Dünya yeni bir yıla girmeye hazırlanırken, sürpriz bir şekilde 28 Aralık günü İran’ın ikinci büyük kenti olan Mehşed’te halk sokaklara döküldü. Sürpriz olmasının ana sebebi ise, İran’ın Mehşed kentinde diğer kentlere oranla muhafazakârların daha yoğunlukta yaşıyor olmasıdır. Dünya kamuoyuna yansıdığı kadarıyla halkın sokaklara dökülmesinin ana nedeni olarak ekonomik durum gösterilmeye çalışılsa da, durum aslında sadece ekonomik verilerle izah edilemez.

Elbette ki her sosyal olay belirli sosyal gerekçelere dayanır. Sadece birkaç ekonomik veriye baktığımızda bile aslında İran’da artan bir ekonomik krizin olduğunu hemen görürüz. Bugün İran’da işsizlik oranı resmi verilere göre % 12’nin üzerine çıkmıştır. Nüfusun yarıdan fazlası 30 yaşın altındadır ve genç işsiz sayısı % 20’leri aşmış durumdadır. Ayrıca yakın bir tarihte İran meclisinin aldığı karara göre de İran’da enerji fiyatlarına % 50 zam yapılması istenmiştir. Bir de buna İran’daki bankaların mağdurları da eklenince, halkın sokağa çıkması biraz da yaşadığı çaresizliğe bir tepki olarak yorumlandı.

Şunu unutmayalım ki her devletin kendi vatandaşına yaşattığı iç dinamiksel sıkıntılar, bir başka rakip devlet tarafından dış dinamiğin itici bir gücü olabilir. En son 2009’da İran’da Ahmedinejad’ın seçimleri kazanmasını protesto etmek için İranlılar sokaklara dökülüp, şimdiki gösterilerden çok daha büyük gösteriler yapmışlardı. Ama durum şu an için 2009’daki gösterilerden içerik bakımından çok farklıdır. Bu farklılığı görebilmek için özellikle göstericilerin attığı iki slogana çok dikkat etmeliyiz. Bunlardan birincisi ‘‘Ne Gazze ne Lübnan canım feda İran’’ ve ikincisi de ‘‘Suriye’yi bırakın bize bakın’’ sloganlarıdır. Öncelikle bu sloganların ekonomik sıkıntıdaki İran halkının taleplerini dile getirirken hangi küresel aktör devletlerin dış politikasına hizmet ettiği sorusunu sormamız gerekiyor. Bunu belirlemeden İran’daki olayların gerçek karakterini anlamamız mümkün değildir.

Ortadoğu’daki yaşananlarla yakinen ilgilenenlerin bildiği gibi İran, son yıllarda Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak’ta dış politika açısından oldukça belirleyici roller almıştır. Eğer İran bölgede bu rolleri almamış olsaydı, hiç şüphesiz bölgede ikinci İsrail kurulabilirdi. Sadece Lübnan’a verdiği destek sayesinde Lübnan olası bir İsrail saldırısından korunmuştur. Bununla beraber İran, Kuzey Irak’taki bağımsız Kürdistan hayallerini de elinin tersiyle itmiş ve ABD’nin Suriye’deki planlarına güçlü çomaklar sokarak ABD’nin bölgedeki oyunlarını bozmuştur. İran eğer Irak’ta inisiyatifleri almaya kalkışmasaydı bugün Irak İŞİD’in kontrolüne bile geçebilirdi. Ve İran’ın Filistin davasına verdiği desteği de nerdeyse bütün dünya da bilir.

Bütün bu siyasal süreçler ortadayken birden İran’dan sokak olayları haberlerinin gelmesi aslında hiç de şaşırtıcı değildir. Belli ki küresel güçler İran’ın kendi iç işlerine dönmesini isteyip bölgesel anlamda alan hâkimiyeti kazanmayı amaçlamaktadırlar. Küresel güçler enerji koridorunun peşindedir. Bugün için ise enerji olarak dile getirilen doğal gazın ve petrolün % 75’i Ortadoğu’dadır. Ortadoğu’nun böylesine karışık bir duruma gelmesinin asıl nedeni işte bu enerji meselesidir. Eğer bu enerji kaynakları Ortadoğu’da olmasaydı Ortadoğu’yla kesinlikle ilgilenmezlerdi. Küresel güçler işte bu enerji meselesinden ötürü Arap Baharı adı altında haritalara ve yönetimlere müdahale ederek bir siyasal ajandayı yürürlüğe koydular. Bu isteklerine önce Tunus’la başlayıp mevcut yönetimi devirdiler. Bunun adından da diğer Ortadoğu ülkeleri geldi. Libya’nın durumu içler acısıdır. Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra halk Kaddafi’yi mumla arar olmuştur ve Libya şu an siyasal istikrar açısından 3’e bölünmüştür. Hakeza küresel sistem daha farklı bir tarzla Mısır’da istedikleri birini darbeyle göreve getirip kendilerine uygun bir yönetim anlayışını yerleştirdiler. Irak’ı şu an için resmi olmasa da 3’e Suriye’yi ise 4’e böldüler. Bundan sonraki hedefse İran’dır.

İran’ın yaşadığı her siyasal sıkıntı doğal olarak Türkiye’yi de etkiler. Çünkü İran ve Türkiye Batı Asya’da güçlü tarihsel miraslarıyla ve devlet geleneğiyle küresel sisteme karşı koyacak potansiyele sahip iki büyük ülkedir. Bunun her zaman bilincinde olmalıyız ve İran’daki her siyasal gelişmeyi ulusal güvenliğimiz açısından takibe almalıyız. Aksi takdirde sıranın bize de gelebileceğini hiç aklımızdan çıkarmayalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Muhammet ALPARSLAN 2018-01-09 14:26:19

Gezide on planda ağaçlar, arka planda siyasi hesaplar vardı. Iran'da ön planda ekonomik durum, arka planinda dini rejimi hedef alma durumu var...

Avatar
Yasin ULU 2018-01-09 13:07:10

Aklıma; gezi parkındaki ağaçların sökülmesi sonucu masumane şekilde başlayan ve sonrasında masumluğunu yitirip bir kalkışma şekline dönüşen GEZİ EYLEMLERİ geldi. Muhtemelen belirttiğiniz gibi İrandaki olaylar ilk başta ekonomik bir reaksiyon ile başlamış fakat sonrasında yine dış güçlerin işin içine sızmasıyla olaylar büyümüştür. Bir Sosyolog olarak bu tip olaylar Emile DURKHEİM'ın da sürekli üstünde durduğu "Kollektif Bilinç&Toplumsal Bilinç" ile açıklanabilir fakat işin içine dış güçlerin girmesi ile nasıl açıklanabilir ? Bu olayların İran'a pek sıkıntı çıkaracağını düşünmüyorum. Taa ki iş herhangi bir Nato vb safsata örgütlerin askeri müdahaleleri olmadıkça!

Avatar
Cenk Sağlam 2018-01-09 19:15:21

böylesi gösterilerde atılan sloganların önemi bir kez daha ortaya çıktı. tebrikler, elinize sağlık.

Avatar
izzet aslan 2018-01-11 15:37:41

harika bayılıyoruz size..!,

Avatar
Alaaddin Oral 2018-01-11 15:55:50

kaleminize sağlık..