıyla kabaran tetarik renginde nehir.

Penceremin tam karşısına düşen ağaçların yanında öğrencilerin oturup nefes almasına uygun yapılmış yuvarlık ortası agaçlı taştan oturaklar ve yanında duran sokak lambası.

Elindeki kesici aletlerle ağaçların dallarını budayan orta yaşlı bir adam vardı dışarda. Dışarısı nemli havaya ilaveten sıcak güneşin etkisiyle oldukça çekilmezdi. Biraz önce zaten dersten gelirken sıcağın ve nemin etkisiyle odama kendimi zor atmıştım. Bir pencereden dışarı baktım o nemli ve sıcak ortamda çalışan orta yaşlı adama, bir de klimalı serin odamda bilgisayarımın başında oturan kendime. Odamda her türlü imkanda vardı üstelik. Çay, kahve teçhizatı, gerektiğinde serin bir şeyler içmek için buzdolabım da vardı ayrıca bölümde. Şükretmekten başka yapılması gereken bir şey yoktu... ben de öyle yaptım.

Bir yandan şükrettim, diğer yandan Allah’ın insanları farklı imkânlarla nasıl sınava tabi tuttuğunu hatırladım. Kimse kimseden üstün değildi. Maddi değerlerle, elinde bulunan imkânlarla insanın kıymeti ölçülemezdi kuşkusuz. Maddi imkânlar sadece insanın denenmesi, Yüce Yaratıcının insana verdiği nimetlere karşı tavrını ölçmesi içindi.

Bu yüzden insan kendini makam ya da imkân açısından diğer insanlardan üstün görmemeli. Hatta insan kendini diğerlerine kıyasla düşük görmeli. Hepimiz Adem’in çocuklarıyız. Üstünlük sadece bizi yaratan varlığa olan yakınlığımız derecesinde olabilir.

Hemen soğuk bir şeyler aldım ve aşağıya adamın yanına indim. İklimin etkisiyle kahverengi olmuş yüzünde iman nuru olduğu belli olan bir çehre ile tebessüm etti. Dedim ki “kardeş sen bu nemli ve sıcak havada hiç erinmeden çalışıyorsun. Bana bir şeyler söyle de öğrencilerime, okurlarıma anlatabileyim. Ben inanıyorum ki her insandan öğrenilecek bir ders vardır.”

Taş oturakların üzerine oturdu, elindeki kesici aletleri bir kenara bıraktı, sonra soğukluktan bir yudum aldıktan sonra “Sir “dedi ve ekledi, “biliyor musunuz ben daha önceden çok zengin bir adamdım, başıma bir felaket geldi ve bütün varlığımı kaybettim. Ama şimdi şunu düşünüyor ve içinde bulunduğum sınavı anlamaya çalışarak yaşama tutunmaya çalışıyorum.”

“Peki nasıl yaşama tutunmaya çalışıyorsunuz?” diye sorduğumda.

“Her gün bu çalıştığım işe gelmeden önce kendime diyorum ki: Hatırla ilk doğum halini. Şu dünyaya sen çıplak bir bedenle geldin. Sonra hiç bir mal varlığın olmadan hayata gözlerini açtın, zamanla malın mülkün ve servetin oldu. Ama Yüce Yaratıcının takdiri olarak kendi çalıştırdığın, bolca işçilerinin olduğu fabrikan depremle birlikte yok oldu. İçinde sevdiklerini de kaybettin.”

Bunları söyleyince içimde bir hüzün kabardı. Az kalsın gözümün çukurlarına hücum eden yaşlar dışarı çıkacaktı. Ama sıktım ve dışarı çıkmasına müsaade etmedim.

“Ama” dedi bu orta yaşlı adam “ben bütün bu başıma gelenlerin bizi Yaratan Yüce Varlığın beni imtihanından başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Çıplak vücutla gelen bu adamı Yüce Yaratan bir zamanlar varlıkla sınava çekti, şimdi ne yoklukla sınava çekiyor, ben bunun farkındayım.”

Güya bu adam görünüşte basit bir işçi gibiydi. Ben içerde klimalı ortamda çalışmamı devam ettirirken bu adam nemli ve sıcak havada çalışmaktan zevk alıyor, başına gelenlere de ibret nazarıyla bakıyordu.

Her insandan öğrenilecek bir ders vardır diyerek odama geri döndüm. İnsan içinde bulunduğu her anı varlık şuuru ile kavrayabilirse, yaşam bir mutluluk kaynağı olur. Varlık da, yokluk da bir sınav. Asıl olan sınava karşı bizim duruşumuzmuş anlaşılan...


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet K. 2017-11-23 13:40:47

Allah razı olsun Hocam, Yunus Emre nin de söylediği gibi "Ana rahminden geldik pazara, Bir kefen aldık, döndük mezara. "