Ahmet Sever’in Abdullah Gül ile 12 Yıl ve İçimde Kalmasın Başlıklı Kitaplarının İncelemesi (1)

Abdullah Gül, uzun erimli bir planın parçası olarak tasarlanmış yol haritasını izleyen bir aklın eşliğinde, 2015’ten bugüne değin ısrarla ve dikkatlice Erdoğan karşıtı/düşmanı zemine bir şekilde yaslanan özellikleri gözeten biçimde hareket etmiştir. “Erdoğan karşıtlığı/düşmanlığı” üzerinde birleşecek muhalefet gücünün “çatı adayı” olmayı benimsemiş olması, bunu en güçlü biçimde somutlaştırmıştır.

Abdullah Gül’ün 12 yıl danışmanlığını yürüten Ahmet Sever, ikinci kitabını yayınladı. Doğrudan konuya girelim. Yeni kitaptaki amaç, önceki kitap ile aynı: Erdoğansız Türkiye. Bunu yeni kitabı bağlamında tam anlayabilmek için Sever’in Abdullah Gül ile 12 Yıl (Mayıs 2015) başlıklı önceki kitabının değerlendirmesini de yapmak gerekir. Haziran 2015’te yazıp seçim koşullarında yayınlanmayan yazımdan çeşitli bölümleri bu bağlamda paylaşacağım. Sonrasında İçimde Kalmasın (Mayıs 2018) kitabı hakkındaki değerlendirmemi de ekleyerek bu iki kitap hakkındaki bütünlüklü yaklaşımımı aktaracağım.

Siyasi muhalefetin kapasitesi

Ahmet Sever’in kitapları, Türkiye’deki siyasi, entelektüel ve sosyal eleştirileri, bunları üreten zihniyeti ve ortaya çıkan uygulamaları bütünlüklü olarak değerlendirmek için iyi bir fırsat sunuyor. Kitaplar, iktidara yönelik eleştirilerin tipik örneklerini barındırması ve zihniyet dünyalarını ortaya koyması bakımından önemli bir değerlendirme alanı açılmaktadır. Kitaplara bu yönden bakmaya çalışacağız. İlk kitapla ile ilgili değerlendirme üç yıl önce yazılmış, ancak ard arda gelen seçimler sebebiyle yayınlanmamıştı. Yeni kitap vesilesiyle bu iki kitabı birlikte değerlendirmek daha anlamlı olacaktır.

Abdullah Gül ile 12 Yıl kitabının amacı

Mayıs 2015’te ilk baskısı yapılan Ahmet Sever’in kitabı, Haziran ayında 30. baskısını yaptı. 7 yılı Cumhurbaşkanı Basın Başdanışmanlığı ile geçen 2003-2014 yılları arasındaki 12 yıllık görevleri esnasında Abdullah Gül’e en yakın kişilerden biri olan Sever’in, bu yıllara ilişkin yaşadıklarının kendi penceresinden anlatımı Recep Tayip Erdoğan ile Abdullah Gül’e dayalı siyaset denklemine dair kritik değerlendirmeler içeriyor. 2015 yılında Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik güçlü biçimde içte ve dışta yoğunlaşan medya saldırıları ile siyasi algı operasyonları yapılırken, Türkiye’de yayınlanan bu kitabın anlamı neydi?

Gül, Erdoğan’dan üstün bir liderdir!

Kapağında sadece “Abdullah Gül ile 12 Yıl” ifadesi geçen, ancak gerçekte “Abdullah Gül ile Recep Tayyip Erdoğan Karşılaştırması” görünmez alt-başlığını taşıyan kitaba tam ortasından girelim: Kitabın, en az 50 yerinde doğrudan Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül karşılaştırması yapılıyor ve tamamında istisnasız biçimde Gül, Erdoğan’dan daha iyi, doğru, güzel olarak tanımlanarak, Gül’ün daha itidalli, mantıklı, sakin, fedakâr, ülkesini düşünen, ekibini ideolojik ve partizanca değil, liyakat ve beceriye bakarak ilkeli seçen, hukuka bağlı, şeffaflık yanlısı, kutuplaşma karşıtı, yumuşak üsluplu, demokrat, özgürlükçü, kibirsiz, ötekini anlamaya çalışan, hoşgörülü, uzlaşmacı, serinkanlı, kendini değil davayı önde tutan, demokratik sistem yanlısı, başkalarına karşı hassas, uzak görüşlü ve ilkleri gerçekleştiren bir lider olduğu iddia ediliyor. Dile getirilen her bir özelliğin genel ve kişisel boyutlarına, elbette hem Gül, hem de Erdoğan üzerinden eleştirel olarak bakılabilir. Ancak kitabın anlatımında Gül üzerinden yapılan bu karşılaştırmalarda her seferinde Erdoğan’a bir “sille” daha vurulma gayretinin gösterildiği, ilk bakışta anlaşılıyor.

