Neal Curtis’in “İdiotizm” isimli kitabı kapitalizm ve hayatın özelleşmesi konusunda önemli eleştiriler getirmektedir. Küresel dünya, bir yandan kapitalizmin yeni bir aşaması olarak piyasayı önümüze çıkarırken, öte yandan insan hayatını kendi içindeki hücrelere kapatarak olabildiğince özelleştirmektedir. Aslında paradoksalmış gibi görünen bu durum, kendi hücrelerinden diğerini takip ederek, piyasayı besleyen yalıtımlı özneler (aslında nesneler desek daha doğru olur) üretiyor.

Curtis kitabında, yoksulluğun en karlı biçimde işletilmesinden bahsetmekte, bunun da uzun vadede tabiatıyla şirketleşmiş bir devletin oluşumuyla sonuçlanacağına dikkat çekmektedir. Doğrusu küresel dünya olgusu ve ona dair birçok durumla örtüşen bir tespit olarak bu cümlenin üzerine gitmek lazımdır.

Bir kere küresel ölçekte gelir dağılımında ciddi dengesizlikler olduğu herkesin malumudur. Kapitalizm, farklı mekanizmalarıyla bu dengesizliği daha da derinleştirmektedir. Bauman’ın verdiği rakamlara bakacak olursak, dünyanın yaklaşık % 85’lik gelirini % 10 gibi bir azınlık yönetmektedir. Dünya ölçeğinde son yıllardaki gelişmelere bakarsak, bu oranların giderek iyileşecek yerde, kötüleştiğini belirtmek gerek. Bu durumda dünyanın en önemli sorunu olan açlık, işsizlik, yetersiz beslenme kapitalizmin egemenliği ile handikapa dönüşmüş durumdadır.

Diğer yandan, kriz derinleştikçe “sürdürülebilir küreselleşme” toplantılarıyla, aslında krizin nasıl çözümleneceği değil, mevcut adaletsiz ortamın nasıl dünya ölçeğinde bir isyana dönüşmeden korunacağı tartışılmaktadır. Dolayısıyla Curtis’in belirttiği “yoksulluğun en karlı biçimde işletilmesi” meselesi burada hayatiyet kazanmaktadır.

Curtis, aslında işin daha vahim boyutuna da işaret etmektedir. Ona göre, piyasa hakikatin ölçüsü ve her türlü toplumsal ilişkiyle ilgili hüküm veren nihai bir hakeme dönüşmüştür. İşte özelleştirme ilkelerinin, serbest piyasanın, metalaşmanın, hayatı bütünüyle kuşattığı bu duruma Curtis, “idiotizm” ismini vermektedir.

Bir şey yanlışsa, fark eder ve düzeltirsiniz. Ancak piyasanın hakikatin bile ölçüsü haline gelmesi durumunda asıl felaket, yanlış ve doğrunun da ölçüsünün kaybolmasıdır. İşte tam da bu sebeple postmodernizm, küresel dünya ve kapitalizmin yeni aşaması arasında hiç ihmal edilmeyecek ilişkilerin olduğunu görmek gerek. Aslında birçok yeni ideolojiyi bile bu bağlamda kapitalizmin yeni meşruiyet dizgeleri olarak tanımlasak da yanılmış olmayız.

Dolayısıyla böylesine piyasanın hakim olduğu ve hakikatin ölçüsü haline geldiği durumda, niçin insanların manevi açıdan da krize girdiği ve aslında “hikmet” ve “hakikat”i içinde barındıran dinlerin (İslam’ın) sesinin boğuk bir şekilde çıktığını, piyasanın rengine boyanarak vitrinlere girdiğini daha iyi anlayabiliyoruz.

Ben yazarın idiotizm tanımından başka yerlere doğru da uzanmak istiyorum. Daha doğrusu, yazarın idiotizm dediği durumun bir uzantısı. Nihayetinde küresel sermaye, bilinçsizce piyasaya hizmet eden bir yığın istiyor. Dolayısıyla farkındalığı gelişmemiş, piyasanın öngörüleri doğrultusunda hayatını devam ettiren yığınlar. Bir kere insanın dünyada bulunuşu ve temel hedeflerine dair bir farkındalığı yok etmek istiyorsanız, birincisi, onu olabildiğince yüzeyselleştirmelisiniz. İkincisi de, kurduğunuz mekanizmalarınızla insanın ne yaptığını bilemeyecek duruma getirmelisiniz. Peki olan bitenler, bundan başka neyi tanımlıyor?

Öyleyse “hakikat”in bu yaşadığından başka bir şey olabileceğine dair, gelen seslere bir kulak vermek lazımdır. Zamanında bunları peygamberler söylüyorlardı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.