Sınav sistemlerinin değişmesinden dolayı yoğun bir tartışma yapılmaktadır. TEOG kaldırıldığı gibi, üniversiteye giriş için yapılan ikili sınav da kaldırılmıştır. Liselere ve üniversitelere girişin bundan sonra nasıl olacağına dar kafalarda  kaygılı soru işaretleri bulunmaktadır. Kafalarda oluşan kaygıları gidermek için  yapılan resmi açıklamalara göre, her şey  rutin bir şekilde devam edecek, öğrenciler  açısından yeni bir hazırlık yapmayı gerektiren bir durum bulunmaktadır. TEOG ve YGS-YLS sisteminin arka arkaya kaldırılması şeklindeki radikal bir uygulama, doğal olarak toplumda derin bir şaşkınlık ve endişeyle karışık bir durumun oluşmasına neden olmuştur.  Uygulanacak sistemin detaylarının kısa sürede açıklanması halinde ailelerde oluşan kaygılı bekleyişin son bulması mümkün olacaktır.

Şimdiye kadar üniversitelere giriş konusunda tatmin edici bir sınav sistemi geliştiremedik. Hayatın yüz seksen dakikaya sıkıştırılamayacağı şeklinde önemli bir gerçekliği ifade etmemize rağmen, hayatımızda  önemli bir yeri olan üniversiteye  nasıl  gireceğimize dair bir yol bulamadık. Üniversiteye giriş için  yarış atı gibi bir test sınavına  hazırlanmak yerine, bilgiyle ve öğrenmeyle donanmış bir şekilde üniversite kapısından içeri girilmesi gerçeğini ihmal ettik. Bir test sınavından yüksek puan olmanın hayattaki en büyük başarı olduğuna kendimizi şartladık. En verimli yıllarımızı bir test sınavına hazırlıkla heba ederken, okumayı, düşünmeyi, sosyalleşmeyi, yaşamayı ve  paylaşmayı unuttuk. Sadece  iyi test  çözen bir toplum haline geldik. Test toplumu olma gerçeği, sahici anlamda beşeri ve sosyal sermaye oluşturmamızın önünde engel oluşturmaktadır.

TEOG ve YGS-YLS sınavlarının  kaldırılmasının  temel gerekçesi olarak,  bu sınavların  neden olduğu ağır stres ileri sürülmektedir.  Çocuklarımızın ve gençlerimizin   çok erken yaşlardan itibaren yarış atı gibi test sınavlarına hazırlık için  oradan oraya koşturması, ailede, okulda ve çocukların hayatında  derin  psikolojik, duygusal ve  sosyal problemlere neden olmaktadır. Ancak olan biteni sınav  stresiyle açıklamak  buzdağının  sadece görünen yüzünü öne çıkarmak, görünmeyen yüzünü  ise  ihmal etmek anlamına gelmektedir. Yıllardır uygulanan  farklı sınav sistemleri sonucunda ülkemizde ağır bir  insani ve toplumsal enkaz oluşmuş  bulunmaktadır. Bizim kendi elimizle oluşturduğumuz bu enkazla var olmamız mümkün değildir. Eğitim sistemimizin oluşturduğu   sosyal enkaz hali, sahici anlamda  bizim için  bir beka problemi  oluşturmaktadır.

Cumhurbaşkanımız, son bir yıldır eğitim ve kültür alanında başarılı olmadığımıza  vurgu yapmaktadır. Eğitim ve kültür alanında başarılı olamamak şeklinde yapılan önemli tespit ve özeleştiri, insani ve sosyal yapımızın  her türlü  zaafı bünyesinde taşıması tehlikesiyle yüz yüze kalmamız anlamına gelmektedir. Eğitim sistemimizin, kültüre, sanata, felsefeye, bilime, edebiyata, düşünceye, ahlaka, yaşamaya ve gelişmeye imkan verecek  şekilde  yeniden  dizayn edilmesi gerekmektedir. Eğitim sisteminin,  yüzeysel değişikliklerle ıslahı mümkün değildir. İnsanımızın  uluslararası standartlarda, ilk, orta, lise ve üniversite  eğitimi almasını  sağlayacak dinamik ve  değişimci nitelikte aklı ve bilimi esas alan,   geleceği ve yeniliği amaçlayan baştan sona yenilenmiş bir eğitim sistemine ihtiyacımız vardır.

Dünyanın  hızla değiştiği, hiçbir şeyin  eskisi gibi kalmadığı   baş döndürücü  değişmeler çağını  tecrübe ediyoruz. Bu dönemde vereceğimiz eğitim, bizim dünyalı olmamızı sağlayan  bir eğitim olmalıdır. Dünyalı bir eğitim için  insanın  esas alınması, bilim, akıl, yaratıcılık, özgürlük, çoğulculuk ve iletişim değerlerinin özümsenmesi gerekmektedir. Test sınavlarına hazırlanalım diye yarış atı gibi çılgınca enerjimizi ve hayatımızı tüketirken, dünyada neler olduğunu, hangi değerleri hayatımızla  bütünleştirmemiz gerektiğini unuttuk.

Hayatın yüz seksen dakikaya sığdırılamayacağından hep şikayet ettik. İnsanın duygu, düşünce ve zihniyet dünyasının   bir test sorusunun dört seçeneğinden herhangi birini seçmekle  sınırlanamayacağı ve sığlaştırılmayacağı gerçeğini fark edemedik. Çocuklarımıza sayısız test kitabı aldık. Ancak çocuklarımızı, sahici anlamda  gelişmelerine, öğrenmelerine ve okumalarına  yardımcı olacak  kitaplarla tanıştıramadık. 

Toplumumuzda bilim, sanat, felsefe, okuma, öğrenme ve araştırma değerleri temelinde bir zihniyetin geliştirilmesi lazımdır. Bilimsel zihniyet olmadan  sadece bilim adını içeren üniversiteler ve okullar açmakla bilim  yapılamamaktadır. Bilim, felsefe ve sanat,  okumanın, öğrenmenin, çoğulculuğun, özgürlüğün ve  değişimin  olduğu yerlerde gerçekleşmektedir. Telefonla konuşmaya ve televizyon seyretmeye günde altı saat ayıran bizler, maalesef kitap okumaya hayatımızda iki dakika bile ayırmıyoruz. Okumadan, öğrenmeden ve  düşünmeden   kültür, sanat, bilim ve felsefe alanlarında üretken olmayı bekliyoruz. Kendimizi  her açıdan çok ciddi bir eleştiriye tabi tutarak  sahici anlamda eğitime uygun  bir zihniyete sahip olmak için çaba göstermeliyiz.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.