Bu doğrudan karşılaştırmalar yanında, başka gazetecilere ve öznesi belirsiz tanımlamalara dayalı olarak yapılan atıflar üzerinden de en az 20 yerde daha dolaylı olarak Erdoğan’a “sille” vurma hedefi açıkça gözetiliyor. Her sille girişiminde Erdoğan’ın kişiliği, liderlik pozisyonu ve imajı hakkında kartopu gibi artan biçimde olumsuz yönde ilerleyen tasvirler yapılmaya çalışılıyor. Kitap, Abdullah Gül’ü, ele alınan her olayda hatasız, pür-ü pak, mükemmel insan; Recep Tayyip Erdoğan’ı ise, hatalı, lekeli, kötü bir insan olarak gösterme gayretkeşliği ile yazıldığını hemen ortaya koyuyor.

Kitabı nasıl değerlendirmeli?

Bunu anlamak gerçekten önemli: Ahmet Sever, bu kitabı neden yazdı? Basit bir gazeteci iştahı mı? Elbette buna inanmak kolaycılık olur. O zaman, dışarıdan bir göz olarak, daha derinlikli bakmaya yönelelim. İlk adım, şu sorunun cevabını düşünmek olabilir: Bu kitabı gerçekte nasıl değerlendirmek gerekir? Yazarın, kendini ve düşüncelerini, Gül üzerinden ve Gül’e dayanmış gibi yaparak her cümlede büyüyen biçimde Erdoğan karşıtı olarak konumlandırmasının sebebi nedir? Yazar, Vatan gazetesine röportaj vermesi (30 Ağustos 2012) ve burada Gül’ün çeşitli konulardaki kırgınlıklarını aktarması sebebiyle mi Erdoğan ve ekibi ile karşıt bir noktaya gelmiştir? Elbette, bu tek belirleyici sebep değil. Yazarın, 12 yıllık görev yaptığı süreçte neredeyse başından beri, AK Parti hareketi içinde, Erdoğan tarafından Gül’e haksızlık yapıldığı iddiasında olması, bakış açısını daraltmış, her şeyi bu zaviyeden okumasına yol açmıştır ya da kendisinin böyle düşündüğünün düşünülmesini istemektedir, gerçek niyetini örterek. Bugün, neyin birincil sebep olduğunu anlamak kolay değildir. Kitap; entelektüel, tarihsel ve vicdani bir sorumlulukla mı kaleme alınmıştır, ya da anti-Erdoğan tezini güçlendirmek için Gül ile geçirilen 12 yılın mahremlerinin açığa vurulması ve bu amaçla yaşanılanların işlevlendirilerek servis edilmesi esasına dayalı üst-akla hizmet etmek amacıyla mı yazılmıştır, her bakımdan net değildir.

Erdoğan’ı eleştirmek

Bir siyasetçi olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın eleştirilmesi, elbette mümkündür. Ancak bu kitaptaki yaklaşım; eleştiri yapmak yerine, içteki ve dıştaki siyaset, medya ve sosyal algı operasyonlarına yakıt olacak kullanılışlı malzemeler verecek şekilde yaşanılan mahrem olayları Gül üzerinden paylaşarak, Erdoğan’ın konumunu yıpratmak ve çevresinden ayırmak, ötekileştirmek, reddetmek ve en önemlisi liderlik etkisini zayıflatarak onu hedef alan yalnızlaştırma dinamiğini işletmektir. Bunu genişleten birçok başka soru akla gelir: Sever, Erdoğan’ın cadılaştırılmasına -uluslararası basındaki yaklaşımlar gibi- odun taşımak için neden bu kadar çaba göstermektedir? “İçeride ama içeriden biri olmayarak” ne varsa siyaseten mahrem olan, yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla neredeyse hepsini deşifre ederek neyi amaçlamaktadır?

