İki dev sanatkâr, iki ulu çınar, iki kültür ve ideal adamı, iki mütefekkir, medeniyetimize sevdalı iki gönül insanı... Biri İstanbul Beyefendisi, diğeri Ege Efe’si... Üstün İnanç ve Gürbüz Azak! Bâbıâli’nin bu özge irfan çınarları, âbide şahsiyetleri gençlerin önünde örnek. Azmin, gayretin, inancın sembolü ikisi de.

         Dostluklar var, içtendir, yürektendir, samimidir, riyadan uzak... Dostluklar var, gösterişten, riyadan ırak. Bâbıâli, nice köklü kardeşliklerin yeşerdiği, hasbi arkadaşlıkların kurulduğu, kalıcı dostlukların sergilendiği bir özge semttir. Ve bu mahallenin has adamları, civanmert sanatkârları, milletine bağlı, devletine saygılı, bayrağına âşık, inancına sevdalı kalem erbabı vardır. İşte onlardan iki çınar! Üstün İnanç ve Gürbüz Azak! Tanışmalarının üzerinden belki de yarım asır geçmiş. Ama dostlukları terü taze. Karşılaştıklarında sanırsınız ki kırk yıldır görüşememişler, hasret gideriyorlar. Hâlbuki çoğu zaman birlikte aynı sohbet meclislerindeler. Hatıralarını anlatırlar ve birbirlerine takılırlar. Allah bütün iyi insanlara, böyle kadirbilir, vefalı ve çelebi dostlar nasip etsin!

         Gürbüz Azak, resmin tepesinde iken edebiyat dağına tırmandı ve zirveye  otağ kurdu. Herkesin zevkle okuduğu metinler koydu ortaya. Köşe yazarı olarak yıllarca yazılar yazdı değişik gazetelerde. Yazdığı her gazetede en çok okunan yazar oydu. Okuyucularla sıcak bağlar kurdu. Kiminde aylarca, kiminde senelerce bulundu. Bazen kendi adıyla, bazen de müstear isimle yazdı. Ama başlangıçtan sonuna kadar geçen seneler boyunca kaleme aldığı bütün yazılarda, millî değerlerine âşık, memleket meseleleri ile yüreği sızılı bir Türk aydınının iç derinliğini ve yüksek zevkini bulduk hep. Türkçeyi bütün inceliği, zarafeti ve güzelliği ile kullanabilen bir kalem erbâbıdır Gürbüz Azak. Fırçayı olduğu gibi kalemi de ustaca kullanmasını bilmiştir. Babıâli’nin kahrını çeken, kültürle hemhâl olmuş bir İstanbul beyefendisidir. Kelimeleri sevgiyle harmanlamış, muhabbetle okuyucularına sunmuştur. Bileği ve yüreği sağlam, inançlı ve kararlı olmuştur hayat boyu. Gürbüz Azak Bey’le üç ayrı gazetede birlikte çalıştım. Akranlarının samimi dostu, gençlerin hâmisi ve teşvikçisiydi. Dert ortağı, kader arkadaşıydı herkesin. Bugün de öyledir. Sırrınızı da paylaşırsınız onunla, ekmeğinizi de bölüşürsünüz. Aynı çorbaya uzanan üç can’dan biridir. Diğer ikisi, kader birliği ettiği, merhum Tahir Kutsi Makal ile ressam Etem Çalışkan. Türk motiflerine hayrandır. Kilimimizdeki nakışlar, heybemizdeki şekiller, yün çoraplardaki desenler en güzel sanat örnekleridir ona göre. Tezhibin vurgunu, ebrunun tutkunudur. Hat’ta hayrandır her zaman. Sinemayı da iyi bilir Gürbüz Bey, tiyatrodan da çok iyi anlar. Ama ilk göz ağrısı resimdir onun. Babıâli’de binlerce kitap kapağına nefis kapaklar yapmıştır. Ve günün birinde Basın Müzesi’nde ilk resim sergisini açıp “Resimde ben de varım!” demiştir. O, millî özelliklerimizden olan at sevgisini tablolarına aktarmıştır. Heybetli fakat zarif, küheylan gibi atlardır resmettiği. Bir de efelerin, zeybeklerin, kızanların resimlerini severek yapar. Ne de olsa yiğitlerin harman olduğu Ege topraklarında büyümüştür. Yörük gönüllüdür.

