“Aslolan, hakkın edâ edilmesi olmalıdır; aslolan helalleşmek olmalıdır, helalleşmek olmalıydı.

Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıydı; çünkü her yasal hak, helâl değildir ve olamaz. Suruç ile Kobani’nin arasında çizgi çekmek, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin yasal/kılıç hakkıdır belki; ama helâl değildir.

Keza, iflas eden kardeşinizin haraç-mezat satışa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir; ama helâl değildir. İmar ruhsatı olan bir müteahhid, şehrin ufkuna tecavüz ederken yasal olarak suçsuzdur; ama yaptığı iş, helâl değildir.

Yeni ve çok daha ucuz bir enerji türünün pazara/piyasaya girmesini önlemek üzere üretim haklarını satın alıp sümen altı eden bir petrol şirketi de, yasal olarak suçsuzdur; ama yaptığı iş, helâl değildir. Keza raf ömrünü uzatmak için ekmeğin hamuruna kanserojen madde katan gıda üreticisi, formülü ambalajın üstünde yazdığı sürece suçsuzdur; ama helâl değildir.

Bir kalem darbesiyle atar ergenleri sokağa döken yazar, alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları evinden izliyorsa, suçsuz sayılacaktır; ama helâl değildir.

Haysiyetli duruşunu muhafaza edebilen nadir entellektüellerimizden olan Alev Alatlı hanımın Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinde yaptığı konuşmasından bir bölümdür bu cümleler.

Aslaolan helalleşmektir.

Ülkenin ve milletin ve coğrafyamızda yaşayan mazlum milletlerin, emperyalist düzen tarafından sömürülmesine destek olacak algı operasyonlarına çanak tutmak, özgürlük kapsamında “yasal hak” olabilir ama helâl değildir.

CHP ve işbirliği yaptığı güçlerin “muhalefet” adı altında milletin destek verdiği Cumhurbaşkanını devirmek için darbeciyle, işgalciyle ve bu ülkenin kadim düşmanı emperyalist haçlı devletleriyle açıktan veya gizli olarak birlikte hareket etmesi, ağız birliği yapması, onlara malzeme taşıması ülke insanlarını birbirine düşman eder hale getirmesi, ve bütün bunları yasa perdesini kullanarak “ yasal hak olarak yapsa da “ helâl değildir.

İşgal girişimine kalkmış, yüzlerce insanı katletmiş, ülkenin ekonomisine darbe vurmuş, ülkenin koca bir neslini heder etmiş, insanları birbirine güvenemez hale getirmiş ve bütün bunların üzerine Amerikanın kucağında hâlâ ahkâm kesmeye kalkan Fetö zihniyetinin yarım kalan işini bitirmek için yaptığı saldırılara sinsice destek vermek ve bunu özgürlükler kapsamında görmek “yasal olabilir” ama helâl değildir.

Helâl olan ile yasal olanın ayrımı nereden doğmuştur sorusunu cevaplamak gerekir önce ? Açıkça ülkenin millî menfaatlerine karşı çalışan birinin nasıl “yasa perdesiyle korunduğunu” ve yasa olarak ortaya konulanın, helâl olanla nasıl ve neden bu kadar uçurum arzettiğini izah etmek gerekir.

Haklının güçlü-helâl olması gerekirken güçlünün haklı olduğu egemen bir dünya düzeninin hüküm sürüyor olmasından duyulacak rahatsızlık ve bu rahatsızlığın o egemen düzeni değiştirmeyi gerektirdiğini konuşmak gerek.

Hesaplaşma olmadan helâlleşme olmaz.

Adalet haklı olana hakkını vermek, haksız olana hesap sormak demektir. Bu hesabı soracak gücünüz yoksa helâlleşmeyi gerçekleştiremezsiniz.

Bugün ülkemizde ve genel olarak bütün bölgemizde yaşanan sancının sebebi budur.

Hesaplaşma olmadan helâlleşme olmaz.

15 Temmuz ihaneti bu hesaplaşmanın yapılmasını zorunlu kıldı. Hesaplaşmak için ise “yasal” olanla “Helâl” olan arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak gerekiyor.

Hainlerin arkasına sığındıkları “yasa perdesini “doğru olan “yasal ve helâl” zeminine oturtmak…

Alev Alatlı Hanımefendinin ifadesiyle.

Şimdi buradan, şöyle bir öngörüde bulunuyorum: 21.yüzyılın en yaman toplumsal projesi;

"Helâl olanı, yasal olanla örtüştürmek olsa gerektir."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624