Son günlerde televizyonlarda kadın kuşağında 80’li yıllarda bazı hastanelerde doğan bebeklerin kaçırılarak üçüncü şahıslara pazarlandığı konusu işleniyor. Böyle mağdur edilmiş birçok aile ve çocuk olduğu ortaya çıktı.

O aileler ve artık genç bir insan olan o bebekler, DNA testleri ile buluşturulmaya, kavuşturulmaya çalışılıyor.     

O çocuklardan biri programda ailesini arıyor. Potansiyel kardeşleri ile telefonda görüştürülüyor. Kardeşler DNA testleri pozitif çıksa bile, bu yeni kardeşi aralarına kabul etmeyeceklerini haykırıyorlar.

Bu çalınan bebekler, aileler, bebek satıcıları, bana CHP- Türkiye-Avrupa ilişkilerini çağrıştırdı.

CHP, Lozan’ da doğan “bebek Türkiye”yi gerçek ailesinden kaçırarak “Avrupa Ailesi”ne pazarladı. Ücret olarak “Ebedi İktidar”ı aldı.

Avrupalı kardeşler, AB kriterlerine tam uysa bile Türkiye’nin  aralarında yeri olmadığını haykırıyorlar.

Türkiye, kaçırılarak teslim edildiği “Avrupa Ailesi”nin öz ailesi olmadığını anladı, öz ailesini arıyor.

DNA testleri, Türkiye’ye “İslam Ailesi”ni işaret ediyor.

Sonucun ne olacağını, dünya nefesini tutmuş izliyor.

***

İran

İran'a gittiğimde çok büyük bir memnuniyetsiz kitle olduğunu gördüm. Rejimden nefret ediyorlardı. Bu insanların arasında Batı’nın gizli servisleri kol geziyordu. Her yerde bunu açıkça gözlemleyebiliyordunuz.

İran, oturmamış rejimine ve cürmüne bakmadan Pers İmparatorluğu hülyalarına kapılıp Lübnan, Yemen, Irak, Suriye gibi ülkelere daldı. Suriye'de özellikle çok ah aldı. İslam adına değil, Şia adına hareket edip katliamlara imza attı.

Obama'ya yaslanarak Hristiyanları dost edindi. Dostları Hristiyanlar ise şimdi zayıf anını yakalayarak İran’ı sırtından hançerliyor. Göstericileri kışkırtıyorlar.

İran aklını kullanmadı, Saddam'ın düştüğü tuzağa düştü. Parasını ülkesinin refah seviyesini artırmada kullanacağı yerde nükleer silahlara savurdu. Fakir fukaranın ekmeğini kısıp nükleer baronları besledi.

Halbuki Hristiyanlar için nükleer silahlar demode oldu, onlar ülkelerin sosyal dokusu üzerinden saldırıyor, yandaşlarını iktidara taşıyor, masrafsız zaferler kazanıyorlar.

           ***

Fatih, Ulusalcı bir ezik değildi!

Prof. Dr. Celal Şengör; "Fatih'in Müslümanlığı tartışılır" demiş.

Bu iddiayı bizim ulusalcılar öteden beri mıdırdanırlar.

Hristiyan hayranlığı, Ulusalcıların/Galata Türkleri’nin genlerinde vardır. Eğitimleri Hristiyanlara hayran olacak şekilde verilir.

Fatih, bir süper gücün lideridir.

Hristiyanlık o devirlerde bizim avanak ulusalcıların zannettiklerinin aksine en hakir dönemini yaşamaktadır.

En mühim başkentleri İstanbul'u kaybetmiş, Gedik Ahmet Paşa Roma'ya müteveccihen Otranto'yu zapt etmiş, ikinci önemli başkentleri Roma'yı kaybetmelerine ramak kalmıştı. Hristiyan dünya perişandı, kiliseler korku çanları çalıyorlardı.

Fatih, Atilla'dan sonra Roma'nın kalbine en yaklaşmış mağrur Türk’tü.


Ulusalcı bir ezik değildi.

Muzaffer-i daim, karalar sultanı, Denizler Hakanı Fatih, her gün ayaklarına binlercesi kapanan, önüne on binlercesi esir olarak getirilen Hristiyanların inancını, Kur'an'ın hükmü gereği, din olarak bile görmüyordu.

Celal Şengör, Hristiyanlık misyonerliği yapıyor.

Yemeyiz!  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2018-01-07 00:53:29

Başta Almanya, Hollanda olmak üzere derinden ve sessizce asimile yapmaya yıllar önceden başladılar. Bizdeki medya ve basın bu konularda çok sessizler neden acaba? İran meselesine bakıldığında yazarımız Mehmet Emin Uludağ in dünkü yazisi" İttihad-ı islam
farzdır " bu yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum.

banner623

banner624