Operasyon amaçlı üslup

Bu, operasyon yönü ağırlıklı olduğu izlenimini uyandıran kitap neden yazılmıştır? 12 yıl boyunca kendisine yakın olan Sever’in bu yazdıklarına Gül, ne ölçüde katılmaktadır? Gül’ün, Erdoğan karşısındaki tavır, tutum ve davranışları, gerçekten de kitapta anlatıldığı gibi midir? Acaba Gül, bu kitapta kendisi için yapılan tarife, olaylardaki tercihlerinin aktarımına, Erdoğan’a karşı konumlandırılan pozisyonuna, ifadelerine ve tavırlarına yüklenen anlamlara ne ölçüde katılıyor? Bunca farklı süreçte “yanlış anlaşılır” diyerek dikkatle hareket eden, konuşan ve davranış gösteren Gül, kendisini bu kadar mahremiyet dışına çıkaran bir kitabı neden bir şekilde onaylar? Tek yönlü okuma ile “Gül’e övgü, Erdoğan’a yergi” odaklı yazılan bu kitap, siyasi sahada olumlu bir yönelime hizmet edebilir mi? Bütün bu soruların cevabını kestirmek, kısa sürede mümkün değildir. Bu sorulara, önümüzdeki günlerde yaşanacaklarla daha somut cevaplar verilecektir.

O günlerde sorduğumuz bu sorular bugün cevabını buldu: Abdullah Gül, uzun erimli bir planın parçası olarak tasarlanmış yol haritasını izleyen bir aklın eşliğinde, 2015’ten bugüne değin ısrarla ve dikkatlice Erdoğan karşıtı/düşmanı zemine bir şekilde yaslanan özellikleri gözeten biçimde hareket etmiştir. “Erdoğan karşıtlığı/düşmanlığı” üzerinde birleşecek muhalefet gücünün “çatı adayı” olmayı benimsemiş olması, bunu en güçlü biçimde somutlaştırmıştır.

Kitabın tarihsel dinamiği

Kitapta önemli olan bir başka nokta daha var: Kitabı, Erdoğan ve Gül isimlerini silerek de okumanın mümkün olması. Yani, olaylar ve süreçler bağlamında Sultan Abdülhamid, Adnan Menderes, Turgut Özal ile onlara karşı olanlar tarafından oluşturan siyasi ve toplumsal arenadaki karşıtlık dinamiğini işleten kişileri ve grupları, düşünceleri ve akımları farklı okumalarla bu kitabın yazılma amacında ve kitaptaki satırlar, düşünceler ve yorumlar arasında gizlenmiş olarak çeşitli derecelerde, derinliklerde ve bağlantılarda görmek mümkündür.

“İçte ve dışta, medya ve siyaset alanında algı operasyonları yaparak Erdoğan’a saldıranların amaçları ile Sultan Abdülhamid’e benzer yöntemlerle saldıranların amaçları arasında fark var mıdır?” sorusu bu benzeşmeyi ortaya koyacak güçlü tespitler verir. Sultan Abdülhamid’e “Kızıl Sultan” diyenlerin bugün “Diktatör Erdoğan” söylemini besleyen çizgiyi oluşturduğunu söylemek, bu açıdan oldukça anlamlıdır.

Çatışmaları-ayrışmaları körükleyen kitap

Kitapta, Gül ile Erdoğan’ın birlikteliğinden oluşan enerji, sinerji, güç, siyasi hareket kabiliyeti, toplumsal ve siyasal meşruiyet zemini değil; aksine, farklılıklarından gelen ayrımları ve çeşitli çatışmaları körükleyen bir yaklaşım hakimdir. Kitap, her iki ismin birlikteliğinin oluşturduğu gücü derinleştirmek, yaymak ve aktarmak yönünde de yazabilirdi, üstelik eleştirilerini de en güçlü biçimde yaparak.

“Gül melek, Erdoğan şeytan” bilinçaltı mottosu ile yazılan kitabın, devlet yönetimi bağlamındaki önemli ve güçlü özelliklerimize ilişkin aktardığı bazı olumlu şeylerin değeri, mevcut kurguda “Erdoğan karşıtlığı/düşmanlığı” için harcanmaktadır.

Bu karşıtlığa/düşmanlığa dayalı yaklaşımlar bütün parti kadroları içinde derinleştirilmek istenmektedir. Böylece, AK Parti’yi; yönetici lider kadrosu arasındaki ilişkilerden itibaren oluşturulan çatlaklar ile alt-kadrolara, bakanlara, milletvekillerine, danışmanlara, bürokratlara, farklı parti içi gruplara ve bağlıları üyelerine değin kadem kademe uyumu, ahengi ve birlikteliği bozacak yönde etkileyerek, bu çatlakları yapışmamacasına kırmak, kitabın diğer hedeflerdenmiş gibi gözükmektedir.

