Hatırlanacağı üzere Suriye ile çok iyi seyreden ilişkilerimizin bozulması, 2011’de Kuzey Afrika’da başlayan hareketlenmenin açık ettiği talep ve beklentileri karşılamada Esed rejiminin gösterdiği dirençti. Esed, bu talep ve beklentilere karşılık vermeyi Suriye’nin güçlenmesi üzerinden ziyade kendi iktidarının devamlılığı açısından okumayı tercih etti. Uzun bir mekik diplomasisi de çare olmayınca taraflar restleşti, perde gerisindeki küresel aktörler iyice ağırlıklarını hissettirdi, envai çeşit örgüt sahaya sürüldü, istihbarat servisleri üzerinden karmaşık ilişkiler tesis edildi vs. Milyonu bulan ölü, milyonlarca mülteci, hayalet şehirler, enkaza çevrilen bugün ve gelecek. İşin bu kısmında herkesin kendine göre bir okuması var. Benim dikkat çekmek istediğim husus başka bir şey.

Suriye ile ilişkilerimizin geril(e)mesine neden olarak gösterdiğimiz gerekçeler var. İktidarı belirli bir azınlık üzerinden imtiyaza dönüştüren Esed’e, toplumun tüm kesimlerinin kucaklandığı, sisteme dâhil edildiği, hak ve özgürlüklerin karşılık bulduğu yapısal dönüşümler gerçekleştirmesi söyleniyordu. Haklı olarak bunun hem Suriye’ye hem de bölgeye istikrar getireceğini dile getirmiştik. Hamaset kokan boyutları hariç genel itibariyle insani ve ahlaki olan bu duruş, küresel konjonktürün ve iç gelişmelerin seyriyle hayli aşındı. Bu aşınmada söz konusu duruş sadece destek yitimine uğramadı aynı zamanda yanlış olarak da nitelendi. Nitekim söz konusu iç ve dış gelişmeler bizi de Esed’i önemsemeye çağırdığımız hususlarda özensizliğe ve savrukluğa sürükledi. Esed’den kendi toplumu ve iktidarı için önemsemesini ve gereğini yapmasını istediğimiz hususlarda Esed’i ikna edemediğimiz gibi kendimiz de şüpheye düştük. 18 Mart sabahı başarılı bir şekilde neticelenen Afrin Operasyonu sadece güvenlik ihtiyacımıza cevap vermedi aynı zamanda yönetimi ve sunumuyla ikircikli gerçekliğimize de ayna tuttu.

Suriye ile aramızı bozan, temel hak ve özgürlükleri önceleyen, insani ve ahlaki bir konumlanıştı. Afrin Operasyonu’nda da görüldüğü kadarıyla askeri strateji kadar önemsenen ve gereği yapılan bu insani ve ahlaki duruş oldu. Nitekim operasyonun yavaş ilerlemesi de bu duruşla ilintili. Operasyon boyunca bölge insanları başta olmak üzere küresel kamuoyunca yanlış anlaşılabilecek veya çarpıtılabilecek her türlü söylemden ve eylemden titizlikle kaçınıldı. Bu yönde etkili bir kamu diplomasisi yürütüldü. Askeri operasyonla eşzamanlı olarak bölgenin kanaat önderleri Türkiye’de ağırlandı, sivil siyasete ve katılıma önem verildiği ve bir anlamıyla çözümün de buradan geleceği belirtilmiş oldu. Bunlar önemli ve takdir edilmesi gereken hususlar. Ancak Operasyon’un ayna tuttuğu ikircikli gerçekliğimizle de yüzleşmek durumundayız.

Batı’ya dönük eleştirimizin odağında daima siyasetindeki ikiyüzlü yön durur. Onu şüpheli ve güvenilmez ile örnek alınması gereken bir ideal olarak gördürten şey bu ikircikli ahvali. İçerde işleyen albenili bir düzen ve ilişki ağı, cangılda ise kural tanımaz pür bir güç ve çıkar siyaseti. AB'nin dış siyaset ve güvenlik stratejisinin önemli figürlerinden olan Sir Robert Francis Cooper bir analizinde bir gereklilik olarak bunu şöyle ifade etmişti: “Kendi aramızda kanuna uyarız, fakat cangılda iş görürken orman kanunlarını da kullanmalıyız.” Bu ‘eurosentrik’ sistematik kabul edilemez ve inandırıcılık ve şüphe doğurucu olsa da içerde gösterdikleri hassasiyet ve titizlik hâkim oldukları coğrafyayı ve değerleri kendi dışındakiler için bir ideale dönüştürüyor. Bugün ağır basan büyüsü altında Batı’ya meftun sayısız çocuğu var doğulu babanın. Burada açık ki Batılılar için Suriye örneğinde de görüldüğü üzere bir handikap, bir tenakuz mevcut. Lakin onların bu ahvali bizim vaziyetimizi aklamadığı gibi diğer aktörler (İran, Araplar, Kürtler vs…) üzerinden görüleceği üzere başka çelişkilerde heder olan doğulu babanın diğer oğullarını da görünmez kılmıyor. Doğulu babanın evi viran, oğullar birbirine düşmüş, düşürülmüş, coğrafya kardeş kıyımına sahne olmaktan muzdarip. Burası uzun bir fasıl. Gelelim ikircikli gerçekliğimize.

