İslam kültür ve medeniyet tarihi ele alındığında beş önemli siyasi ve kültürel kırılmanın yaşandığı ve kırılmalar ile birlikte İslam dünyasında ilmi iktisadi ve medeni yozlaşmanın ve de kırılmanın ortaya çıktığı bilinen bir gerçektir. Büyük yıkımlar sadece İslam ümmetine değil, İslam’ın ortaya çıkardığı ilim, kültür, adalet, medeniyet, özgürlük refah ve felah ortamının insanlığa kazandırdığı kazanımları ve merhaleleri kaybettirmiştir. Ve aslında kaybedenler sadece Müslümanlar değil, nihayetinde tüm insanlık olmuştur. Aslında tarih kitaplarında sıradanlaştırılıp okutulan toplumsal kırılmalar, asırlar süren siyasal politik tavırları etkilemiştir. Tarihte alınan tavırlar, sergilenen davranışlar, geliştirilen içtihatlar, İslam dünyasında bugün dahi canlı olarak devam eden parçalanmalar, iç çatışmaların da kaynağı olmuştur. İslam dünyasının ve ümmetin kendi iç enerjisini kendisine karşı kullandığı olaylar, Hz. Osman'ın katledilmesi ve Hz. Ali ile Muaviye arasında başlayan ve Kerbela faciası, ilk büyük kırılmadır. Hilafetin saltanata dönüşmesi ile sonuçlanan bu süreç, mezhepler arası çatışmaların ve bugün Ortadoğu’da devam eden bir takım şiddet olaylarının başlangıcı olmuştur.

İkinci kırılmamız olan Moğol istilaları, Batı ile aramızdaki yaklaşık 3 asırlık ilmi, iktisadi, mimari farkı Batı lehine kapatarak İslam dünyasını aydınlatan kandiller olan Basra, Bağdat ve Maveraünnehir'i harap etti. Muhteşem bilgi ve kültür birikimi tahrip edildi.
İslam dünyasının üçüncü büyük yıkımı, asırlık acıları ile ümmetin dimağında canlı duran Endülüs'un yıkılmasıdır. Parçalanma ve iç çatışmaların hakim olduğu Avrupa da halkların birbirinin kanını emdiği bir zamanda Tarık Bin Ziyad 7 bin kişilik ordusu ile Cebelitarık Boğazını geçip İspanya'ya girdi ve Paris'e 40 km kadar yaklaştı. Endülüs'te kurulan ve hemen tüm dallarında adeta Avrupa'ya kaynaklık eden bu muhteşem medeniyetimiz, Batılı bilim insanlarının itiraflarında da geçer. Avrupa'da Radyoloji biliminin kurucusu olan Nobel ödüllü kimyager Madam Cruie, “Endülüs'ten kalan 30 kitapla atomu parçaladık. Eğer Hıristiyanlar Müslümanların kütüphanelerini yok etmeselerdi bugün gezegenler arasında seyahat ediyorduk” diyecek kadar Endülüs gerçeğinden ve yapılan katliamdan haberdardı. Fetih sürecinde Avrupa'nın yaşadığı iç çatışmalar gibi Müslüman melikler arasında yaşanan çatışmalar ve katolik 2 krallığın birleşmesi ile oluşan Haçlı ittifakı ile Endülüs yıkıldı. Yıkım sürecinde Müslümanlar ve yahudilere yapılan işkenceler ve katliamlar neticesinde İspanya'da ve Batı Avrupa'da Müslüman nüfus tamamen yok edildi. Aslında aynı katliamlar Kudüs’un yaşadığı 89 yıllık esaret döneminde Haçlılar tarafından vahşice sergilenmişti. Haçlı seferlerinde İstanbul'u yağmalayan Haçlı Latin Ordularının katliamlarına mukabil, İstanbul fethedilidiğinde ve daha önce Hz. Ömer döneminde, Selahaddini Eyyûbi tarafından tekrar özgürleştirildiğinde, yine Osmanlı'nın 400 yıllık hakimiyetinde Kudüs, farklı dinlerin mezheplerin ortak yaşam alanı idi.

İslam dünyasının 4’ncü medeniyet yıkımı ile sonuçlanan sömürgecilik ve işgalller, Osmanlının yıkılması, Ümmetin siyasi olarak dağılmasına, ulus devletlerin kurulmasına neden oldu. Bu süreçte Avrupa devletleri tüm İslam dünyasında Hindistan ve tüm Afrika'da kelimelerin kifayetsiz kaldığı katliamlar yaptılar. Tüm bu tarihi hadiseler bize bir medeniyet okuması ve medeniyet şuuru kazandıracak şekilde anlaşılmalıdır. Evet tarihi tarihçiler yazar. Ancak tarih üzerinden hayatı okumak, insana dair alanlarda faaliyet gösteren hukukçu, tıp insanı, felsefeci, sosyolog, psikolog fizikçi, mimar, egitimci, siyasetci vb., kısacası hepimizi ilgilendirir.

