Hepinizin geçmiş bayramını kutluyorum. Umarım, geçmişi ve geçmiş bayramları aratmayan bir bayramı yaşadık desem de ne yazık ki öyle olmamıştır biliyorum.

Çünkü geçmişteki günler ne bugünkü günler gibi, ne de bugünkü günler geçmişteki gibi içten, içli ve coşkulu...

Belli yaşın üstünde olanlar bayramlardan, sokaktan, dağdan, kırlardan, taştan topraktan, köyden kasabadan ve şehirlerden güzel anılar güzel hatıralar biriktirerek büyüdüler.

Bugünün çocukları öyle mi?

Değil elbette. Apartmanlardan yani hayatın uzağında sokağa inmeden, toprağa dokunamadan, üstü başı kirlenmeden büyüyorlar.

Bugünün çocuklarının topraktan evleri, misketleri, çelik çomakları olmadı, olmuyor!

Çaputtan bebekleri, ot doldurulan futbol topları olmadı, bu gidişle olmayacak ne yazık ki!

Bütün köprülerimiz atıldı geçmişten. Ne biz onlara kendimizi anlatabiliyoruz ne onlar bizi doğru dürüst anlayabiliyorlar...

Temel ve Dursun bir gün turistik bir yerde dolaşırken iki turistle karşılaşır. Turistlerden biri Temel’e İngilizce bir şeyler sorar ve Temel cevap veremez çünkü bir şey anlamamıştır.

Fransızca ve Almanca sorular gelir ardından…

Temel yine hiç bir şey anlamamıştır ve Dursun’a dönerek:

- Ula Tursun sen cevap ver şu uşağa diye çıkışır.

Dursun:

- Ula Temel:

Adam üç lisan bileyi ama bir türlü bizi anlamayi da uşşağım, der.

Bugünkü toplumsal ve bireysel bunalımların, cinnet geçirmelerin sebebi bu olmalı… Birbirimizi ve birbirimizin halinden, dilinden anlamıyor oluşumuzdan...

Öyle ki eşimizle, dostumuzla hatta çocuklarımızla anlaşamıyoruz. Hz. Mevlana’nın ifade ettiği gibi, “Aynı dili kullanıyoruz ama aynı duyguları” paylaşamıyoruz ne yazık ki!

Bugün geçmiş günlerden bir şeyler anlatmak, sağıra yüksek sesle bir şeyler anlatmak gibi bir şey oldu.

O zamanlarda bayram, bir iki hafta öncesinden hazırlık demekti. Ev ev, sokak sokak, şehir şehir hazırlık ve hazırlanmak demekti. Heyecan demekti…

Bir affediş, bir tebessüm günleriydi o günler... Barış günleri ve vuslat günleriydi, ne güzeldi o günler...

Bugünün insanı ne yazık ki o günlerin lezzetini tatmadığı gibi bir çıkmazı da yaşıyor. Neyin çıkmazı bu?

Çağın pırıltısından, karmaşa ve kargaşasına kendimizi kaptırmamızdan girdiğimiz yolun çıkmazı...

Kötü olan da, çıkmazdan, çıkmazımızdan zevk alır hale gelmemiz... Katiline âşık olmak gibi bir şey bu...

İçine girdikçe batıyoruz çıkmazın,  battıkça kurtarmak isteyenleri de ellerinden tutup çekiyoruz içine bataklığın.

Özlemeyen kaldı mı eskilerden o eski bayramları ve bayram günlerini...

Bugünün insanı bayramı teknolojik kutluyor. Her şey gittikçe mekanikleşiyor. Hayatımıza giren teknoloji hayatımızı, ilişkilerimizi, yaşam biçimimizi ve her şeyi esir alıyor.

Duygusuzlaşıyoruz gittikçe. Duygulanmadan, içtenlikten, fıtrattan uzak bir hayat çekilmez oluyor. İletişimden, ilişkiden ve samimiyetten yoksun bir hayat bunalımlı bir hayattır. Bulanım çağı, kendi ilişkilerimizin bunalımından sirayet etmedi mi, etti. Bunun için gittikçe derinleşen bir bunalımı yaşıyoruz. Bunalıyoruz, bunaltıyoruz dokunduğumuz her şeyi…

Cinnet geçiriyoruz!

Bireysel cinnet toplumsal cinneti tetikliyor.

Kapı kapı dolaşıp el öpmeyi, küçüklerin gözlerinden öpmeyi ne çok özledik değil mi?

Cep telefonu ile kısa mesajlarla, mail yolu ile bayramlaşmanın hiç bir anlam taşıdığını düşünmüyorum. Halbuki karşılıklı konuşmaya, yarenleşmeye ne çok ihtiyacımız var bugün. Birbirini görmenin ve hasret gidermenin mutluluğunu neden yaşamayalım ki...

Ah o estetik değerlerimizi kendi ellerimizle gömdük ama önce biz kendimizi gömdük canlı canlı teknolojik bataklığa...

İç çektiğinizi duyar gibiyim. Burada sözü Abdürrahim Karakoç’un dizelerine bırakalım:

“Nur yağan geceler, gündüzler nerde?

Neşe paylaştığım öksüzler nerde?

Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?

Huzura erdiğimiz bayramlar hani?”

Hadi iç çekmeyi bırakalım. Vakit varken kalkıp gidelim, önce en yakınımızdan en yakınlarımızdan başlayalım işe. Kapı kapı dolaşalım. Gidemediklerimizin arayıp sesini duyalım.

e hadi...

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpelim doyasıya...

Kudüs’ümüzü unutmayalım ne olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Metin EREN 2018-06-19 10:19:37

Lokman Kardesimi cani yürekten kutluyorum,
Gün be gün üzerine koyarak yazilarini derinleştiriyor,
Rabbim ciktiği bu guzel yolda; yaar ve yardimcisi olsun,

Selam ve Dua ile,

Avatar
haşim 2018-06-21 17:10:59

çok çok güzel yazı.üslup edebi, harika