Yine yeni bir hicri yılın heyecanı üstümüzde… Ancak hicran yüklü heyecanlar…

Hicri 1438 yılı geride kaldı, 1439 yılını idrak ettik… Acılar, umutlar, kanlar, kahırlar, kıyamlar, kıyımlar, katliamlar, kutlamalar, korkular, kopuşlar, kalkışmalar iç içe… üst üste… yoğun ve yorgun yıllar akıp gidiyor…

Her yeni bir hicri yıl yeni muhaceratlarla bizi yüz yüze bırakıyor… Tehcir, taciz, tecavüz, tehdit ve tehlikeler bir türlü bitmek bilmiyor… Anlıyoruz ki her daim hicreti yeniden yaşıyoruz…

Yeni hicri yılda yine bombalarla, füzelerle vurulduk…

Bir hicret sabahında işbirlikçi ihanetin başı Esed çeteleri Rasulayn’a ateş yağdırırken aynı saatlerde Siyonist caniler de Gazze’ye kan kusuyorlardı…

Kanlı hicret sabahlarına uyandık…

Hicri yılımız yine hicran yılı oldu… Hüzün yılı oldu…

Bizim hicret hikâyemiz hiç bitmeyecek gibi…

Muharremde Müslümanların harem-i ismetine yönelik tecavüz ve tahakkümler bitmek bilmiyor…

Anlıyoruz ki, hicret tarihte olup bitmiş bir olay değildir… Hicret, tarihi, ticari ve turistik bir seyahat değilmiş… Dünyayı Müslümanlara dar kılmak isteyen müstevli ve müstekbir güçlere karşı onurlu bir çıkışın adıymış… Allah’ın arzının genişliğine inanan Allah’ın kullarının O’nun adına var olma ve O’na adanma bilincinin tecellisi imiş…

Hicret, zorluklar, imkânsızlıklar karşısında sızlanmak ve şikâyetlenmek yerine, yeni kapılar aralamak, yeni imkânlar üretmek için harekete geçmenin adıymış… Çaresizliği kader bilmek yerine, kararlı adımlarla umuda uzanmak ve umut olmakmış…

Hicret, zulmün tahakküm ve tasallutu altında “hiçleşmemek” için “varoluş” mücadelesini farklı zeminlerde sürdürme kararlılığıdır… Yani kölece bir teslimiyetin yerine özgürce bir tercihe gitmektir…

Hicret ruhunu yeniden kuşanmak bizi eşyaya, maddeye, metaya, dünyaya bağımlı olmaktan kurtaracak ulvi, gaybi, derunî, uhrevi hedeflere taşıyacaktır…

Sadece mekânsal hicretleri konuşmuyoruz, müteal bir hicret arayışındayız… Zihinsel, düşünsel bir hicrete de muhtacız… Cahili, beşeri, hevai tüm olumsuz etkilerden arınıp vahyin berrak iklimine intikal etmemiz, düşünce kodlarımızı yeniden formatlamamız gerekiyor…

Hayatın içinden, kirli, bulanık yaşamlardan; arı, duru, diri, dik bir duruşa geçiş yapmamız zorunluluk arzediyor…

Pislikten hicret et.” (Müddessir-5)

Nefsi emmare”den, “kalb-i selime” hicret zamanı…

Mehcur bıraktığımız Kur’an’a hicret vakti…

Hicret aynı zamanda bir içsel devrimdir… Kur’anî bir dönüşümdür… Derunî bir fetihtir… Rabbani bir açılımdır… Tevhidi bir atılımdır… Münkere, şerre, şirrete, şeytani şenaatlere karşı şuurlu bir tercihtir…

Racim’e rağmen Rahim’e yönelmektir…

Rahata yenik düşmeden rahmete uzanmaktır…

Hicreti tanımlamak kolay peki ya yaşamak?

Acaba 1439 yılında Müslümanları nasıl bir hicret bekliyor? 1439 yılının Kerbelası hangi coğrafyada?

Bu Muharrem’de biliyorum yine Hz. Hüseyin’in yasını tutacağız… Peki, Yezid’le iş tutanlara ne diyeceğiz?

Yezid’in tarihin bir döneminde yaşamış tarihte kalmış bir figür olmadığını biliyoruz, o halde çağdaş Yezidlere nasıl bir tepki vermeyi düşünüyoruz?

Hüseyni can’ın misyonunu nasıl canlı tutabileceğiz, sizce?

Kerbela’nın Suriyecesini, Gazzecesini, Arakancasını iliklerimize kadar yaşamıyor muyuz?

Peki bize düşen nedir?

Şehidlerin çetelesini kaydetmek midir? Matem tutmak, ağıt yakmak, ezgi söylemek midir? Yoksa yorum yapmak mıdır?

Oluk oluk akan mazlumların kanı üzerinden komplo teorileri üretmek midir?

Veya sadece gıyabi cenaze namazları kılmak mıdır?

Kermes katkıları ile yüreğimize su serpmek midir?

Komuoyunu harekete geçirecek etkinliklerde bulunamaz mıyız? Sivil bir inisiyatif oluşturarak siyasiler üzerinde etkili olamaz mıyız? Maşeri vicdanı ayağa kaldıracak bir eylemlilik planı üzerinde duramaz mıyız?

Hadi diyelim Suriye konusunda, siyasi boyut konusunda kafalar karışık? Peki yaşanan bunca katliamlar karşısında insanî boyutla ilgili hangi bahanelere sığınacağız? Topyekun bir halkın yok edilişi ile karşı karşıyayız…

Suriye üşüyor… Gazze yanıyor… Sınav büyüyor…

Geçen yıllarda Suriye direniş hareketinin öncü isimlerinden İmaduddin Raşid Humus’daki annelerin çetin kış şartlarında çocuklarının narin bedenlerini gazete sayfaları ile dondurucu soğuktan korumaya çalıştığını söylemişti…

Hiç olmazsa bir battaniye… Bir ısıtıcı… Bir dua, diyorum…

Birleşmiş yüreklerimizle engelleri aşabiliriz…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.