Bugün inançlara karşı tahammülsüzlüğün her türlüsünü tarihte sergileyen Avrupa, kendi içinde yaşadığı iç çatışmalar sonunda kendi insanı için (sakın yanlış anlaşılmasın Müslümanlar ve ülkedeki mülteciler için değil ) bir düzen ve değerler sistemi kurdu. Son 50 yıldır Hıristiyan toplumlar arasında lokal hadiseler dışında kayda değer bir iç çatışma yok. Çıkan sorunlar da küresel mekanizmalar tarafından kısa sürede çözülüyor. Ancak İslam dünyasında son 6 yılda yaşadığımız çatışma ortamı en kadim şehirlerimizi ve mimari hafızamızı yok ediyor. Yıkım sadece fiziki olarak gerçekleşmiyor. İslamofobi üzerinden İslam'ın adalet, tahammül, barış, merhamet, özgürlük ve güven olan özü, bilinçli olarak terörize edilmek isteniyor. Tarihte ve bugün meşru ve ahlaki olmayan hiçbir şiddet yaşanmamıştır demek elbette ki gerçekle ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Son 20 yılda şiddet hareketleri bahane edilerek birçok İslam ülkesi tekrar fiili işgal ve sömürüye uğradı . İslam’ın 14 asırlık vasat mutedil icrası ortada iken, laboratuvarlarda üretilen silahlı örgütler üzerinden 14 asırlık tarihî olgu, kirli bir algıya dönüştürüldü. İslam dünyasında 13 asır boyunca varlığını devam ettiren farklı inanç sahibi kitleler ve etnik unsurların yaşadığı bir takım saldırılar, iyi tahlil edildiğinde saldırıların Müslümanların ezici çoğunluğu tarafından onaylanmadığı ortaya çıkar. Müslümanların yaklaşık 1000 yıllık nüfuz alanlarında ilk dönem kliselerin varlığı ve bazılarının hâlâ faal olduğu bir gerçek. Afganistanda 1500 yıllık Buda heykellerini tahrip etmeyi Taliban’dan önce kimse denemedi. Antik Roma ve Bizans şehirleri, heykeller tahrip edilmedi. Fakat vaktiyle Endülüs’te, Gırnata’da faaliyet gösteren 400 adet camiden bugün hiç bir eser yok. Balkanlarda da durum bundan farklı değildir. Hâla Yunan hükümeti, başkentinde cami yapımına izin vermiyor. Bir çok Avrupa şehrinde minareli cami yapımı ve hoparlörle ezan okunması yasak.
İslam şiddet ilişkisi(!)yazılıp çizilirken şahit olduğumuz bir örneği bu satırlarda paylaşmak isterim. Bilindiği üzre bugün Burma/Arakan’da yaşanan Budist saldırılarla 5 milyon Rohingiaya'lı müslümanın yaşadığı Arakan’da 200 bin müslüman kaldı. Arakan bu haliyle modern dünyanın Endülüs'ü olmuştur. Budistler tarafından katledilen, evleri ve ibadethaneleri yıkılan, tecavüze uğrayan 700 bin Arakanlı müslüman, Bangladeş'e sığınarak üzeri brandalarla örtülmüş 4 metrekarelik ağaç dallarından yapılmış barınaklarda hayat mücadelesi veriyor. Bu Müslümanların yaşadığı kampların hemen yanıbaşında üç budist köyünde Budistler hiç bir fiili saldırıya maruz kalmadan evlerinde yaşıyor. Tarımla ve hayvancılıkla uğraşıyor. Yüzde 95’i müslüman olan Coks Bazar şehrinde camiye 50 metre mesafede Hindu tapınağında hiç bir polis koruması olmadan ibadet yapılıyor. Budistler şehirde ticaretle uğraşıyor. Aslında bu misal dahi İslam-şiddet ilişkisi ve fiili durum ele alındığında gerçek ile algının ya da verilmek istenen mesajın, oluşturulmak istenen imajın farkını ortaya koyuyor. Yıllarca ülkemizde ve Avrupa da Budizm ve yoga bir meditasyon ve rehabilitasyon yöntemi olarak pazarlandı. Ancak budist Burma devletinin ve rahiplerin bizzat yönettiği bu tehcir, işkence ve katliam olgunun ya da gerçeğin imajdan farklı olarak sahada yaşandığını gösteriyor. İslamı şiddet üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışan kesimlerin güneşi balçıkla sıvama girişimi sonuçsuz kalacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.