Hiç Allah’tan korkmuyor musun. Beni böyle zehirliyorsun. Gücüm yetmiyor sana diye bu hale koymak zorunda mısın beni dedim. Baktı bana ve sakince döküldü kelimeler dudaklarından.

 Bu sadece senin değil hepimizin iyiliği için. Biraz sabret lütfen. Ben sana hiç kötülük etmedim. Nasıl seni zehirlerim dedi. Fakat üzerime serptiği şeyler dışımı değil içimi de etkiliyordu. O da yerinde durmuyordu. İlaçlandım ve ambalajlandım. Bir müddet bu halde kaldım. Sonra etrafta bir hareketlilik belirdi. Beni yerimden etti. Bu kez daha çok sinirlenmiştim. Öfkemi yüzüne daha sert söylemiştim.

Sende vicdan da kalmamış. Bak şimdi de beni karanlık toprakların altına atıyorsun. Üşürüm ben orada. Hem hiç kimseyi tanımam o diyarda. Çok yalnızlık çekerim. o karanlık yerde tek başıma ne ederim. Harbiden sende ne vicdan ne izan var dedim.

O yine ayni sakinlikteydi. Tebessümü ise can verirdi benim gibilere. Gülümsedi bana. Önce eline aldı. Ardından sevdi beni. Sonra sevgiyle birlikte şefkatle gönderdi o karanlık yere. Üstümü örttü kara toprakla. Zaman ilerledikçe arada bir gelirdi. Serinlemem için de serin bir şeyler üzerime döküverirdi.

Ben artık yeni bir ben olmuştum. Bütün sertliklerim gitmişti. Hatta rengim de değişmişti. Bir müddet sonra toprağın üzerine çıkıvermiştim. Yeni renk ve kimliğimle hem sahibimi sevindirmiştim hem etrafımı şenlendirmiştim. Çok alıştım bu yeşil renkli halime. Hatta bu halimin uzun sürmesini istiyordum. Gençliğimin sürekliliğini çok arzu ediyordum. Lakin bir gün olgunlaşacaktım. Bundan asla kaçamayacaktım. Olsun. Yeşilden sonra sararmaya başlayan o halim de güzeldi.

Sahibim tarafından hep kontrol ediliyordum. Nihayet olgunlaştım. Bu defa da hiç tanımadığım gizli aletler tarafından kesileceğim haberi dolaşır oldu. Kalbim sahibime öfkeyle doldu. Çok kızmıştım ona. Çıksaydı karşıma. Öfkemi haykıracaktım suratına. Gizli gizli gelip dolaşıyordu etrafımda. Sonunda belirdi karşımda. Ben de verip veriştirdim sevdiğim adama.

— Sen kuldan da mı utanmazsın. Şimdi beni kesilecek demirlerin arasına atarsın. Hiç mi sevmedin beni. Halbuki seni çok sevdim. Bütün ömrümü sana verdim. Senin bahsin olunca yerimde duramıyorum. Esen rüzgarlara eşlik ederek seni sevdiğimi her yere haykırıyorum. Ama kırıldım sana. Bak artık sararıyor benzim. Senin bu ilgisiz haline ne diyeyim. Ölümüm gerçekleşecek galiba bu eziyetlerinle. Getir o demirleri. Yerimden et beni. Sen de kurtul bu sarılıklardan. Kurtar beni kendinden dedim.

Galiba fazla üzerine gittim. O da başını önüne eğdi her zamanki gibi. Çok şey söylemeden beni kesecek demirlere doğru gitti. Onu hiç bu kadar kararlı görmemiştim. Galiba bu halimin sonuna gelmiştim. Geçti demir yığınları üzerimden. Beni söküp aldı kökümden. Gürültülü bir alandan geçtim. Geçici elbiselerimi çıkarttılar. Toprak altına girmeden önceki halime koydular. Şaşırmıştım bu halime. Galiba ben haksızlık ettim sevdiğime. Çok mutluydum. Eğer onu bulsaydım yüreğine sarılacaktım. Çünkü bu halime bir daha geleceğimi hiç beklemiyordum. Hatta bazen eski halimin hayaliyle ıstıraplar içinde kalıyordum. Şükürler olsun bak işte yine eski halimdeyim. Bunun neşesini sahibimle yaşayabilmeliyim. Lütfen ne olursun tekrar çık karşıma.

