Biz hep inandık…

Ebabillere inandık. Fil ordularını yenenlere, teslim olmayanlara inandık…

Sonra teslimiyetin derin soluğuyla yalvardık Rabbimize Kudüs’ün Mescidi Aksa’nın yetimleri için.

Değil mi ki yetimlerin sahibi Rabbimdir, Kudüs’ün sahibi Rabbimdir…

İbrahim Peygamber, tek başına ümmetti biz O’na inandık. Nemrut’un ateşine yürüyen kavi imanının gücüne inandık. Biz İbrahim Peygamber’in çöllerde döne döne yaptığı duaların gücüne inandık. Çaresiz kaldığı anda, Rabbine dönüp yalvarmasına, gözyaşlarına, teslimiyetine ve ateşleri gül eyleyen o eşsiz imanına inandık. İbrahim Peygamber’in narı nur eyleyen eşsiz teslimiyetine bizler de teslim olduk hayret makamında.

Biz Musa Peygamber’in derinden sessiz ırmaklar gibi akan sırlı imanına, sabrına, tevekkülüne, Firavun karşısındaki mert ve cesur duruşuna inandık. Koynundan çıkarttığı par par yanan beyaz eline, dünyanın tüm sahte sihirlerini yutan asasına, yanan topuklarına, yalnız yüreğine, Tur Dağı’ndaki kırgın, incinmiş o denli de yürekten dualarına inandık.

Bir İsa Peygamber’in, yalnızlığını an an biriktirirken, tek başına yaptığı tahrif olmuş inançların karşısında sarsılmaz dualarla duruşuna râm olduk. Mübarek annesinin gözyaşlarıyla ıslanmış samimi uzun secdelerine, kederli yaşantısında yüreğine bir muştu gibi dökülen yavrusuna bağlılığına, Rabbine yönelirken ki eşsiz yürüyüşüne ve tertemiz pak bedeninin günahsız günlerine ve gecelerine inandık. Biz Hz. Meryem’in yalnız ve kimsesiz kaldığı demlerde; O’nu terk etmeyen ve O’nu inkârcılara teslim etmeyen merhametlilerin en merhametlisi Rabbine inandık. Hz. İsa’nın diriliş aşılayan, yaşam akıtan ellerine inandık, tertemiz yüzünde güneşler gibi ışıyan bâkir, sadık, nuruna inandık…

Biz o merhamet Peygamberi, güzel ahlâkın eşsiz timsali âhir zaman ümmetinin kurtuluş sakası, Efendimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselamın’ ın, çileli günlerden geçerek ümmetine sahip çıkmasına, eşsiz mücadelesine, çile dolu yıllardan sonra eşsiz bir teselli gibi gelen Miracına, hicretine, eşsiz Risâlet’ine inandık. Kudüs’e olan aşkına, sadakatine, bağlılığına inandık.

Biz inandık dostlar!

Ebabillere o büyülü dualı kanatlarını gariplerin yoksulların üzerinde çırpan kuşların kurtarıcılığına inandık.

Kudüs’ten gelmişim. Yüreğimde hasret. Yine yazılar yazıyorum. Bir gemi kalkıyor, kurtuluş i çin, özgürlük, yetimlerine duasına doğru dünyanın vicdanından bir gemi kalkıyor. Mavi Marmar’a kıyama durmuş Gazze Halkını o mübarek halka yardım için demir almış merhametin kalbinden. Demir almış dünyanın bereketli cömert yüreklerinden. Geceler karadır ya o gece daha bir kara oluyor. Ve İsrail hainliğini bir kere daha gösteriyor. Şehitlerimiz oluyor. Gencecik Furkan şehadete yürüyor.

İşte o gecenin sabahında bir haber düşüyor. O kara ihanet, acı gecesinin sabahında Kudüs’ten bir ölüm haberi geliyor. İmam Buhari’nin torunu Şeyh Abdülaziz Buhari, bizi karşılamıştı hanımıyla hiç unutmadım. İnce kederli o denli de güçlü yüzünü, üzerindeki koyu toprak rengi harmanisini, başındaki koyu bordo fesiyle bizden birisi gibi gülen gözlerini,  hiç unutmadım.

Kudüs’ün mübarek dar sokaklarını aşarak Şeyh Abdülaziz Buhari’nin evine doğru kafilemizle gidiyoruz. Kadim şehrin sokaklarından geçerken heyecanlıyız. İmam’ın evi yukarlarda bir yerlerde. Tıpkı bizim Mardin evlerine has merdiven gibi inişli çıkışlı yükselti ve alçaltılardan çıkarak bir terasa ulaşıyoruz. Bu terastan Kubbetül Sahra’nın Kubbesi uzaktan yanıyor büyüleyen altın sarısı ışımasıyla. İmamın ve eşinin yüzünde  sımsıcak tebessümler, kapıda bizi karşılıyorlar. Küçücük ev bir müze gibi adeta. Sanki büyülü bir zaman tünelindeyim. İkramlarda bulunuyorlar. Öylesine mutlular. “Türkleri buralarda görmek istiyoruz” diyor İmam. “Bakın, Hristiyanlar hac için otobüslerle geliyorlar Türkler de böyle seferler düzenlemeli.” Diye büyük bir heyecanla konuşuyor. 

