Evrenin, varlığın ve yokluğun tüm dairelerinde en güzel seçilen, en âlâ olan, sıfatları âlemlerin Rabbi vasıtasıyla verilen kâinatın en mümtaz gülünün kokusuna talip olmayanlar. Bahçedeki bir daldan koku alıp, yeryüzü ve gökyüzünde mevcut bulunan o en derin, o en narin kokunun sahibine meyletmeyenler. İman ettiği değerlerin muhafazasına talip olmayanlar. Kendi Peygamberiyle yol yürümeyenler. Taşlanan, başı kaşı yarılan, zulme tabi tutulan, her tür tecride uğratılan; ama bir an dahi davasından vazgeçmeyecek kadar sadakat dolu, nur müdafaasındaki o aziz adamı kendine rehber edinemeyenler. Öyle biri ki, sıradan bir insan gibi beşeriyet vasıflarıyla, öyle biri ki varlığın tüm dairelerine efendi olacak kadar mümtaz, mümtaz olan o uluya salavat getirip onun ahlakıyla ahlaklanma faziletine erme teşebbüsünde bulunmayanlar. Tüm peygamberlerin önünde namaz kıldırma vasfının şerefiyle müşerref olacak kadar anlamlı bir vazifeyle muvazzaf olan o beşeri es geçenler…

Kedinden bihaber olanlar. Kendine sırt çevirenler. Kendini muhasebe edemeyecek kadar gaflet kuyularında gazaba yaklaşanlar. Kendinden kendini terk edecek kadar kendini keşfetmeyenler. Kendi himayesinde ene’sini gömmeyenler. Taşlardaki zikri görmeyecek kadar kör olanlar. Derdi olmayan, dertte derman görmeyenler. Gönlüne ‘mana’ ekmeyenler, ‘ahlak’ dikemeyenler, ekip de dikip de sulamayanlar. Kendi kendine kendinde devrim yapamayanlar, inkılaba hazır olamayanlar, nazlı gönlüne su vermeyenler, gönül kurutanlar, gönül mahzenin aşk devranında nefes teneffüs etme hayali olmayanlar. Hayallerin cilvesinde, gerçeklerin kadrajına giremeyenler…

Sahteyiz. Sahte hayalleri olanlarız. Sahte eğlencelerden medet umacak kadar sahte. Sahteliğini kendine söyleme cüretine söyleyemeyecek kadar korkak. Metal bitkiler kadar sahte. Aslı olmayan, kül dallı esrarengiz bir sahtekârlık. Her an, suni teneffüse ihtiyaç duyacak kadar hayatın gerçekleriyle bağ kuramayacak kadar sahte.

İtikat denilen konuyu fiiliyata geçirmeyecek kadar samimiyetsiz olanlar. Diline söz söyleten, kalbine o sözü havale etmeyenler. Ruhuna yatırım yapmayanlar. Umde sahibi olamayanlar. İlkesel bir duruş sergilemeyenler. Sözünün arkasında, inancının ispatında durma duruşunu göstermeyenler. Stresinin, bunalımının, biçareliğinin, hastalığının çaresini akıl denen vasıta, kalp denen organ, basiret denen melekeyle çözme gayretini gösteremeyen çaresizler…

Kudüs ruhunu, ruhuyla nişanlayamayanlar. Şebi arusumuzun Kudüs avlusunda gerçekleşeceğini düşlemeyenler. Kudüs güneşinden kendine mutmain bir yuva kuramayanlar. Rızık kaygısına düşüp, Kudüs kapılarından payelenemeyenler. Kudüs bir haysiyet meşalesidir, Kudüs sokaklarında harb edemeyenler, namus muhafazası için, izzet müdafaası için, ey biz, ah biz…

Biz Müslümanların kendi kendimize ettiği zulüm, tarihin en büyük zulmüdür. Rabbin rahmet rabıtası olan kerim kitabımıza muhalefet eden yaşantımız, sözcüklerle izah edilemeyecek kadar devasa bir gaflet…

Soruyorum gözlere nasıl taşımaktasınız bu gözyaşını, bu kuru gözyaşını nasıl taşıyabiliyorsunuz. Soruyorum gönle, nasıl da dolup taşmıyorsun bu azapla, kendi kendine ettiğin bu zulmün azabındaki gözyaşıyla…

Sorunları İslam Âleminin, âlem-i İslam’ın sorunları…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.