Oysa, 12 yıllık (2012-2015) iktidar dönemi, dile getirilen alanlardaki ayrışmalar üzerinden okunursa mı, yoksa bu ayrışmalara rağmen icraatları yürütebilen, bir şekilde uyumu ve ahengi koruyabilen, birlikte yanyana durabilen ve ortak hareket edebilen kadroların bu becerileri ve güçleri esas alınarak okunursa mı daha iyi anlaşılır? Her şeye rağmen “ülke menfaatleri için birlikte olmak” ilkesinin getirdiği bu gücün, siyasi ve toplumsal değişimi yöneten somut yansımalarından bahsedilemez miydi?

Bugün, aradan geçen üç yıl sonrasında net biçimde anlaşılmıştır ki, bu kitabın böyle “vatansever” bir amacı hiç olmamıştır.

Siyasi çıkara dayalı tarih anlayışı

Yazar, küçümsediği “Yeni Türkiye Tezi” ve diğer yaklaşımları ile tanığı olduğu ve deneyimlediği süreçlerin ve “içeride olmanın” değerini, aktarımlarını özel isimler üzerinden kurgulayarak heba etmiş, bu şahitlikten toplum ve devlet yönetimi hakkında olumlu yönde aktarabileceği bilgiyi, birikimi ve yapıcı eleştirileri, varlığını bağladığı çeşitli amaçlar için hiçe saymış, bütünlüğünü, sırasını, anlam çerçevesini, bağlamını kırdığı noktasal anlatımlarla resmi oluşturan sonsuz noktadan istediklerini seçerek kendine göre bazı bölümleri öne çıkarmış, hakikati, kişisel ön-belirlemelerle değiştirerek tek yönlü kurgusal bir anlatım oluşturmuştur.

Bu kitapta aktarılan olaylar, daha geniş planda, koşullar ve özellikler bütünlüğü içerisinde entelektüel olarak anlamlı, değerli ve güçlü biçimde anlatılabilecekken bunların “davranış analizleri” düzeyinde kalan basit yargılamalarla aktarılması; ilişkilerin ve olayların “Gül’e övgü, Erdoğan’a yergi” dinamiği içinde kurgulanması, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal kazanımlarının, kişilerin gündelik ve öznel tavırları içinde un ufak edilerek önemsizleştirilmesine, değersizleştirilmesine ve yok sayılmasına yol açmıştır.

Seçmeci yaklaşım, kötülemeci bakış

Tek tek seçilmiş olaylardan, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal, askeri ve kültürel gelişmelerini bütünlüklü olarak nasıl değerlendirebiliriz? Türkiye’nin ekonomik kalkınma süreçleri nerededir? Gelişen şehirler ve altyapılar, sanayi yatırımları, silah ve savunma gücü projeleri, eğitim yatırımları, sağlık devrimi, iletişim ve ulaştırma hamleleri, sosyal politikadaki dönüşüm çabaları ve daha sayısız olumlu şey nerededir? Ekonomik değişimler, toplumsal dönüşümler, sivil iktidar-asker ilişkilerindeki olumlu farklılaşmalar vd. ilerlemeler, nihayetinde bu süreçlerin bizatihi kendisi kitapta hiçbir şekilde yer almıyor. Belirli kesitlerle, uzun, derinlikli ve yoğun bir tarih süreci, kişisel algılar etrafında, taraflı ve maksatlı olarak aktarılıyor. Seçilen siyasi olaylardaki tavırların çatışmacı bir anlayışla yorumlanması, mevcut ayrışmaların kalıcılaşmasını, kalıcılaştırılmasını ve yıkıcılığa dönüşmesini isteyen açık bir niyet taşıyor. Buradaki, Erdoğan ile Gül arasındaki cepheleştirmeci tavır, siyasi hareketin bütünlüğüne değil içindeki farklı yorumlara odaklanarak, genel, baskın ve ortak çizgiyi görmezden geliyor. Bu, dalların gövdenin yerine geçirilmesi çabasıdır.

İyi ve başarılı işleri hep Gül yaptı!