Ilık bir yağmur başlıyor. Oruçluyuz ve ikramlardan yiyemiyoruz. Ama gönlümüz manevi ikramları ziyadesiyle tadıyor. Terasa çıkıyorum. Aman Allahım burası, evet burası bana bir yeri hatırlatıyor. Sanki aynı mekân, aynı hava, neredeyse aynı manzara. Birden kendimi İstanbul’un müstesna tepelerinden Yahya Efendi Dergâhı’nın boğaza bakan o eşsiz terasından mübarek İstanbul’a bakıyorum. Bir mekân başka bir mekâna böyle mi benzer. O an yağmurlar boşalırken ben de nedensiz ağlıyorum. Ve buradan gitmek hiç gitmek istemiyorum. İmam’ın ve nazik eşinin gülümseyen yüzlerini, eşsiz misafirperverliklerini hiç unutmadım…

Akdeniz’e kendini vuran özgürlük ve merhamet gemisi Mavi Marmara’da o gece direniş destanı yazılmış olsa da acılar da yürekleri yaktı. O gecenin sabahında İmam’ın ölüm haberi yayınlanıyor haberlerde. Eşim Lütfullah Bey’e diyorum ki; “Bu imam kesin bu gece yaşananları seyrederken kederden Rabbine teslim olmuştur.” Sonradan öğreniyoruz ki ben haklı çıkıyorum, Kudüs’ün manevi bekçisi İmam o gece yaşananları naklen izlerken kalp krizi geçiriyor ve Rabbine teslim oluyor…

Böyledir, onların teslimiyeti, Kudüs’e sevdaları ölüme ram olmaktır. Rabbim rahmet eylesin

Kudüs’ün manevi bekçisine, gelmiş geçmiş tüm şehitlere…

İmam Abdülaziz Buhari’nin Kudüs’ü başka bir Kudüs’tür: “Allah’ın yaptığı şehirler içinde en iyi, en güzel olanı bu Kudüs. Kudüs kelimesi mukaddes kelimesinden geliyor. Kudüs ismini biz vermedik, bu ismi Allah verdi. Dünyada her şeyin bir kalbi var. İnsanın kalbi var; hayvanların kalbi var. Bu dünyanın kalbi de Kudüs. Kalp iyi, dünyada herkes iyi. Kudüs’te ağrıyor, dünyanın her yeri de ağrıyor. Şimdi her yerde kavga var, adamlar düşman. Muhabbet yok, ihtiram yok. Kudüs’te her şey iyi olsa, bu dünyada her taraf iyi olacak. Niçin? Çünkü kalp iyi, dünyada hepimiz de iyi olacak. Onun için biz burada Kudüs’te yaşıyoruz, çünkü burada Allah’ın muhabbeti lazım. Düşmanlık olmaz. Adam öldürmek yasak, en büyük günah; insan sevmemek en büyük günah. Çünkü burası kalp, kalp temiz olacak. Kötü işin kalbin içinde yeri yok. Kalp kötü, her taraf kötü. Kalp iyi, her taraf da iyi olacak. Onun için ben diyorum: Bu dünyanın kalbi Kudüs iyi, her taraf da iyi. Benim burda bir kitabım var, dergâha gelenler isimlerini yazıyorlar. Hıristiyanlar geliyor, Yahudiler geliyor, Budist geliyor, Sih geliyor, her yerden insan buraya geliyor. Niçin? Muhabbet için.”

Evet, muhabbet için insanlığın kalbi Kudüs’e yol bulup gidelim dostlar…

Kudüs’ün manevi bekçilerine selam olsun. Kudüs’ten gelip geçmiş ve O’na dua etmiş olan tüm Peygamberlere selam olsun. Kudüs’ün sokaklarında, çıplak ayaklarıyla, yokluğun yoksulluğun içinde düşmana siper olan tüm cennet çocuklarına selam olsun, dua olsun. Onların güçlü ve kavi imanlarına inanıyoruz. İnanıyoruz ebabiller filleri yener ve dünya beşten büyüktür… Dünya beşten büyüktür diyerek tüm dünyaya kafa tutan Sayın Cumhurbaşkanımıza Recep Tayyip Erdoğan’a selam olsun. Kudüs’ün manevi hamiliğini üstelenmiş olan bu kutlu bu aziz millete dua olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.