Vakti yaklaşıyordu bugünkü İftarın. Yemek masası kurulmuş, kısmetimizde olan yemek, tabaklara konulmuştu. Su, hurma, çorba da vardı. Televizyonda iftar saati programında şair Nurullah Genç’in de misafir olduğunu görünce açlığı ve yemeği bir tarafa bırakıp üstadın söyleyeceklerine dikkat kesilmiştim.

Kıymetli şair Nurullah Genç, malum “Yağmur ve Rüveyda” şiirlerinin şairi. Sohbet sıcak bir ortamda ilerlerken birden sunucudan “üstadımız acaba Yağmur şiirini seslendirecek mi?”  diye bir istek geçiyor içimden. Fakat bir türlü söylemiyor sunucu. Sempatik bakışları, bana biraz sabret der gibiydi. Bende de ne acayip bir bağlanma var. Bu bağlanma, nasıl desem, Nuri Pakdil üstadın bağlanması gibi bir şey.  Bağlanma mademki bir yolculuktur. Bu yolculukta da bize bir yardımcı ya da rehber lazım. Yürüyüşte yolun temizlenmesi gerekli tıpkı yağmur gibi. Ve yağmurdan mülhemle Yağmur şiiri.

Bulunduğum ortamda hep yalnızlığı tercih eden ben, şimdi bir televizyon ortamına bağlanmış ve Yağmur şiirinin, şairi tarafından okunmasını bekliyordum. Sanki bu şiir okunmasa orucumu da açamayacaktım gibi.

Biraz sonra ezan sesi duyuluyor. Evin küçüğü Osman Eren her zamanki gibi iftar duası için ellerini açmış. Biz de duaya mukabele ediyoruz. Bir bardak su içip tekrar kaldığımız yerden bağlanıyoruz.

İstanbul’dan önce iftarı açıyoruz.  Nurullah Genç üstadımız sohbetine devam ediyor. Ben sanki yanlarından ayrılmış dışarı çıkıp gelmişim. Bekliyorum bana tekrar hoş geldin demesini, neyse sohbeti bölmeyelim.  

Sunucu işte tam şimdi söyleyecek söylenecek konuyu. Yine söylemiyor ama daha vahim bir konudan bahsetmişti. Doğruluk ve Doğruluk… Bu hususta Nurullah Hocanın güzel bir hatırası vardı. Küçüklüğünde babasıyla beraber hayvan pazarına gitmişler. Bir koyunları var, onu satacaklarmış. Esnaftan biri sorar “bu koyunun kırk lira olmaz mı bey amca?” “Hayır, olmaz evladım.” diye cevap verir peder. “Neden olmaz,?” “Değerinin altında fiyat veriyorsun da ondan der. Bir vakit sonra başka bir esnaf gelir ve koyunu almak ister. Peder daha fiyatını söylemeden. Ben bu koyunu seksen liraya almak istiyorum amca, der. Peder buna da itiraz eder. “Yahu kardeşim bu kuzu doğurmayan bir koyun, bunun ederi ancak elli lira eder. Sen neden yüksek fiyat veriyorsun. Ben hakk olan neyse onu isterim. Esnaf da tebessüm ederek. “Kıymetli amca ben senin alışverişini ve huyunu sevdim, fiyatı bilerek yüksek veriyorum” der. Bir türlü anlaşamazlar. Araya diğer esnafın da girmesiyle alışveriş gerçekleşir… İşte Nurullah Genç’in babası da bir bağlanma içerisinde. Neye bağlanmak? Hakka, doğruluğa, doğru alışverişe bağlanmak. 

Tam da bu vakitte televizyon sunucusu söylemesin mi “işte bu baba ki böyle evlatları ancak Yağmur Şiirini yazar.” İşte budur bağlanmam deyiverdim. Tam da o vakit elime bir kaşık alıp çorbamı afiyetle yedim. Tam da o vakit sıcak ekmeği parça parça edip çorbaya bandırdım.

İftarımı açarken bir yandan da utanıyordum. Nurullah Genç hocamız karşımda dururken ben nasıl iftarı açıyorum diye. Yağmur şiiri okunurken yavaş yavaş ben de bağlanma modundan çıkıyordum. Bir yandan da utanıyordum. Onsuz iftarı açtım diye

Yağmur şiiriyle yolumuz açık olsun. Yürüyüşün öncü şairlerine selam olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.