Bu heyecanlı halde iken o çıka geldi. Beni hiç terk etmediğini söyledi. Aldı o güzel ellerine. Hatta parmaklarını daldırdı yüreğimin derinliklerine. Heyecanımdan yerimde duramıyordum. Söylediklerini anlamıyordum. Galiba yeniden olacakları kaçırmıştım. Tekrar ambalajlanıp ortadan kaldırılmıştım. Ama bu defa beni farklı bir yere götürüyorlardı. Soramadan edemedim.

Neden bu sevincimi kursağımda bıraktın. Ben yerimde kalamadım. Doyasıya seni seyredemedim. Bu defa da bir demire yüklendim. Seninle farklı bir yere gitmedeyim.

O da gideceğimiz yeni yere benimle geldi. Fakat bu defa biraz daha açık konuşuverdi. Hep beni teselli etmek için konuştu. Şaşırmıştım bu haline. Ama olsun benim yanımdaydı. Bu da söylediklerini anlamlı kıldı.

— Sen başlangıçta hep benim yaptıklarımdan şikayet ediyorsun. Ama sonunda yapılanlara amin diyorsun. Ama bu defa biraz daha ıstırap duyabilirsin. Hem dış güzelliğini hem rengini hem de içindeki bütün sertlikleri kaybedebilirsin. Lütfen nolursun darılma bana. Sırtını dönme dayanamam bu ayrılığa dedi.

Bir anlık şaşkınlıktan sonra ona dedim.

Zaten bana bu kadar dokunmana hayret etmiştim. Acaba sonunda başıma ne gelecek diye beklemiştim. Sen ne Allahtan korkuyorsun ne de kuldan utanıyorsun. Sadece vicdanın yokmuş aynı zamanda insan da değilmişsin derken. Önce boca edildim o güzel ellerle yoğun bir sıvının içine. Sonra kızgın güneşin altında kurutuldum. Tekrar çuvallara konuldum. Getirildim beyaz bulutların olduğu kalabalık bir yere. Direnmek istiyordum ama nafile. Koni gibi bir yerden ve ince bir delikten iki taşın arasına düştüm. Un ufak oldum ve dışarı çıktım. Gerçekten dediği gibi oldu. Bedenim değil rengimde değişmişti. Bütün kızıllıklarım gitmişti. Her tarafıma kirsiz bir beyazlık gelmişti. Yine onu arıyordum. Bu halimi de beğendiğimi söylemek istiyordum. Artık sert değil yumuşakça bir şeydim. Bundan sonra ne olacağını da bilemedim. Sonra baktım ki onun ellerindeyim. Sanki ona kırılmışım gibi bir haldeyim. Halbuki bu halimi çok beğenmiştim. Ona bir adım daha yaklaşıvermiştim. Bedenine kendi rengimi aksettirmiştim. Usulce bana fısıldamaya başladı.

Canın çok acıdı mı. hem bedenin değişti hem de rengin. Lakin hiç değişmedi benim yanımdaki sevgin ve değerin. Hatta daha da gitti ileri. Lütfen söyle bana. Darılmadın değil mi bu yaptıklarıma dedi.

Ben nazikçe yapıştım onun vücuduna. Ne kadar sevdiğimi söyledim güzel kulaklarına. Bu kadar mesafe kat etmiştim. Ama dudakları hâlâ benimle temas etmemişti. Yani beni beğenmemiş miydi. O güzel dudakların artık beni öpmesini istiyordum. Hatta sadece öpmesini değil yemesini dahi arzuluyordum. Tam böyle düşünürken buldum kendimi tekrar evimde. Ve şu fısıldamasını duydum.

Az kaldı sevdiğim. Lütfen ne olursun bu defa da kızma. Yüreğimi yakıp beni kendinden uzaklaştırma. Hiç bir şey kararında durmadığı gibi sen de bu halinde durmayacaksın. Birazdan sevgilim gelecek. Seni güzelce bir yoğuruverecek. Aldığın bu yeni hal de güzeldir. Her yeni halin seni bana yaklaştırıverir dedi ve hızlıca uzaklaştı.

