Türkiye’de ve aslında tüm dünya ülkelerinde gündemin ilk sıralarını meşgul eden konulardan önde geleni hiç kuşkusuz dindir. Her kesimden, her meslekten, farklı eğitim ve ekonomik düzeyden insanlar, din merkezli tartışmaları bir boyutuyla sürekli katılmaktadırlar. Din üzerine tartışmalarda hiç şüphesiz iki kesim anılır. İlkin, ilahiyatçılar (ilahiyat fakültesi hocaları), diğeri de cemaatler ve liderleridir. İlahiyatçılar bu tür tartışmalarda daha çok suçlanan kesimi oluşturmaktadırlar. 

“ilahiyatçılar uyuyor mu?”, “ilahiyatçılar bu memlekette ne iş görür?”, “sapık görüşlü ilahiyatçılar”, “herkes konuşuyor, ilahiyatçılar niye susuyor?”, Hatta bazıları ilahiyatçıların ilahiyatçı olmaktan utandıklarını farklı bir dille ifade ediyor.” Cemaatler de, ilahiyatı yetersizlik ve sapkınlıkla suçluyorlar. Aslında ifadeleri çoğaltmak mümkün. Peki gerçekten durum böyle midir?

Ben hemen belirteceğim: Farklı kesimlerin ilahiyatçılara sataşmalarının önemli oranda iki sebepten kaynaklandığını düşünüyorum. Birincisi, İlahiyatçılara sataşmak bu arkadaşlara prim kazandırıyor. Zira insanların merak ettiği sorunlar konusunda ne kadar ilgili ve bilgili olduklarını göstermeye çalışıyorlar. İkincisi de, kendi yetersizliklerini ilahiyatı eleştirerek kapatmaya çalışıyorlar.

Bir ilahiyatçı olarak bu tür durumlara hep muhatap olduğumdan çözümlemelerimde de tecrübelerim önemli malzemeleri bana veriyor. Şimdi öncelikle şu kabulle başlayalım. İlahiyat alanında sorunlar var mı? Evet vardır. Hatta birçok sorunlu ilahiyatçıdan da bahsedilebilir. Ancak ilahiyatla ilgili konuşanların dürüstçe şu soruyu kendilerine sormaları gerekir: Memleketin tek sorumlusu ilahiyat ve ilahiyatçılar da, mühendislik, iktisat, şehircilik, tarih, sosyoloji, felsefe alanları sorunsuz mu? Hatta bu alanlarda birçok atılımlar oldu da bizim mi haberimiz yok? Herkesin dürüstçe önce kendi alanıyla ilgili sorunlarını dile getirmesi lazımdır.  

Halktan insanların bu konudaki eleştirilerini tolere edebiliriz. Ama Türkiye’nin bütün dini hayatındaki problemlerinin hesabını ilahiyata ve ilahiyatçıya soran arkadaşlara bizim de sorularımız bulunmaktadır. Söz gelimi; iktisatçıya Türkiye’de euronun niçin bu kadar arttığını sormak istiyorum. Şehirciye, şehirleri betonlar haline niçin getirdiklerini soracağım. İnşaat mühendisine, niçin depremlerde evlerin tuzla buz olduğunu; makine mühendisine niçin teknoloji üretimini gerçekleştiremediklerini soracağım. Felsefecilere, niçin bir kurucu filozof çıkaramadıklarını; sosyologların niçin bir ağzı yüzü düzgün teori üretemediklerini soracağım. Tarihçilere, niçin gençliğin bir tarih bilinci oluşmadığını, eski metinleri okuyup anlayamadığını soracağım? Hasılı Türkiye’nin mühendislik, iktisat, şehircilik, tarih, felsefe, sosyoloji vb. bir çok alanda memleketin niçin bu halde olduğunu soracağım. 

Cemaat ve tarikatlar da ilahiyatla sürekli bir rekabete girme gereği duyuyorlar. Bu biraz da, resmi dini bilginin temsilcisi ilahiyat fakülteleri olduğundan; bir meşruiyet arayışını ifade ediyor ve bu sebeple ilahiyatı redde doğru gidiyor.

Bir de bir çok kişi iki dini kitap okuyup kendisini allame zannediyor; hemen arkasından fetva vererek ahkam kesmeye başlıyor. Bu uzun soluklu bir emek işidir. Lütfen emeğe biraz saygı duyalım. İki kitapla allamelik olmaz. Herkes biraz da kendisine bakmalıdır. Özellikle dinle ilgilenen ve ilahiyatçılara sataşan bir takım insanlar, üniversite hocaları böylece kendilerinin ne kadar dinle ilgili ve dindar olduğunu da göstermiş oluyorlar.

Şunu belirtelim ki, samimiyetle, dürüstçe Türkiye’nin bütün sorunlarını kaprissizce tartışabilmek önem taşımaktadır. Eğer bunları tümüyle konuşmaya hazırsanız, konuşalım.   Din tabi ki hepimizindir ve herkesin dinle ilgilenmeye hakkı vardır. Ancak dindar olmak başkadır, dini ilimlerde uzmanlık başkadır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-08 00:39:29

Yazarımızın vermiş olduğu örneklere katılmıyorum başkasının yanlısı sizin yanlışını kapatmaz. Hayrettin Karaman "Başörtülü sigara " adlı yazıyı yazan ilahiyatçı aynı zamanda Bir Katılım bankası nda Danışma kurulu Başkanı, bankaya mail atmama rağmen bizzat Danışma Kurulun daki uzman arkadaşa bilgi verdiğim bu konuda konu: Bu katılım bankasında Alkol satısi yapılan marketler zincirinin Hisse senedi alım-satımi işleme açıktır.9-10 ay geçmiş olmasına rağmen bu ilahiyatçı in başkanı olduğu danışma kurulu ne hikmetse bir türlü karar almadi. Telefonda bana denilen Hayrettin Karaman in tedavi gördüğü. ama "Başörtülü sigara" utanmadan bu yazıyı kaleme alıyor aslı görevini yerine getirmiştir. Günahı boynuna

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-08 00:40:55

Duzeltme: Aslı görevini yerine getirmiyor. Günahı boynuna