Küresel-bölgesel gelişmeler ve oluşan güvenlik açığı şüphesiz Afrin Operasyonu’nun önemini ve anlamını artırıyor. Ancak içerdeki vaziyet ile dışarda gösterdiğimiz hassasiyet arasındaki mesafe düşündürücüdür. Afrin ve küresel kamuyu için önemsediğimiz ve gösterdiğimiz hassasiyet aynı zamanda kendi iç kamuoyumuz için de önemli ve gerekli. İçeriyi baskılayan milliyetçi söylem toplumun geniş kesimlerinin rızasını üretecek işlevsel bir siyaset yerine korku ve kaygılarını besleyecek ve bundan beslenecek bir dile hapsoluyorsa o zaman dışardaki başarılı operasyonun anlamı da kalmayacak. Türkiye tarihsel background itibariyle kültürel, coğrafi ve siyasi derinlik potansiyeli olan bir ülke. Bundan şaşılacak bir şey yok. Ancak bu potansiyel küresel alt-üst oluş içerisinde savrulduğumuz bir eşikte insani ve ahlaki pozisyondaki tutarlılığı, titizliği hem gerekli hem de zorunlu kılıyor. Türkiye’nin büyümesi de kültür, coğrafya ve siyasi derinliği ile buluşması da ancak bu çizgideki hassasiyet ve tutarlığı ile ilintili olacaktır. Osmanlıdan tevarüs eder şekilde Anadolu’yu bir asker ve tahıl ambarı olarak konumlandıracak ve ilgisizliğin sessizliğine terk edecek uygulamalardan behemehâl vazgeçilmelidir. Yakın siyasi tarihimiz önümüzdedir. Sorun çözmeyen bir dilli ve siyaseti iç siyasetin hâkim dili ve siyasetine çevirmek özellikle İslami kesim açısından büyük bir handikaptır. Tarih bilmemek, tecrübeyi görmemektir.

İsmet Özel’in ifadesiyle biz yaşarken oldu her şey. Türkiye’nin son birkaç yılda yaşadığı devlet-toplum ilişkisindeki normalleşme, siyasetin genişlemesi, katılım ve müzakere süreçlerindeki açıklık ne yanlış ne de işlevsiz uygulamalardı. Bu siyasetin sürdürülmesinde gösterilen zafiyetler, yanlışlıklar daha önce katı bir şekilde uygulanmış ve maliyeti acı bir tecrübeyle görülmüş siyasetlere yol vermek şeklinde ele alınmamalıdır. 15 Temmuz hain FETÖ kalkışması ve küresel ölçekteki belirsizlik bizim için yeni bir Balkan Savaşları sendromuna dönüşmemelidir. Bu sürecin nazik ve zor olduğu açık. Ancak toplumun tüm kesimlerinin dikkate alındığı, siyasetin, sivil siyasetin açık ve sınırlarının geniş tutulduğu, adalet mekanizmasının işlediği dolayısıyla güven ve istikrar ikliminin tesis edildiği bir vasat Türkiye açısından hem içerde sağlam hem dışarda etkin bir vaziyeti ima ediyor. Dolayısıyla Afrin Operasyonu vesilesiyle dışarda sergilediğimiz vaziyeti ve dile getirdiğimiz söylemi içerde de benimsememiz, gereklerini karşılamamız zarureti var. Bu hem iç ve dış siyasetimizdeki tutarlılık açısından hem de ‘zamanın ve mekânın sıkıştığı’' bu kritik eşikte önemli bir güç-siyaset-fikir merkezi olarak tarihe yeniden müdahil olmamız açısından büyük önem arz ediyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.