Vekalet savaşları, Avrupa’da gelişen ırkçılık, Alman siyasilerin hızla Nazizm’e evrilmeleri ve Ortadoğu’daki bitmeyen savaşlar insanların geleceğe dair umutlarım üzerinde sürekli negatif etki oluşturuyor. Dünyayı bir ateş topuna sürüklemek için delice çabalayanların yanı sıra, hayata umut sunmak isteyen insanlar da vardır elbette.

Çeyrek yüz yıldır en güzel haberi geçtiğimiz günlerde Avusturalya’dan duyduk. Habere göre Sydney Üniversitesi bilim adamları, bilgisayar çipinde ışığı ses dalgaları boyutunda depolamayı başarmışlar.

Fiziğe muhabbeti benim için bu inanılmaz haberdi. Hemen araştırmalara başladım. Bilimsel dergiler arasında gezinirken, haberin gerçek olduğunu öğrenince mutluluktan dilim tutulmuştu. Hani, sevdiğiniz insanın evlilik teklifinizi kabul etmesi ya da baba olurken yaşadığınız his kadar inanılmaz bir duyguydu benim için. Sadece benim için değil, fizik eğitimi almış ve fizik bilimi ile uğraşan herkes için bu haberin vereceği mutluluğu tarif etmek neredeyse imkânsız.

Çünkü insanoğlu yaklaşık yüz yıldır ışığı stoklamak için çabalıyor. Özellikle ABD’li bilim adamları 1949’dan beri Işık depolama çalışmalarını aralıksız sürdürüyorlar. Bu anlamda en çok zaman, emek ve para harcayan Amerikan akademi dünyasıdır. Türkiye’de de maalesef 2000’li yılların başına kadar bu çalışma sadece bilgi düzeyinde kaldı. Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkenin liderliğine seçilmesinden sonra bu yöndeki çalışmalara Türkiye Cumhuriyeti de ciddi bütçe ve zaman ayırmaya başladı.

Türkiye, her ne kadar bu çalışmalara geç başlasa da güneş enerjisinin dönüşümü ile bazı ışınları savunma sanayiinde kullanma çalışmalarıyla dünyanın önemli ülkeleri arasında yer almayı başardı.

Örneğin lazer ışını çalışmalarına dünyanın yaklaşık 50 yıl gerisinde başlamasına rağmen, şu anda kat ettiği mesafe, PENTAGON ile rekabet edebilecek düzeye gelmiş bulunmaktadır.

Peki dünya bu sessiz müthiş devrime nasıl geldi, kısaca bir tarihi seyrine ve gelecekte bize katkısına bakmak istiyorum.

Popular Sciance dergisinin Mart 1949 sayısında Massachusetts’da MIT mühendisleri güneş enerjili bir ev yaptıkları anlatılıyor.

Güneş Evi’nin salonuna yerleştirilmiş Glauber tuzu, bir başka deyişle sodyum sülfat tanklarıyla doluydu. Tuzlar 32 derecede eriyor ve enerjiyi sudan daha verimli biçimde saklıyordu. Kimyager Maria Telkes ile mimar Eleanor Raymond’un geliştirdiği sistem güneşin sıcaklığını sodyum sülfat tanklarına yönlendiriyor, bu tanklar da hava soğukken ya da kapalıyken içeriyi ısıtıyordu.

Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Evde oturanlar kışları yeterince ısınamıyor, tanklar ise sürekli sızdırıyordu. Eve giren birkaç yıl durduktan sonra kaçıyordu.

Bu süreçte başka çalışmalar da oldu. Ice Bear geceleri bir su havuzunu dondurup buz blokuna çevirerek enerjiyi depoluyor. Gün içinde ise buz, klima sistemi için soğutucu görevi üstleniyor.

Aquion Energy’nin modüler bataryaları, rüzgâr ve güneş enerjisini depolamak için toksik ya da yanıcı olmayan tuzlu su çözeltisinden faydalanmayı öğrendiler.

İnsanoğlu, böylece ışığı, enerji olarak sorunsuz depolamayı başardı. Hemen ardından ışığı, ışık olarak depolama çalışmalarına yöneldi. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesi ile sektörün devleri bu çalışmalar için inanılmaz bütçeler ayırdılar ve halen ayırıyorlar. Ne var ki, bu işi başarmak, dünyanın bir köşesinde, bir üniversitenin kısıtlı bütçesi ile çalışan bilim adamlarına kısmet oldu.

Ve insanlık, ışığa dayalı verileri, ilk kez bir bilgisayar çipinde ses dalgaları olarak depolamayı başardı.

Bu buluş, ateş, para ve buharlı makinanın icadı kadar önemli bir dönüm noktası. En basit düzeyde örneklersek, ışık hızında çalışan bilgisayarlar artık hayatımızda yer alacak. Veri transferleri de ışık hızında olacak. Bu sadece bilginin transferi ve bilgi depolarının hızı ile ilgili.

Diğer tarafından insan hayatını tamamen değiştirecek bir buluş bu. Enerji yataklarına hakimiyet için başlatılan savaşların dönemi kapanacaktır. Soykırımlar, kitlesel ölümler olmayacak. Çünkü Işığın depolanması, demek, enerjinin biriktirilmesi daha da kolaylaşacak demektir. Işığın depolanmasının bir üst aşaması, ışığın çarpıştırılması ya da Mendel yönteminden ilham alınarak döllenme yolu ile üretilmesi gündeme gelecektir.

Sağlıkta da devrim gerçekleşecek. Kök hücre çalışmaları ve doku üretimi süreçleri çok hızlanacak. Bugün, haftaları bulan doku üretimi saatlere ve dakikalara inecek. Kemik ve diş üretimi de gerçekleşecek. İnsanların protez kol bacak, protez diş veya implant sorunu kalmayacak. Işık stoklanması bu çalışmaları çok ama çok hızlandırabilecek.

Dünyanın en büyük sorunlarından biri olan gıda ürünleri üretimi ve stoku sorunu da ortadan kalkacaktır. Güneş ışığının depolanması demek, ışık vitaminlerinin de depolanması demektir. Güneş vitaminlerinin, radyoaktif kökenli hastalıkların tedavisinde kullanıldığı gerçeğini hatırladığımızda bu buluşun ne demek olduğu daha iyi anlaşılır.

Hani, Neil Armstrong ayda attığı ilk adım için “Bir insan için küçük bir adım ama insanlık için büyük bir adım” demişti. Bugün mini mikroçipte stoklanması başarılan ışık, insanlığın en büyük başarılarından biri oldu.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.