İran en son 2009’daki gösterilerle dünya gündemine gelmişti. O günlerde bu kadar gündem olmamıştı tabi. 2009’daki olaylara ufak tefek benzerlikler gösterse de çok farklı sosyo dinamik etkiler olduğunu söyleyebiliriz.

2009’da ne olmuştu?

2009 İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Hamaney’in desteğini arkasına alan Ahmedinecat’ın karşısında İran devriminin ikinci adamı olan ve geçen yıl şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Rafsancani’nin desteklediği reform yanlısı Mir Hüseyin Musevi vardı. Ancak seçimleri Ahmedinecat kazandı.

Seçimin sonucunu gören halk anlık olarak sokaklara döküldü ve halktaki algı seçimlerde hile yapıldığı yönündeydi. Ancak olayların aylarca sürmesine rağmen İran yönetimi olayları çok şiddetli bastırmamıştı. Yani dayak, cop, tutuklama vs vardı ancak göstericilerin üzerine ateş açılmamıştı.

İç dinamikler

İran’a uygulanan ekonomik yaptırımlar sebebiyle İran ekonomisi çökerken yaşanan olayları anlamak daha rahat olacaktır. İran’a uygulanan ambargonun yanında petrol fiyatlarındaki düşüş yani 120 dolardan 40 dolar seviyelerine inmesi İran ekonomisine darbe üstüne darbe vurdu. Tabi bunların yanında bir de yıllardır gerek Suriye savaşında gerekse Yemen, Lübnan, Irak gibi ülkelerde aktif bir şekilde yer alması ekonomik olarak çöküşe geçti.

İran’ın nükleer antlaşmayı imzalamasının temel sebebi olarak ekonomisinin artık çöküşe geçmesi olduğunu söyleyebiliriz.

Bir önemli noktaya değinmekte fayda var. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin birkaç ay önce mecliste yaptığı konuşmasında finansal kaynakların %25’inin 6 grubun elinde olduğunu ve bunlara dokunamadığını hatta bu durumu Hamaney’e anlattığını “tamam git dokun” demesine rağmen çok ciddi kurumlardan, çok büyük yerlerden büyük baskı altına alındığını, dokunamadığını belirtmişti.

Ruhani, bu 6 gruba bağlı kurumlara dokunmaya başladı.

Peki, ne yapıyor bu kurumlar?

Yüksek oranlarla vatandaşın tasarruflarına faiz ödemesi yapıyor.

Orta sınıf olarak tabir edilen vatandaş çok düşük faizle devletten aldığı krediyi yüksek faiz veren bankalara yatırarak kendisine ikinci bir maaş elde ediyordu.

Ruhani bu duruma müdahale etti. Halk ekonomik olarak zarar görmeye başladı ve protesto gösterileri başladı.

Aslında yine küresel şirketokrasi ile milliyetçi cephenin çatışmasını görebiliyoruz.

Dış dinamikler

İran’daki olaylar hakkında ABD’de fikir belirten üç farklı grup var.

Birinci grup; Neo-Con olarak tabir edilen gruplar. Sert hatta ismini anmadan rejim değişikliği yönündeki açıklamalar yapıyorlar. Bu grup rejim değişikliği için bu gösterilerin bir fırsat sunduğunu ve bu gösterilerin desteklenmesi gerektiğini böylece İran’daki rejimin meşruiyetini zayıflatacağını uzun vaat edede İran’daki siyasi rejimi değiştireceğini düşünüyor. Bu kanat son zamanlarda yönetime yakın düşünce kuruluşlarının da içinde olduğu bir grup uzmandan oluşuyor.

İkinci grup; Jeopolitik anlamda daha realist bir grup. Bu grup bu gösteriler önemli bu gösteriler İran’ı bir noktada biraz istikrarsızlaştırdığını, bunun sonucunda İran’ın biraz içine kapanacağını bu durumun da İran’ın bölgesel faaliyetlerini bir nebze daraltıcı, kontrol edici ya da kuşatıcı rol oynayacağını belirtiyor.

Üçüncü grup; Dışişleri Bakanlığı kesimi. Bir süredir ABD dış politikasında Trump ile farklı açıklamalar yapan ABD Dışişleri Bakanlığı İran’daki olaylar ile ilgili “insan hakları” üzerinden açıklamalar yapıyor. İnsan hakları çerçevesinde İran’da rejim değişikliği kavramını kullanmadan yönetimi reforma çağırarak ABD’nin İran politikasının şekillenmesinde müdahil olması gerektiğini savunuyor.

ABD’nin kendi içindeki güç mücadelesinde olan grupların ortak noktaları olan İran karşıtlığında bile uzlaşamadığı yapılan açıklamalardan net bir şekilde görülüyor.

Türkiye’ye etkisi

Türkiye İran’daki olaylarla ilgili dengeli bir açıklama yaptı. İran’ın sorununun İran’ın içinde çözülmesi gerektiğini dışarıdan bir müdahale olmaması gerektiğini belirtti. İran’ın da başka ülkelerin iç işlerine müdahalelerde bulunmaması gerektiğini de ima ediyordu aslında.

İran’daki olayların büyümesi durumunda herhangi bir göç dalgasında Türkiye’nin ciddi anlamda etkileneceğini ekonomik olarak da ciddi sıkıntılara yol açabileceğini söylemek mümkündür. Diğer taraftan İran’dan enerji ithalimizi düşüncüğümüz zaman İran’ın karışması enerji arz güvenliği açısından bize zarar verebilir.

Perde Arkası

Gelelim görünen görüntünün ardındaki görünmeyen gerçeği görmeye. İçerideki farklı grupları tetikleyen dış müdahalelerin amacı İran’ı kontrol altına almanın yanında Tek Kuşak Tek Yol projesinin sekteye uğratılmasıdır.

“Önce Amerika” sloganıyla başkan seçilen Trump küresel hegemonik gücünü kaybetmesiyle Çin’e karşı hamle yapma zorunluluğu hissediyor. Pakistan’a yardımları keseceği yönündeki açıklamaları, Afganistan’daki terörün bitmemesinin sebebi olarak göstermesi yeni hedefin Pakistan olduğunu göstermektedir.

Katar ve Kudüs meselelerini de bu pencereden okumak, yeni nesil küresel dünya savaşını yaşadığımız bugünlerde olayları daha net anlayabilmemize yardımcı olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tekin tabanli 2018-01-09 14:10:34

Asıl mesele özelde türkiye ıran rusya üçgenini bozmak müslüman turkiye yi yalnizlastirmak genelde de israil in güvenliğini garanti etmek abd nin iran daki asıl amaci