Bizi biz yapan, bizi millet yapan değer dilimizdir. Dilimizi korumak demek tarihimizi, kültürümüzü ve vatanımızı korumak demektir. Dilimiz olmadan biz millet olamayız. Dil kültürün en büyük taşıyıcısıdır, köprüsüdür. Dolayısıyla kendi ana dilimize ait eserleri okumak suretiyle dilimize hâkim olacağız, dilimizin zenginliklerine sahip çıkacağız. Bu maksatla dilimizin yüzyıllardan bu tarafa unutulmayan en güzide eserlerini veren Yunus Emre’yi başta okuyacağız ve şiirlerini ezberleyeceğiz. Bugün Yunus Emre bu coğrafyadan geçeli yaklaşık asırlar yıl olmuştur ama Yunus Emre ölmemiştir, Türkçe ile yaşıyor. Gelecek yüz yıllarda da Türkçe varsa Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Hacı Bektaş Velî, Fuzulî, Âşık Veysel, Necip Fazıl, Nazım Hikmet gibi Türkçemizin ses bayrakları yaşayacaktır.   

Bizi bu güne taşıyan en önemli unsur dil olduğu için bu köprüyü sağlamlaştırmak, kendi dilimizle yazılan eserleri okumakla mümkündür. Ömer Seyfettin’i başta geçlerimizin okumaları hatta bazı hikâyelerini aynen yazmaları gerekir. Yazdıkça açılacaklar; çünkü dile hâkim olmak sadece okumakla değil, aynı zamanda yazmakla mümkündür.

YAZMAK DA ÖNEMLİ

Gençlerimizin veya toplumumuzun okuması yeterli değil, okuryazar olabilmeleri için yazmaları da gerekir. Biz kitap medeniyetinin çocuklarıyız. Ben, bu kavramı sıklıkla zikrediyorum ve buna değer veriyorum. Bizim tarihimizde kitabın değeri çok fazladır. İslam medeniyeti kitap medeniyetidir. Yazı yazmak sanattır. İnsan ruhunu ve gözünü dinlendiren hat sanatımız bunun anlatmaya yeterlidir. 

Teknolojinin olumsuz etkileri ne yazık ki bizi kalem ve kâğıttan uzaklaştırdı. Mektup yazabilsek mesela… Gençlerimizin elinde daima kalem ve kâğıt olmalı. Yazı atölyelerini yaygınlaştırmalıyız. Kitap tahlili yaptığımız gibi yazı çalışmaları da yapmalıyız. Edebiyatımızın köşe taşı olan yazarlarımızın eserlerini yazmalıyız. Bu, bize üslûp kazandıracaktır.

KALEM ÂŞIK,  KÂĞIT MAŞUK

Bizi var eden iki değer var: kalem ve kâğıt. Kalem âşıktır, kâğıt maşuktur. Bu iki aşk bizim medeniyetimizi doğurmuştur. Bu gün tarihe baktığımızda kılıçla kazandığımız birçok coğrafyayı kaybetmişiz. Ancak kalem ile kazandığımız kalpler ve coğrafyalar hâlâ bize ait. Bunun en önemli örneği Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın Amerika’dan, Japonya’ya Dünyanın her beldesinde karşılık buluyor olmasıdır. Bu değerlerimizin okunuyor olması bizim kalem ile kazandığımız kalplerin ve coğrafyaların hâlâ bize ait olduğunu gösteriyor. O bakımdan kalem ve kâğıt bizim tutunacağımız en önemli silahtır, güçtür. Gençlerimizin muhakkak suretle kalem ve kâğıtla yetişmesi gerekir. Okuması yetmez, yazmalarını da arzu ediyoruz.

            Büyüklerimizin kâğıda karşı hürmetini biliriz. Kâğıt kutsaldır. Kâğıda Allah ismi yazılmıştır dolayısıyla kâğıt yere atılmaz, pis işlerde kullanılmaz. Bu bakış idi bizi medeniyet sahibi yapan. Ahlakî öğretilerimiz en çok şiirle anlatılmıştır.

 Şairlerimizin çoğu derviştir. Dervişler de kalem ve kâğıda sarılmıştır. İnsan çoğu kez konuşarak ifade edemediğini yazarak anlatır.

Kalem ve kâğıt bizi geçmişten bugüne taşıdı, yarına da bu iki âşık taşıyacak.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.