Din, insan hayatının en vazgeçilmez ögesi olduğunu göstermeye devam ediyor. Erken modernleşme/sekülerleşme teorileri, insanoğlunun keşfettiği alanların hacmi arttıkça, bir müddet sonra dine ihtiyaç kalmayacağını söylemekteydiler. Ama öyle olmadı. Din, bir yandan farklı formlarda insan hayatına dahil olmaya devam ederken, bir yandan da seküler olarak tabir edilen kavramlar, toplumda dinsel bir içerik de kazanmaya başladılar.

İnsanın kişisel yaşam döngüsünde de din artan bir öneme sahip oluyor. Zaten özünde metafizikle ilişkisi olan insan, bu yönüyle dinlerle ilişkisini kesemiyor. Dinle ilişiğini kestiğini söyleyenler bile hayatlarında “kutsal” üretmekten vazgeçemiyorlar. Zaten yaş yükseldikçe dine olan ilginin arttığı, yapılan araştırmalarda da teyit edilmiş durumda.

Özellikle son zamanlarda yoğunlaşan tartışmalar, ilahiyat konusuna bazılarının negatif ilgisini hemen davet ediyor. Bu negatif ilgi kimi zaman “ilahiyatlar kapatılsın” söylemine de bürünüyor. Ne garip bir benzerlik ki, 28 Şubat sürecinde de buna benzer söylem ve hatta icraatlar konuşulmaktaydı. Peki ilahiyata karşı antipati nereden kaynaklanmaktadır? Biraz bunun sebepleri üzerinde duralım.

Bir takım kişilerin ilahiyata olan antipatileri, dine karşı negatif bakıştan kaynaklanıyor. Bunu anlayabilmek kolay. Dolayısıyla üzerinde durmuyorum bile. Bir kısım insanlar ise, üzerinde konuşmak ve spekülasyon yapmanın biraz prestij getireceği beklentisiyle, ilgili ilgisiz dinle ilgili meseleler üzerinde konuşmaya başlıyorlar. Haliyle bu pazarda (!) en büyük rakip olarak gördükleri ilahiyatçılara veryansın ederek kendilerine yer açmayı hedefliyorlar anlaşılan.

Garipliklerden birisi de, kişinin uzmanlık alanı ilahiyat olmamasına rağmen, bol keseden fetva ve ictihadlar ortaya koyuyor ve daha önemlisi bunları medyadan insanlara sunuyor olmasıdır. Açıkçası bunun büyük bir sorumsuzluk olduğunu belirtmek lazımdır. İlahiyatta okurken bir hocamız, “bilmeden konuşmanın tadı kimbilir nasıldır?” diye ironi yapardı. Din adına söylediğiniz şeylerin, maliyetini düşünmeden ve sorumluluğunu almadan ortaya koyarsanız, bunun ne tür sosyal facialara dönüşebileceğini de hesap edemezsiniz.

İlahiyat fakültelerinin farklı sorunları var mıdır? Evet, bunu birinci elden bir ilahiyatçıdan duyun ki vardır. Üretimde sorunları vardır, ictihad konusunda yetersizlikleri vardır. İçerik ve yapı sorunları vardır. Ama sanki siyasal bilgiler fakültesi, eğitim fakültesi, fen fakültesi vb’nin hiçbir sorunu yokta sadece ilahiyatın sorunu varmış gibi gösterirseniz, bu büyük bir haksızlıktır. Biraz sosyoloji bilen, yapısal ve içerik sorunlarının toplumun farklı boyutlarında olduğunu anlar ve yukarı perdeden konuşmaz.

Tarih şuuru ve dili konusunda genç nesilde bir zayıflama aşikarken, tarihçinin yapması gereken bu sorunları halletmektir; icitihad etmek değil. Mühendis, ictihad ve üretim konusundaki yetersizlik sorununu, kendisine “niçin bir cep telefonu makinası bile üretemiyorum?” sorusunu sorduktan sonra tartışmalıdır. Hasılı herkes önce kendi işini iyi yapmanın yollarına bakmalıdır. Evet, ben bir İmam-ı Azam değilim ama kabul et ki, sen de Biruni değilsin.

İlahiyatçı olmanın önemli bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Tahsil hayatı da dahil yaklaşık 38 yıllık ilahiyat tecrübemde geldiğim noktada, topluma din adına bir şeyler söylemenin maliyetli ve sorumluluk gerektirecek bir mesele olduğunu düşünüyorum.

Eğer bırakırsanız, kendi işimi yapmak istiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.