Yazar, 2003 ile 2015 yılları arasında geçen 12 yıla bakarken gelinen Türkiye manzarasının tasvirinde bardağın boş taraflarını vurgulamış, bardağın dolu tarafının görmezlikten gelmiştir. Partinin liderine ve ekibine karşı geliştirdiği köklü bariyerler yazarın entelektüel düşünme süreçlerini ketlemiş, adaletli ve vicdanlı yazmasına engel olmuş gözükmektedir. Örneğin, Gül’ün “tek başına” başardığı vurgulanan siyasal zorlukların aşılmasında Erdoğan’ın desteği, etkisi ve gücü yok mudur? Gül, kitapta anlatılan her olumlu süreci tek başına mı başarmıştır? Bunların “Erdoğansız” olduğunu söylemenin, böylesi gelenekli siyasal hareketlerin doğasına aykırı olduğunun Siyasal Bilgiler mezunu yazar tarafından bilinmemesi mümkün değildir. Öyle bir noktaya geliniyor ki, kitabı okuyanlar, anlatılanlardan Gül’ün Erdoğan’a rağmen Türkiye’yi demokratikleştirdiğini sanabilir! Hele okuyucu, kitabı anti-Erdoğan algısıyla okuduğunda baştan aşağıya her yorumu böyle anlamlandırabilir.

Kadroları yıpratma hedefi

Kitapta, lider kadrosu, bakanlar, milletvekilleri, danışmanlar, basın temsilcileri ve örgütteki her kademe “sürekli birbirini yer, çatışır, birbirinin gözünü oyar, fırsatını bulunca da yok eder” ana fikri ile tasarlanan bir parti teşkilatı tasarımı vardır. Kitap, bu bakımdan, 7 Haziran 2015 seçimlerine dayalı günün “stratejik aciliyetleri” içinde partinin belirleyici kadroları için olumsuz algı oluşturma ve onları yıpratma anlamında hedef alınarak oluşturulmuş gibi duruyor. Bunun bir uzantısı olarak, Gül’ün; Erdoğan ve ekibi tarafından hep engellenmeye çalışıldığı, ileri adımlarında kıskanıldığı, hareketlerinin kısıtlandığı, başarılı politikalarından pay ve rol çalınmak istendiği savunuluyor. Bu şekilde, aynı ülkü çatısı altında toplananların -kişisel hırsları dışında- bütünlük, omuzdaşlık, dava birlikteliği ve ortak gaye anlayışı içinde yapamayacağı şeylere tenezzül ettikleri vurgulanarak, hareket hakkında bir uyumsuzluk, bozulmuşluk, çürümüşlük tasviri yapılıyor. Bu yöntemin de hedefi bellidir: Ağacı, içinden gelecek kurtlarla çürütebilmek.

Ahmet Sever, Abdullah Gül’ün bilinçaltı olmuştur

Bu kitabın, AK Parti’nin temellerini sarsmak amaçlı, ayrıntılı, derinlikli ve özenli olarak mikro düzeyde, hatta anlık durumlar düzeyinde kişi kişi olarak noktasal atışlarla ölçülmüş-biçilmiş bir çalışma olduğu tespiti zor değildir. Bu duruma, bir şekilde cevaz verme durumunda kalan Gül’ün; temeline varlığını koyduğu harekete yönelik kendi üzerinden yapılan bu maksatlı değerlendirmelere nasıl izin verdiğini sorgulamak, herhalde hareketin diğer bileşenlerince sebepleriyle birlikte derinden derine yapılmaktadır.

12 yıl boyunca hep geri itildiği, ötelendiği, bastırıldığı imajı içinden yazar, kendisini “Gül’ün bilinçaltı” olarak konumlandırmış, kitaba aktardığı yaklaşımlarını bu kapsamda tasarlamıştır. İçten içe beslenen yoğun Erdoğan karşıtlığını/düşmanlığını ancak bu şekilde anlamlandırmak mümkündür.

Kitaptan sonra ne oldu?

Bu kitabın üzerinden geçen üç yılda Gül’ün AK Parti’deki pozisyonunun değerlendirmesinin fazlasıyla yapıldığı, bugün açıkça anlaşılmaktadır. Erdoğan karşısında birleşebilecek tüm muhalif güçlerin “çatı adayı” olma arzusunun peşinde koşan Gül’ün tamamen kendini bu hareketten ayırdığı, artık netleşmiştir. Bu durum, bu kitabın bir şekilde devamı olan yazarın sonraki kitabında yer alan değerlendirmelerle derinleştirilir.

YARIN: Sever’den İkinci Kitap: İçimde Kalmasın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.