Dünya beşten büyüktür ile başlayan cümle, İngiltere’nin sömürgelerini daha iyi idare edebilmek için kurduğu ve 2. Dünya savaşı sonrasında adı BM’ye dönüşen Cemiyet-i Akvam’ın, İsrail’in güvenliğini önceleyen zulüm düzenini daha fazla sürdüremeyeceğinin işaret fişeği oldu.

Bu cümle ile sadece BM değil, sözüm ona Dünya’nın huzur ve güvenliğini sağlamak adına kurulan tüm kurumlar sorgulanmaya başladı. Sivillere karşı kimyasal silah kullanarak insanlığın kırmızı çizgilerini aşan Esed’i koruyan Rusya bile BM’nin bir zulüm düzeni olduğunu kabul edip Afrika’nın daimi tek bir temsilcisinin olmamasını, yine tek bir Müslüman devletin söz sahibi olmamasını tenkit ediyor. ABD Başkanı Trump, diğer ortaklarının mali yükümlülüklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle NATO’ya daha fazla para vermeyeceği ve birliğin dağılma sürecine gireceği tehdidinde bulundu. Tehdidi gören AB ise kendi güvenliğini sağlamak amacıyla kendi ordusunu kurmak için girişimlerini hızlandırdı.

Müslüman Türkiye’yi bir türlü kabul etmek istemeyen, ‘biz ortak olalım Türkiye ise bizim pazarımız olsun’ mantığındaki Avrupa, NATO’da çok iyi bir sınav verebildi mi? Mesela Srebrenitsa katliamını BM’nin verdiği görev çerçevesinde seyreden Hollandalı NATO askerleri değil miydi? NATO Afganistan’da yıllar yılı ne yapıyor? Irak’ta, Libya’da, Suriye’de neler yaptı? 15 Temmuz darbe girişimi sırasında NATO’dan kaç subay Türkiye’de hangi amaçla bulunuyordu?

ABD gibi bir müttefikiniz varsa başka düşmana asla ve asla ihtiyacınız yoktur. Afganistan, Libya, Irak ve Suriye’de gördüğümüz ABD politikası “kaos çıkar, müdahale et, parçala, sömür ve yönet” politikasından başka bir şey değildir. 1970’lerde Baasçılarla Nasırcılar arasındaki gerilimde Baasçıları tutarak Suriye yönetimini demir yumrukla eline geçiren Baba Esed, Irak’ın işgali sırasında Saddam’ın değil ABD’nin yanında durarak koltuğunu korumuştu. Oğul Esed ise 2011’de başlattığı Suriye iç savaşıyla Türkiye için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturmuştur. Müttefik ABD, bu tehdidi Türkiye’nin gözünün içine baka baka büyütmekten yana politikasını geliştirmiş, Irak’ta kurduğu parçalı yapıyı Hatay ve İskenderun’u da içine alacak şekilde Türkiye’yi zapt-u rapt altına alarak İslam coğrafyası ile bağını kesecek bir koridora dönüştürmek istemiştir.

Suriye’de, babası gibi katil olan Esed’in uyguladığı insanlık dışı politikalara karşı insanlık vicdanı sessiz kalamazdı. ABD, AB ülkeleri, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler mazlum durumuna düşen muhalifleri koruyacak bir sistem üzerinde çalıştılar. Eğit-donat ile en azından muhaliflerin can ve mallarını Esed zulmünden kurtarabilecekleri gündeme geldi. Projenin fikir babası olan ABD, müttefikleriyle birlikte DEAŞ gibi bir canavar üreterek, silah ve mühimmatla besleyerek bu projeyi bir günde çöp tenekesine attı.

10 Ekim 2015’de kurulan PKK uzantısı SDG’yi destekleyeceğini açıklayan ABD, ÖSO’dan desteğini çekti. 13 Kasım’da DEAŞ sahneye çıktı. 24 Kasım’da Ruslar sahaya indi. Ardından PKK Türkiye’deki ateşkesi tek taraflı olarak bozduğunu açıkladı.

