Arşiv: git
ARA
 
İdman Bayramı nasıl Gençlik Bayramı oldu?
 20.05.2013 00:00


İsa Tatlıcan
Milat

Geçtiğimiz Nisan’da yayınlanan bir yazımda “Çocuk Bayramı”nın Himae-i Etfal Cemiyeti Başkanı ve Kırklareli Milletvekili Fuat Umay’ın girişimleriyle çocuklara armağan edildiğiniyazmış ve Ulusal Egemenlik Bayramı ile Çocuk Bayramı’nın aynı gün kutlanan, birbirinden farklı bayramlar olduğunun altını çizmişti.

İki bayramın birleştirilmesinin de trajikomik bir hikayesi vardı. Milletin meclisini fesheden, siyasi partilerin kapısına kilit vuran 12 Eylül 1980 darbesinin eli kanlı generalleri, Ulusal Egemenlik Bayramı’nı kutlamaya utandıkları için alelacele bir kanun çıkararak Çocuk Bayramı ile Ulusal Egemenlik Bayramı’nı birleştirmişti.

Anlayacağınız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ve bu bayramın çocuklara armağan edilmesinde Atatürk’ün uzaktan yakından bir ilgisi yoktu.

İTTİHATÇILARIN PARAMİLİTER GENÇLİK PROJESİ

Dün televizyonda 19 Mayıs nutuklarını izlerken “bu bayramın Atatürk tarafından gençlere armağan edildiği ve bu emanete sıkı sıkıya sarılmamız gerektiği” anlatılıyordu.

Merak ettim, 19 Mayıs’ın gençlere armağan edilmesinde Atatürk’ün rolü var mıydı?

Gençlik Bayramı’nın tarihi 1. Dünya Savaşı öncesine dayanır. “Güçlü bir ordunun arkasında her an bir de sağlam bir gençlikten oluşan bir ihtiyat ordusu mevcuttur” anlayışı Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vurun İttihat Terakki Cemiyeti tarafından benimsenmiştir.

Dünya adım adım savaşa doğru giderken İttihatçılar da yarı askeri nitelikle gençlik örgütleri kurarak gençleri savaşa hazır tutmayı amaçlamaktadır.

Almanya’da kurulan Güç Dernekleri’nin bir benzeri “Osmanlı Genç Dernekleri” adıyla Osmanlı topraklarında kurulur. Enver Paşa’nın onayı ve padişahın iradesi ile 17 Nisan 1916’da kurulan Osmanlı Genç Dernekleri’nin başına Von Hoff adında Alman asıllı emekli bir müfettiş getirilir.

12-17 yaş aralığındaki tüm gençlerin bu derneğe üye olması zorunludur. Bu zorunluluk ancak askerlik hizmeti ile sona erer.

Kısa sürede 706 şubeye ulaşan Osmanlı Genç Dernekleri, 12 Mayıs 1916’da, o dönemde Papaz Çayırı olarak bilinen, bugün Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın bulunduğu alanda ilk “İdman Bayramı” kutlar. Dönemin Maarif Nezareti Müfettiği Selim Sırrı Tarcan’ın bayram kutlayan gençlere bir de hediyesi vardır. İsveçli ünlü besteci Feliks Krling’e ait olan bir marş “Dağ Başını Duman Almış” adıyla Türkçe’ye uyarlanır.

GENÇLER SADECE ATLETİK Mİ OLMALI?

Savaş ve mütareke sürecinde uzun süre hatırlanmayan “İdman Bayramı” 1928 yılında “Jimnastik Bayramı” olarak yeniden kutlanmaya başlanır.

 Jimnastik Bayramı’nın 19 Mayıs 1919 tarihi ile irtibatlandırılması ise 1935 yılında olur. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş spor klüpleri, 16 Mayıs Jimnastik Bayramı’nın 19 Mayıs’a alınmasını ve adının da “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirilmesini teklif eder. 1938 yılında resmi bayram ilan edilerek yurt çapında kutlanmaya başlanır.

İttihat Terakki Cemiyeti’nin “paramiliter gençlik” oluşturmak için icat ettiği “İdman Bayramı”, 1916 yılındaki zihniyetle kutlanılmaya devam ediliyor.

1930'ların otoriter dünyasının bütün izlerini taşıyan 19 Mayıs açık hava törenlerini iptal etmesi bence hükümetin attığı en olumlu adımlardan biri oldu.

Şimdi sıra, sadece sporla ilişkilendirilen bu bayramın yapısını biraz değiştirmeye geldi. Spor elbette önemli ama, dünyanın yükselen değerlerinin arasında teknoloji, edebiyat, müzik, resim ve sinema daha üst sıralarda yeralıyor. Gençlerimize bu konularda yatırım yapmanın zamanı gelmedi mi?

“Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur”sözüne inanmasam da Atletik, kaslı, üst üste 20 takla atan gençlere sportif gençlere ihtiyacımız olduğunu kabul ediyorum. Ancak stadyumları dolduran gençlerin, birbirinin omuzlarına basarak 20 metrelik kuleler oluşturarak “Ne mutlu Türküm Diyene” yazmaya çalışmalarının da yeni Türkiye’ye yakışmadığını da kabul etmemiz gerekiyor. 

