Mehmet Ocaktan’ın demokrasi ve islam ilişkisi ekseninde yürüttüğü tartışma anlamlıdır. Keşke İslam toplumunda bu tartışma daha geniş şekilde yapılsa. Genelde demokrasiye “küfür rejimi” ve “beşeri düzen” nitelemesi yapanlar örneğin Mursi’nin Sisi tarafından darbeyle indirilmesi gibi demokrasiye müdahalelere de karşı çıktılar.

İhvan geleneğinden gelen bir partinin iktidara seçilerek gelmesi ve iktidardan indiren darbecileri ve onları destekleyen batılı ülkeleri “demokratik davranmamak” ile suçladı aynı çevreler.

Demek ki neymiş? Halk kendini yönetecek olan kişiyi kendisi seçmeliymiş. Ve demek ki halkın iradesini silahla gasp etmek isteyenleri kınıyormuşuz.

Aynı mantıkla FETÖ işgal girişimine de karşı çıkılmadı mı 15 Temmüz’da. Silahlar halkın gücü karşısında duramamıştır. Halkın iradesine sahip çıkması kutsal bir mücadeledir bize göre. Beğenirsiniz beğenmezsiniz seçimle gelen seçimle gitmeli. Demokrasinin demokratik olmayan yönetim şekillerinden en temel farkı budur.

23 Ekim 17 tarihli yazısında Ocaktan, “İslam dininin demokrasi, krallık, sultanlık ve padişahlık gibi bir talebi yok. Dinin istediği adaletin, hukukun tesis edilmesi, zulmün ortadan kaldırılması, insanların haklarının ve özgürlüklerinin teminat altına alınması ve insanlar arasında hiçbir ayrım yapılmadan herkese eşit davranılmasıdır,” diyor.

Burası doğru. Çokça dile getirilen bir düşüncedir. Ancak temel şart olarak ele alınan “adalet” “demokraside mi, krallıkta mı yoksa sultanlıkta mı daha iyi tesis edilebilir?” sorusu düşünüldüğünde, kuşkusuz doğru işleyen bir demokrasinin sultanlık veya krallıkla mukayesesi bile söz konusu değildir.

Kaldı ki adalet sadece yürütme ve yargıda aranmayan bir şeydir. İktidar kadrosunu seçme ve iktidardan uzaklaştırma şeklinde de adalet şarttır. İktidar belirlemede adalet şartı aramayıp gayri adil de seçilebilir denilen bir yöntemle adil bir yönetim ve yargı sistemi beklemek hayal olur. Yönetim sürecini bir bütün olarak kabul etmeli ve halkın egemenliğinin en adil bir şekilde yönetime yansımasını sağlamanın adıdır adalet şartı.

Babadan oğula geçen bir sistemde yasama ve yürütmenin adil olması imkansız değildir elbette. Ama zor olan yöntem seçilmiş olacaktır.

Bu yönüyle baktığımızda yukarıda sayılan yönetim şekillerinden hangisi Allah’ın emrettiği “adalet” ilkesine yakın ise ilahi olan odur. Hangisi “adalet” emrine uzak ise beşeri ve “tağuti” düzen de odur diye kabul etmek gerekir. Çünkü ön ve temel şart adalettir.

Yönetim şekli hilafet olsa bile adil bir hilafet sistemi ilahi düzendir. Zalimce olan hilafet sistemi de “tağuti düzendir.” Adalet ilahi düzenin ön şartıdır her zaman.

***

İslam dünyasında demokrasiye entelektüel çevrelerden yapılan eleştirinin daha çok halkın sonsuz hakimiyet sahibi olması noktasında yoğunlaşır. Yani “hakimiyet Allahın” olması gerekirken “hakimiyeti kayıtsız şartsız insana” vermek itikaden yanlış kabul edilir. Buna bağlı olarak demokrasilerde “temel ahlak kriterlerine” aykırı yasal düzenlemelerinin yolunun açılabileceğini, oysa İslam dininin buna izin vermeyeceği şeklinde bir eleştiri geliştirilir.

Hatta bu gerekçeye dayanarak “insan hakları” kuramının aslında “emperyal bir söylem” olduğu dile getirilir zaman zaman.

İnsanın tanımı, doğası ve insan hakları tartışmasına girmek bu yazının çerçevesini aşacaktır.

Ancak şunu belirtmemiz gerekiyor. İster seküler demokrasilerde olsun isterse de “Müslümanca Demokrasi”de olsun, halkın iradesi temel hakların yok edilmesine yetkili kabul edilmez. Bize göre demokraside de İslam’da da kimsenin kaldıramayacağı temel haklar vardır. Ve bu haklar halkın iradesine rağmen garanti altındadır. Onun için ne seküler demokratların sandığı gibi İslam dininde temel insan hakları ayak altına alınır. Ve ne de kimi Müslümanların sandığı gibi seküler demokrasilerde kuralsız bir yaşam ve insanların sınırsız özgürlüğü söz konusudur.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.