         Bugünlerde Gürbüz Azak’ın Mihrabad Yayınları’ndan Deli Yusuf romanı çıktı. Sıcak üslubu, yerli hikâyesi ve millî tarzıyla zevkle okunan ama üzerinde ibretle düşünülen güçlü bir roman. Demokrat Parti öncesini ve “Yeter Söz Milletindir” diyen basiretli ve ferasetli halkımızın destanı. Yürekten gelen şu vicdanlı sese kulak vermek gerek: “Ben, bu inanılmaz 1950 zaferini gerçekleştiren insanların tam ortasında idim. Çocuk aklımla onlardan oldum ve çekilmez çileleriyle sarsıldım. Olayların tamamı gerçek. Bana sadece sıraya koymak düştü. Romanımı, Türk milletini küçümseyenlere atılmış bir tokat sayabilirsiniz. Veya, bir inanılmaz bayram sonrası gene işine gücüne dönen Şoför Âkiflere, Terzi Hulûsilere, Kalaycı Receplere,Deli Yusuflara, Sarhoş Tahirlere sıcak bir teşekkür. Bu roman, yazılmamışın ardına düşüştür.”

         Romanlarıyla edebiyatseverlerin gönlünde taht kuran kıymetli yazarımız Üstün İnanç’ın Yağmur Kanla Başladı romanının yeni baskısı da bugünlerde yapıldı. Mihrabad Yayınları’nın kültür hayatımıza kazandırdığı roman, Birinci Cihan Harbi'ne giden yolda, dönemin siyasi ve sosyal şartlarını bir arada anlatan usta bir kalemin eseri... Romanda talan edilen yüce Devlet ile 31 Mart olaylarını tertipleyen ve Sultan Abdülhamid’i tahttan indiren politikacıların pişmanlıkları anlatılıyor. Trablusgarp hezimeti ve İkinci Balkan Bozgunu'nun acı yüzü!.. Ordusuna siyaset bulaşmış Osmanlı’nın çaresizliği!.. Osmanlı aydınlarının güçleri ve zaafları dile geliyor. Yazarımızın aynı yayınevinden daha önce Yalnız Değilsiniz, Ayıp Uşakları, Bir Kimlik Lütfen ve Makedonya Gamzesi isimli romanlarının yeni baskıları yapılmıştı. Tiyatro eserleri ve hatıraları da ilk defa neşredilecek olan İnanç’ın yakında Yazıklar Çıkmazı isimli romanı da vitrinlere çıkacak. Üstat romancımız, seçkin okuyucuları için - adı şimdilik gizli- yeni bir roman kaleme almaya başladı. Daha önce aziz yazarımızdan nâçizane bahsetmiştim, şimdi sözü en kadîm dostu Gürbüz Azak Beyefendiye  bırakıyorum: “Üstün Bey, bizim mahallenin delikanlısıdır. Yâni, ‘izm’lere yüz vermeyen, dört başı mâmur bir yakınımız. Denizle arası iyi. 1.73 boyunda, 87 kilo ağırlığında olup 42 numara ayakkabı giyen Üstün İnanç; İstanbul’un Kızıltoprak, Beyazıt, Lâleli, Küçükpazar ve Fâtih semtlerinde oturmuştur. Son adresi de Fâtih’tedir. En sevdiği vecîze ise şu: ‘Halk bir orman. Ormana gir, dolaş, fakat elinde balta olmasın.’ Çayı tok şekerli içer. Üzülüp kırılınca susar, içine kapanır. Daha da üstüne varırsanız patlamakta gecikmez. Bizim mahallenin delikanlısı Üstün; roman, tiyatro, sinema üzerindeki hâkimiyeti yetmezmiş gibi, yıllar yılı gazetelerde köşe yazarlığı da yapmıştır. Ama bendeniz onu en çok, tadına doyulmaz romanları ile takdir ederim.”

         Bugün İstanbul Beylikdüzü’ndeki kitap fuarında, kaçırılmayacak bir panel var. Bâbıali’yi, kıdemli mensupları Gürbüz Azak, Üstün İnanç ve Nurettin Taşkesen anlatacaklar. Bendenizin idare edeceği panel, fuar alanındaki Moda Salonu’nda saat 12.00’de başlayacak. Nasip olursa, toplantıdan sonra da Mihrabad ve Damla yayınevlerinin standlarında imza programımız gerçekleşecek. Bu fikir şölenine, bu muhabbet iklimine bütün kitapsever okuyucularımızı ve dostlarımızı davet ediyor, bekliyoruz.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.