 

                                                           ********************

 

Masonlar Akut’a Üye Olabilir mi?

Habertürk’e konuşan AKUT lideri Nasuh Mahruki "Atatürkçü olmayan aramıza giremez, bu ilkemizdir..." demiş ve eklemiş “Ülkenin gidişatından son derece rahatsızım ve çok endişeliyim.”

Bugüne kadar hep arama-kurtarma olayları ile adını duyduğumuz Nasuh Mahruki, Kürt sorununun çözümünde büyük tavizler verildiği, Türklük tanımının değiştirilmesiyle Türklerin egemenliğine müdahale edildiği kanaatinde.

Röportajın sonunda da “Ermeni değilim, safkan Türküm” demeyi de ihmal etmemiş.

İtiraf edeyim, dağların zirvelerine tırmanan bir adamdan, biraz daha ulvi, daha derinliği olan açıklamalar beklerdim. Kendisini insanlığı kurtarmaya adamış bir adamdan, biraz daha insanları kucaklayıcı mesajlar çıkacağını düşünmüştüm.

Kuruluş amacı arama-kurtarma olan bir sivil toplum kuruluşunda, kendisi gibi düşünmeyen tek bir insana tahammülü olmayan Nasuh Mahruki’nin ülkenin gidişatı hakkında endişelerine, AK Parti iktidarına yönelik eleştirilerine ne kadar itibar edebiliriz, bilemiyorum.

Keşke “safkan insanım” diyerek ırkına ve dünya görüşüne bakmadan bütün insanlara AKUT’un kapılarını açabilseydi.

Neyse, konumuz bu değil. Söylediklerine hiçbir itirazım yok. Sonuçta Nasuh Mahruki gibi düşünen milyonlarca CHP’li, MHP’li var bu ülkede.

Bu haberi okuduğumda aklıma hemen Türkiye Masonlarının resmi yayın organı olan ve sadece Masonların abone olduğu “Tesviye Dergisi”nde okuduğum bir röportaj geldi. Kitaplığımı biraz karıştırdıktan sonra röportajın yayınlandığı Tesviye Dergisi’nin Haziran 2005 sayısını buldum.

 Nasuh Mahruki’nin babası Cem Mahruki ile yapılan röportajda, Nasuh Mahruki babası ile birlikte objektiflere poz vermiş. Röportajda, Türkiye’nin en büyük Masonik obje ve belgeler koleksiyonuna sahip olan Üstad Mason Cem Mahruki hakkında şu ifadelere yer veriliyor: “Robert Koleji’ni bitiren Cem Mahruki, Ülkü Locası’nda 1981 yılında tekris edildi. Mahruki 1992-94 yıllıra arasında Locanın Üstad-ı Muhteremlik görevinde bulundu. Ailesinden pek çok Mason olan Mahruki’nin masonlukla ilgili koleksiyonculuk merakı böylece başlamış oldu.”

Yanlış anlaşılmasın, felsefelerini kabul etmemekle birlikte, Masonluğa ve Masonlara düşman değilim. Meseleye “Atatürk Masonlara düşmandı, senin Masonlarla ne işin var” gibi sığ bir yaklaşımda bulunmak niyetinde de değilim.

“Atatürkçü olmayan Akut’a giremez”diyen ve “safkan Türk” olduğunu söyleyen Nasuh Mahruki’ye sadece şunu sormak istiyorum. “Mason olmak da AKUT’a üye olmak için engel mi?”

 

                                                         ***************

İki Örnek Belediye

İstanbul’un iki güzel ilçesi Zeytinburnu ve Küçükçekmece arasında güzel bir rekabet var. Bu rekabet sadece belediyecilik hizmetlerine değil kültür ve sanat faaliyetlerine de yansımış durumda. Küçükçekmece Belediyesi, geçtiğimiz ay geniş katılımlı bir Sezai Karakoç etkinliği düzenlemiş ve medyada geniş yankı bulmuştu.

Zeytinburnu Belediyesi de geçtiğimiz hafta sonu 3 gün süren ve 8 oturumdan oluşan “İslamcılık Düşüncesi Sempozyumu”na imza attı. Yoğunluğum nedeniyle sempozyumun son gününe katılabildim. “İslamcılık bitti mi”, “Siyasal İslam tarihe mi karıştı” ve “Hangi İslam ve hangi İslamcılık”  tartışmalarının yapıldığı günümüzde, bir ihtiyaca karşılık gelen, özenli, oldukça verimli ve ilgi gören bir toplantı olmuş.

Sadece etkinlik olsun diye yapılmış, boş salonlara hitap eden faaliyetler yerine konusu ve konuşmacıları özenle seçilmiş, kalıcı etkinliklere gerçekten ihtiyaç var. Umarım kitabı da çıkar ve izleyemediğimiz oturumları kitaptan takip etme imkanı bulabiliriz.

Emeği geçen herkesi kutluyor ve devamını bekliyoruz.

Zeytinburnu ve Küçükçekmece Belediyelerinin kültür sanat alanında göstermiş olduğu bu gayretler sadece diğer ilçe belediyelerine değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne de örnek olmalı.

 

 

 

 
 
 
 




    Ad Soyad
    Mesajınız
 
 
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır...









Tüm hakları saklıdır © 2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.