Ben ne diyeceğimi şaşırmıştım. Arkasından baka kalmıştım. Çünkü benden başka bir sevdiği daha varmış. Son söyledikleri beni çileden çıkarmıştı. Bu halimle çıkarsa karşıma. Vallahi her tarafını bulayacağım beyazlığa diye mırıldanmaya başladım.

Gerçekten sen bir muammasın. Bununla sürekli sevdamsın. Seni anlamadan öleceğim. Zaten her yeni halim bir nevi ölümdür. Bunun sebebi de senin sevgindir. Seni herkes sevebilir. Ama hiç kimse benim kadar sevgisini göstermeyebilir. Kendime düşeni yaparım. Vefasızlık edersen bana. Mutlaka bir gün hakkımı alırım unutma diye konuşmadayken sevdiğiminkinden daha nazik bir el beni etti yerimden. Koydu bir teştin içine. Üstüme sıvı şey boca etti. Sonra da ufacık sert şeyler attı üzerime. Bu sonunkinin rengi benimkindendi. Ama tadı çok garipti. O narin eller başladı nazikçe beni gıdıklamaya. Bu defa sadece rengim değil bedenim de başladı başka boyuta taşınmaya. Bırakıldım bir müddet kendi halime. Ekşidim ve getirildim sıcak bir yere.

Etraf hem dumanlı hem de çok sıcaktı. Sanki mahşeri bir hal vardı. Ve ortalığa düşmüş onu arıyordum. Bu defa cidden çok içerlemiştim. Onu görsem son defa bir çift söz söyleyecektim. Kaybetme pahasına da olsa söylemeliydim bu sözü ona. Arıyordum onu derken baktım ki ellerinde yuvarlak bir hale getiriliyorum. Sonra da garip şekilli ahşaplarla tanıştırılıyorum. Bana yalvarırcasına bir şeyler der gibiydi. Ona kulak kesildim. Dediklerini anlar gibiydim.

Lütfen sevdiğim bu son merhalen. Biraz fazla canın yanacak. Hatta belki kızaracak. Ardından güzel şeyler olacak. Sen ateşler arasında güzelce pişeceksin. Sonra benim dudağımla temas edeceksin. Hatta bedenimin içine gireceksin. O zaman hayatın hayatımla bir bütün olacak. Sevdiğine kavuşup ebedi mutlu kalacak. Hadi sevdiğim biraz daha dayan. Sevgililerin kavuşması için bu son an diyordu ki...

Birden yapıştırıldım kızgın bir duvara. Başladım hayatımın en olgun mertebesine çıkmaya. Kısa sürdü sıcakla olan bu yolculuk. Çıkarken dışarı kavuştum sevdiğime. Temas ettim o nazik teniyle. her iki elinin arasına aldı. Önce baktı ve sonra kokladı. Ardından nazikçe dudaklarına dokunduruverdi. Çektiğim bunca zahmeti birden unutuverdim. Sevdiğimle kavuşmaktan dolayı ebediyen insaniyet mertebesindeydim. Ve şöyle dedim.

Hamdım yandım piştim.

Şimdi sevdiğimdeyim.

Çekmeden sürekli çile

Ulaşılamaz asla gayeye

Buğdaydan ekmek olur

Çileyle sevgili bulunur


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-10-28 13:40:14

Çok güzel bir makele; Yazarımızın kalemine ve gönlüne sağlık. İnsanın sevgiliye kavuşmasi yani Yaradanimiza kavuşmak.

Avatar
Ölmez 2017-10-28 11:49:51

Hocam herzamanki gibi döktürmüş.Eline yüreğine sağlık

Avatar
Muhammed Şerif AZARKAN 2017-10-28 12:41:06

Ekmek gibi nan gibi aziz ol ey M.Emin hocam.Bu düşünceyle ekmeği tefekkürle yemek ne güzel ve ne sevap olur.Ekmeksiz bırakma bizi ey Rabbim...