1439 yıl önce, takvimler 22 Temmuz 622 yılını gösterdiğinde bedevilikten medeniliğe doğru bir yolculuk başlamıştı. Can güvenliğinin kalmadığı doğup büyülen yerler artık yaşanmaz olmuştu. Müminlerin “Bittik ya Rab!” nidalarına, Rab’ul Alemin yeni bir kapı açmıştı. Medeniyete merkez olacak olan Medine’ye göç yapıldı. Zira yeryüzü çok genişti.

Ümitler asla bitmemeliydi. İnanan da asla ümitsizliğe düşmemeliydi. İnanlara Hak Teala’nın vaadi vardı. Yeryüzü saltanatı ancak katıksız iman edenlerin olacaktı. Bunun içinde öncelikle bütün bağlardan kurtulunmalıydı. Müslümanları kalbi olan, Kabe’nin olduğu, Mekke toprakları bile olsa bu bağ kopmalıydı.

Medine muhacire kucak açmış, yardımcı olmuş, tarih boyunca hayırla yad edilecek evlatları bağrından çıkartmıştı. Varını yoğunu kardeşiyle paylaşan, fedakarlıkları ile duyanlara parmak ısırtan Ensar’a muhacirin  verdiği cevap; “Bana çarşının yolunu göster, ekmeğimi taştan çıkarırım” olmuştu. Elinde kazmasıyla, sırtında çuvalıyla çarşı yollarına düşmüştü.

Muhacirlerin aklı, kalbi, gözleri namaz için yöneldikleri, hac için yollara düşmeyi istedikleri, Arafat’ı, Mina’sı, Müzdelife’si, Safa’sı, Merve’si olan doğup büyüdükleri topraklarıydı. Lakin bunun için daha çok güçlenmeleri gerekirdi. Bir de vahyi beklentileri vardı. Ve beklenen oldu; Kansız bir fetih gerçekleşti. O günün ölümden kaçan inananları, şimdinin ise fatihleri olmuştu.

Yeryüzü müminler için genişti. Bütün dünya nimetleri de iman edenler için sunulmuştu. Verdiği nimetin şükrü de; görmek ve bütün imkanlarından azmadan faydalanmaktı. Nimetlerinden faydalanılamayan ve ölümle tehdit edilen ortamdan da tıpkı Allah Resulü ve arkadaşları gibi hicret edilmeliydi. Zira hak Teala bunu da soracaktı.

“Melekler, yanlışlar içindeyken canlarını aldıkları kimselere "Ne haldeydiniz?" diye soracaklar, onlar: "Biz dünyada güçsüz hale getirildik" diyecekler, Melekler de "Allah'ın toprağı yeterince geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!" diyeceklerdir. Onların varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü yere düşmedir o”(Nisa 4/97)

Tek başına ümmet olan Allah Nebisi Hz. İbrahim, Nemrut’un zulmünde, kendisini hiç anlamayan babası da dahil kavminin yanından, inancını yaşamak için hicret ederken şu şekilde imanını haykırmıştı: “Ben, Rabbim’in yanına  gidiyorum” ( Ankebut 29/26)

Aynı şekilde Hz. Musa, tabiri caiz ise bir eli yağda, bir eli de balda, saraylarda yaşarken onca yaşanan haksızlığa kör ve sağır kalamadı. Terk ettiği, ölmemek için kaçtığı şehre daha büyük güç ile döndü. Hakkı yumuşak bir üslupla anlattıktan sonra, kavminin yanına inananları da alarak tekrar hicret edecekti. Öldürmek için arkasından koşup yetişen  firavun ordusunu gözlerinin önünde boğulurken, inananlar bir kez daha teskin bulmuştu.

Dağlara inmek için çıkan Abdullah oğlu Muhammed (a.s.) de, o zaman ki toplumundan bir nebze olsun uzak kalmış, hicret etmişti. İnmek hicretin doğal sonucuydu. Tam da bu noktada görev verilmişti. Vahyin bütün ağırlığı neredeyse belini bükecekti. Dağdan aşağıya inmeliydi. Zira inmeden tebliğ yapılamayacaktı.

Bütün toplumunu karşısına alacaktı. Makamını, mevkisini, gücünü, işini, evini, sahip olduğu her şeyi kaybetmekle karşı kaşıya kalmıştı. Seçim yapılmalıydı. Ya yakın olan içindeki nimetlerin geçici olduğu görülen ve bilinen dünya, ya da ölüp de tekrar geleni olmamış, tamamen gayba iman esası üzerinde oluşmuş olan, elinle hissetmediğin, gözlerinle görmediğin Cennet…

Korkuların sardığı bedenlere en ağır gelen şüphesiz hayatın her alanını kapsayan hicrettir. Hicret; adeta insanlığımızın önüne açılan bir kapıdır. Bu kapıdan girmeyenler, vicdanlarını hapsederler. İçinden gelen sese kör ve sağır kesilirler. Onların kalplerinde kilit vardır. Kalplerde olanı bilen, bir gün bu hakikati gün yüzüne çıkaracaktır.

Allah’ın Nebisi Hz. Muhammed (a.s.) asıl muhaciri şu şekilde tarif eder: “(Asıl) muhacir Allah’ın yasakladıklarını terk edendir.” (Buhari, İman 4-5; Müslim, İman 64,65; Ebu Davud, Cihat 2;Nesai, İman 8-9-11)

Sözüm o ola ki; mal varislerin, beden toprağın, can ise Allah’ındır. Dünyada herkes huzur peşindedir. Huzur da ancak Allah’ın yasakladıklarını terk etmekle mümkündür. Bunun için de ölümün olmadığı mekana, asıl vatana hazırlık yapılmalıdır. Misafir olunan dünyada ev sahibi gibi davranılmamalı, sınırlar aşılmamalı, adil olunmalıdır.

Hicretimiz mübarek olsun…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Emine turna 2017-09-24 13:24:58

Yureginder Dilinden dilinden kalemine dokulen bu sözler den inshAllah insanlar nasibini alir asiye hocam
Ben hicret şöyle ariyorum hicret olmayan muhacir olamaz cunki emek vememis her yokusun bir inisi her rahailigin bir zorlugu olmadan hayat olamaz diyorum Allaha amanet ol