İslam ve bilim arasındaki ilişki, tarih boyunca hep gündemde kalmış kadim tartışma konularımızın başında gelmektedir. Fuat Sezgin’in vefatının ardından İslam ve bilim ilişkisinin yoğun bir şekilde tartışıldığı görülmektedir. Fuat Sezgin’in Müslüman dünyadaki yazılı birikimin gün ışığına çıkarılması konusundaki çabaları, ona akademik dünyada saygın bir yer kazandırmıştır. Müslüman dünyanın tecrübesinin bilim tarihindeki yerinin ortaya çıkarılması, insanlığın küresel bilim tarihinin bütün boyutlarıyla ortaya konmasına çok ciddi bir katkı olacaktır.

Bilim faaliyeti, hayatta, kainatta ve çevrede olup bitenlere atıl bir izleyici veya seyirci konumunda bakmak değildir. Bilim, hayata ve yaratılışa aktif bir şekilde katılma, keşfetme ve müdahale etme faaliyetidir. Müslüman bilim adamları tarihte, Allah’ın ayetleri olarak gördükleri insanı ve kainatı anlamak, keşfetmek ve yaratılışa insani katkıyı sunmak için çabalamış, imkanlar ve fırsatlar ölçüsünde bilimsel faaliyetlerini gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bilim tarihinin bize gösterdiği gerçek, bilimin ancak sonu gelmeyen bir hakikat arayışı içinde olma arzusunun, isteğinin, motivasyonunun, enerjisinin ve hareketinin var olması halinde gerçekleşebilecek, gelişecek ve olgunlaşabilecek bir meyve olduğu realitesidir. Bilim, tesadüflerle, tembelliklerle, tatille ve ataletle ortaya çıkabilecek bir tecrübe değildir. Bilim; niyet, gayret ve hareketle gerçekleşebilen bir alandır. Tesadüflere, tembelliklere ve tatillere bel bağlayanların bilim tarihi içinde yerinin olmadığını, niyet, gayret ve hareketi hayatlarının değeri haline getirenlerin bilim tarihi içinde aktör olarak kaydedildiğini göstermektedir. Fuat Sezgin, bilim tarihi içinde aktör olmaya çalışan Müslüman kişiliklerin hikayelerini ortaya çıkarmak açısından önemli bir katkıda bulunmuştur.

Allah, bilim, felsefe, sanat, edebiyat ve maneviyat alanlarında verimli faaliyetlerde bulunması için insana, hayat denilen en değerli nimeti bahşetmiştir. İnsanın sahip olduğu en değerli nimet, vakittir, yani zamandır. Kişi, zaman şuuru içinde yaşadığı sürece insan olmayı ve kalmayı başarmaktadır. Zamana ve insana değer vermeden, medeniyet, bilim, felsefe ve sanat üretmek mümkün değildir. Bilim insanları, zamanlarını harcayan değil, zamanlarını an be an değerlendiren kişilerdir. Kütüphanelerde, laboratuvarlarda ve bilim merkezlerinde gece gündüz demeden, günün 24 saatinin kendilerine yetmediği bilinciyle hareket eden bilim, bilgi ve hikmet aşıklarının, bilim dediğimiz insani icatlar ve keşifler alanına büyük katkılar sunduğu görülmektedir.

Bilim ve felsefe, hayatı sahici ve derinlikli bir şekilde anlama, yorumlama, değiştirme ve yorumlama faaliyetleridir. Bilim ve felsefenin, insani hiçbir gücün vesayetinde ve sınırlamasında olmaması, kontrolünde ve müdahalesinde bulunmaması gerekmektedir. Bilim ve felsefe için gerekli olan şey, müdahale ve kontrol değil, özgürlük ve harekettir. Bilim, felsefe ve din adına hiçbir kişi, grup veya güç, nihai otorite ve referans haline getirilemez. Bilim ve felsefenin, son sözü söyleyen otoritelere değil, hep sözü söylemenin ve sözü üretmenin peşinde koşan ve çabasında olan hakikat araştırmacılarına ve bilgi aşıklarına ihtiyaç vardır.

Allah’ın yaratılış faaliyeti, hiçbir sınırlamaya sığmayacak şekilde sürekli devam etmektedir. Allah, sürekli olarak yeni bir iş üzere olduğuna göre, insanda sürekli olarak yeni bir iş yapmanın peşinde olmalıdır. Allah, insanı, hayatında hep yeni işler yapacak varlık olarak yaratmış ve bunun için onu, gerekli olan yeteneklerle, kaynaklarla ve imkanlarla donatmıştır. Allah, insanın bilim şeklinde hep yeni işler yapması için, ona akıl, çalışma ve düşünme nimetlerini vermiştir. İnsan, aklı, gayreti ve düşüncesi sayesinde evrenin sırlarını anlamaya ve evrende yeni bir şeyler ortaya koyma imkanına sahiptir. Bilim, insanın evrende yeni bir şeyler ortaya koyma çabasının adıdır. Her insan, hayatı, bilimsel faaliyet olarak telakki etme bilinciyle yaşamalıdır. Bilimin, azınlık bir kesimin yürüttüğü ayrıcalıklı bir faaliyet olmadığı, hepimizin gerçekleştirmekle yükümlü olduğumuz doğal insani faaliyetimiz olduğu gerçeğini idrak edersek, bilimsel zihniyeti içinde yaşadığımız toplumun kılcal damarlarına kadar kalıcı ve derinlikli bir şekilde yerleştirme imkanımız olabilir. Bilim, sadece aletlerden, icatlardan ve makinelerden ibaret değildir. Bilimi, insanın hayatı, kendisi, gayreti, aklı, duygusu, düşüncesi ve davranışı haline getiren yeni bir anlayış devrimini gerçekleştirmeliyiz.

Aklı muhatap alan İslam, insanın gayretle bilimsel faaliyet yapmasını istemektedir. Hidayet rehberi olan Kur’an, bilime ve akla rakip ve düşman olan bir yaklaşım içinde değildir. Kur’an, akla dayanan bir hayatın yaşanması için sürekli olarak insanlığa çağrıda bulunmaktadır. Maneviyat, din, nakil, gelenek ve kutsal adına insanı bilimden, felsefeden, sanattan ve ahlaktan alıkoyan her şey, İslam’ın ve Kur’an’ın ortaya koyduğu akli, pratik ve dengeli nitelikteki hidayet yoluna aykırıdır. İslam ve Kur’an, insanın gerçekle bağını koruması için sürekli olarak akla vurgu yapmaktadır. Akılla, tecrübeyle, çalışmayla ve gayretle yapılacak bilimsel çalışmaları, İslam, kulluk faaliyetleri olarak değerlendirmektedir. Bilimsel çalışmanın ve aklı aktif kılmanın, gerçek anlamda ibadet olduğunu İslam bize öğretmektedir. Bilimsel faaliyeti ibadet olarak sunan fıtrat dini İslam’ın, insanlığa kazandırmak istediği dinamik bilimsel-akli zihniyetin keşfedilmesine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.