Yeni bir durumla karşı karşıyayız. Bir kimse hakkında bilgi sahibi olmak için tanışma, deneyim ve izlenim yerine internetten araştırma yapmak yaygın hale geliyor. Arama motorundan araştırdığınızda çoğunlukla kendisinin oluşturduğu verilerle karşılaşıyorsunuz. Bir bakıma kişiyi kendisine sormuş oluyorsunuz.

Kişilik özellikleri hakkında sanal ortam, daha çok niceliksel karşılıklar veriyor. Kişinin kendi hakkında yaptığı PR çalışmasına göre bir tablo çıkıyor karşınıza. Kişi hakkında niceliksel bir izlenim ediniyorsunuz. Açılan listelerde adının kaç keç geçtiği, sosyal ağlarda takipçi sayısı, aldığı sertifika sayısı, yayınlanmış fotoğraf sayısı ve öteki sayısal veriler. Kişiliğin bütüncül bağlamından ayrışan bir tablo sunuluyor. Sanal benlik ile kendini takdim ediyor. Gerçek hayatta kazandığı kimliği ile ulaşamadığı yere, dijital dünyanın sunduğu parlak profille ulaşabiliyor. Düşünce, duygu ve davranış becerileri ile ulaşılan konum, sanal ağlarda ulaşılan sayısal değerler kadar etkili değil. İnsan, davranışları ve gizilgüçleri ile teknoloji karşısında yenilgi içinde.

Modern insan ölçmediği şeye itibar etmez hale geldi. Duygusal yetiler, edep duyarlığı, karakter inşası gibi konuları önemli buluyor fakat ertelemeyi tercih ediyor. Ne varsa ölçülsün ve sayılsın istiyor. İnsanlık makinanın ritmik hareketlerinden ilham alarak, kelimelerden sayılara terfi etti! Rakamlara yükseldiğini sandı fakat çok geçmeden irtifa kaybettiğini anladı. İlk dönemde anakronik eleştiriler yapıldı. 1927 yapımı Metropolis filmiyle simgesel bir manifesto ortaya çıktı. Filmde makine büyüsüne karşı insanın düştüğü ironik durum konu ediliyordu. Zoraki aşk ya da mekanik aşkı devam etti insanın. Bir bakıma hem onunla hem de onsuz olamazdı.

Dijital çağ ya da dijital bağımlılığı konuştuğumuz bir düzlemde, insan benliği sıfır ve bir sarkacında gidip geliyor. Zaten dijital kelimesinin karşılığı sayısal veridir.

İnsan yeni nesil dijital çağın insanıdır. Temel özelliği ölçülebilen verilerle bir değere sahip olmasıdır. İnsanların birbirleri hakkında izlenim ve kanaatleri yerine sayısal verilere göre bir değer kazanır. İç dinamiklerle, ahlak, erdem ve duygusal özellikler izafi sayıldığı için gözlenebilir ölçütler geçerlidir.

Modernizm sır düşmanıdır. Gizlenebilir olanı gözlenebilir kılmaya çalışır. Önüne geleni standardize eder, kodlar, ölçer, paketler, sayılabilir kılar ve markalaştırır. İnsan standarda aşermeye başladı. Öne çıkma ve beğenilme güdüsüne karşı sanal ağlarda geliştirdiği profil bu psikolojiyi karşılıyor.

Saymak ya da ölçmek güvenli bir yol.  insan bir değeri sayıya dönüştürdüğünde kendini güvende hissediyor. Mesela anneler çocuklarının kişiliğinden ziyade IQ’larını merak ediyor. Bu yola girmelerinin nedeni ölçülebilir bir veriye ‘ulaşabiliyor’ olmalarıdır. Akademik yeterliği ve becerileri ile ilgilenmek kolay. Bunun dışında kişilik inşasıyla uğraşmak zorlu bir süreç onlar için. Çocuğun beslenmesi, giyimi, başarısı, hobileri ve ders notu için çözümler ulaşılabilir olduğundan bu yol tercih ediliyor. 

Standart, paket, modüler, kredili, taksitli barkodlu, ambalajlı ve pratik bir dünyada ruhumuz can çekişiyor. Streçlenmiş bir bedende yaşıyoruz. Çünkü onu barkodlu gıdalarla besliyor, modüler mobilya içinde yaşatıyor ve paket çözümlerle sağlıklı tutmaya çalışıyoruz. Standart aşkına hayatımızda ne varsa bir form içinde. Form ya da biçim, özün bir tamamlayıcısı olmak yerine özü yalanlayan bir düzlemde.

Özü geliştirmesi düşünülen bir kaynak olarak kitap bile niceliğin egemenliğinde. Standarda kurban giden en kritik örnektir. Bazılarının içini açtığınızda standart aşkı önünüze çıkar. Boyut, sayfa ve renk seçimleri bir yana içerik te günün adamına hitap eder. Kişisel gelişim aforizmaları, beylik laflar, atasözü kabilinden köşeli ifadeler, vitrin süsü gibi konulmuş kenar cümleler ve bazen tek cümleyle gün kurtaran diskurlar. Bunun yanında ‘kitabın kapağı albenili ise o kitap alınabilir’ algısı var. Modern gözün bu yanılsaması yayıncı ve yazarı sayılabilir değerde buluşturuyor. AVM’de satılan bu kitap tüketiciye mi ulaşmış oluyor, ‘okur’a mı?

Kitlesel simetri hastalığı diyebileceğimiz, geleneksel algı kalıplarının değiştiği bir döneme girdik.

Her  şey çarpıcı olmalı, ses getirmeli, sosyal ağlara takılmalı, çok satmalı, mesaj grubunda paylaşılmalı. Beğeni sayısı artmalı, etiketlenmeli ve ben değirmenine su taşımalı.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.