Herkese doğarken bir tane hediye. Belki bin tane. Ama iki kendimizden biri. Biz seçeceğizdir hangisi biziz. Hangisi o. Hem de bütün hayatımız boyunca sabahtan akşamlara kadar. Gece yarısı… Arada uyanıp da su içmeye kalktığımızda bile bizimledir.

En yakınımız: hem de düşmanımız: şeytanımız. Şeytan halimiz.

Tepkisel bir din, farklı bir hayat biçimi… Şeytan o ilk başkaldırısıyla(kulağa hoş geliyor fakat içerik berbat) soyut/ manevi üstünlüğü; ilahi bilginin üstünlüğünü kabul etmediğini gösterir. O maddi varlığa/ güce dayalı üstünlüğün asıl üstünlük olduğuna inanır. Varlığı değerlendirmede tek ölçütün maddi değerler olduğu düşüncesini ortaya koymuş olur. Bir anlamda yaşamı maddi değerlere göre oluşturmanın çığırını açar. Kendince bir din kurar. Ve bu dinle birlikte ayrımcılığın kökeni olacak kibri geleceğe “armağan” etmiş olur. Bütün bunlar için bir süreye ihtiyacı vardır. Senaryoda istediği süre ona verilir.(Manevi değerlere yaslanarak kibir edenleri de düşünecek olursak aslında kibir, yani üstünlük iddiası ve ona yapışık olan sorumsuzluk; asıl problem.

O insanla birlikte düşüp kalkmak için artık onunla birlikte aynı hayattadır.

Allah, kendi tercihini yaşaması için herkese verdiği zamanı ona da verir. Seçme özgürlüğüne duyulan ilahi bir saygıdır bu. Seçilen tercih ne kadar olumsuz olursa olsun, herkes bir hayat boyu dilediği şekilde yaşar. Yalnız her seçimin muhtemel/ kesin sonuçları açık bir dille insana bildirilir.

Bu isyana daha yakından bakılırsa, o, insan benindeki olumsuz dürtülerin toplam negatif gücüdür. İnsan varlığının kara benidir. Dürtülerle kafadar isyancı gücün temsilcisi olarak, iyiliğe olan baskın eğilime karşıt ayaklanmalar düzenler. Öte yandan o, insanın -az kalsın- melek olmaması için bir denge unsurudur da. O insanın içindeki zıtlıkla çok iyi anlaşan negatif arkadaştır. İnsanın huysuzluğu, olumsuzluğudur. Bir ihanetten yüz bulan zıt kutbu, isyanıdır. Yaramazı, kötü ruhu ya da ruhunun kötü yanıdır. Belki de iyiliği daima eleştirdiği ve mukavemet gücünü artırdığı için iyi bir şeydir de… Öyle olmasaydı zekanın manevralarına daha çok rastladığımız insanlar için “ne şeytandır o!” demezdik.

İnsanın zamanına o da yerleşir. Hayatı boyunca onu etkilemeye –her şeyi maddi değer yargılarıyla değerlendirme konusunda- ikna etmeye çalışır.

Bilginin değil gücün, ruhun değil maddenin üstün olduğunu ve evrenin yönetiminde hem ilahi/ manevi değerlerin geçerli olmadığını hem de “insan”ın bu konuda yetkin olmadığını ispata adar kendini. Çünkü insan yetkin olmadığına kanaat getirirse sorumsuz davranarak onu haklı çıkması konusunda bir işe yarayacaktır. Belki o zaman insan şeytana kendini affettirmiş olur. Senaryoda şeytana göre insan, bu da nerden çıktı denilen bir sonradan olma’dır çünkü.

Alnına yazılı öyküde insan; o ilk sembolik yaşamda, daha, olağanüstü o bahçeye yerleşir yerleşmez yenilmiştir ona. İnsan ilk adımda yanılır. Bu adım, doğruyu daha belirgin yaşamak için atılmış bir adım olur kimi zaman.

Yaşam sınavının daha ilk evresinde dürtülerine yenilse de yeryüzünün sorumluluğunu alabilecek konumda olduğunu ispatlar. Çünkü insan hayat üstü bir bilgiyi alıp hayatına çekebilmesiyle farklıdır. Kendini ve varlığı tanımlayabilmesiyle, böylece keşfettiği kadarıyla her şeyi, bilinerek var olabilmenin tünelinden aydınlığa çıkarabilir. Tanımlayabilmek hâkim olabilmektir aynı zamanda.

Kuşatılan olduğu kadar kuşatabilen özellikte olmak yaratılanlar içinde ona has bir farklılıktır.

Yanılmanın verdiği cesaretle doğruya yenilmek onun işidir.

Yaşadığı o ilk deneyimde ilk tanımlamasını yapar. İçine düştüğü durumu tanımlayarak; özür diler. Bu farkındalığın bir göstergesidir. Gurur dağını aşabilmenin, başkasını umursayabilmenin ifadesidir. Yerini bilmesinin ve daha pek çok şeyin de… Hayatı boyunca en çok yapacağı şeyi, yanlış yapmayı ve özür dilemeyi öğrenir böylece ilkin. Yanlış o dik başlılığı ve cesaretiyle doğruyu çağırır, özrün farkında olmak da daha özürsüz, daha olgun olma yolunu açar.

Özür dileme cümlesi son halde orijinaliyle “estağfirullah” olarak bilinir. “Yanlışımın farkındayım ve bir daha yapmamaya çalışacağım.” Anlamına gelen bu cümle müthiş bir değişim, dönüşüm hikayesidir de…

Fakat ne yazık ki çoğu zaman dilde, en fazla birazdan kurutulmak üzere yanaklarda kalır. Düşmanın kulakları çınlasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Jehad Hamdan 2018-07-05 08:30:02

Çekirdek ve harika kelimeler