Suriye’ye huzur ve barışın gelmesi, insanların kendi vatanlarında huzur içinde yaşamalarını sağlamak Türkiye için de güvenlik sorunu haline gelmişti. Çözüm için İslam Ordusu fikri tartışılmaya başlandı. Zulüm gören, kan ve gözyaşının egemen olduğu, terör örgütlerinin at koşturduğu bu coğrafyada halkı Müslüman olan devletler bir İslam ordusu adı altında bir barış gücü kurarak, zalime dur diyebilir mi?

İslam Ordusu’nun adı bile zalimleri harekete geçirmeye yetti. Tıpkı D8’den rahatsız olanların 28 Şubat’a sarıldıkları gibi, İslam Ordusu’ndan rahatsız olanlar FETÖ’ye darbe görevini verdiler. 21 Şubat 2015’de Rakka yolundaki en önemli köşe başı olan Süleymanşah Türbesini bir günde boşaltıverdik. Bu operasyonda acaba hükümetin bütün Suriyeli mültecileri sorgusuz içeri alın talimatına rağmen, mülteciler üzerine ateş açtıran, MİT tırları skandalına imza atan FETÖ’cü subayların etkisi ne kadardı?

2015 yılı başında Suudi Kralı Abdullah’ın ölümü, yerine Kral Selman’ın gelmesi İslam aleminde ittifak için bir umut ışığı olarak görüldü. İslam ordusu da bu dönemde ete kemiğe bürünmeye başladı. İsrail-ABD’nin girişimleri ile Türkiye-Suudi Arabistan-Katar’ın öncülük ettiği politika çöktü. Suudi Arabistan’a karşı yürütülen örtülü operasyonla önce veliaht prens Mukrin öldürülerek, daha sonraki veliaht prens Abdullah ise azledilerek 33 yaşındaki Selman kral yetkilerine sahip Veliaht prens olarak atandı. Katar ambargosu ve ardındaki süreçte MOSSAD ve CIA’in kontrolüne geçen Suudi tahtı, İslam Ordusu hayallerini bir anda bitirdi. ABD Suudilerle 350 milyar dolarlık silah satışı protokolü imzalayarak sözüm ona İslam ordusu yerine güçlü Suudi ordusu fikrini empoze etti. Yıllardır Yemen’de Husilere karşı bir üstünlük kuramayan güçlü bir ordu nasıl bir güçse! Bunda FETÖ operasyonlarının finansörü Muhammed Bin Zayed’in de parmağı yadsınamaz.

15 Temmuz darbe ve Türkiye’yi işgal girişiminin püskürtülmesinin ardından, Suriye’yi Rusya ile ‘Fırat’ın doğusu ve batısı’ olarak paylaşan ABD’nin gerçek niyeti ortaya çıktı. 24 Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu Türkiye için bir bekâ sorunuydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rakka operasyonunu beraber yapalım ısrarına rağmen ABD’nin terör örgütünü tercih etmesinin arkasında Türkiye’yi bölmekten başka hangi sebep yatabilir?

Türkiye ÖSO ile birlikte El Bab’a ilerlerken bir taraftan da ABD güdümlü PKK/SDG güçleri Afrin’den Tel Rıfat yönüne, Ayn-el Arab’tan Münbiç yönüne ilerleyerek hızla koridoru kapatma telaşına düştüler. El Bab’a ulaşıldı. Koridora müsaade edilmedi. Zeytin Dalı’nda ise Mehmetçik barış gücü fonksiyonunu tek başına icra ederek kendisine karşı bir koç başı olarak kullanılmak istenen Afrin’deki kirli tuzağı bozdu.

Dünyaya barış getirecek İslam ordusu hayali bir başka bahara ertelense de, Türk askeri, Suriye’de barış gücü olarak hareket ederek mazlumların umudu oldu. Siyasi irade ideolojisi ne olursa olsun, arkasında kim olursa olsun, son teröriste kadar mücadele dirayetini göstererek Türkiye’nin oluşturacağı huzur ve güven ortamının mazlumlara ışık olacağını gösterdi. Duamız, beklediğimiz İslam Ordusu’nun nüvesinin Mehmetçik öncülüğünde atılmasıdır. Fitne tohumu ekerek, birbirlerini yiyerek İsrail, ABD ve emperyalist batının ekmeğine yağ süren İslam dünyasının, kendiliğinden yıkılma aşamasına gelen BM ve NATO gibi oluşumların yerini alacak kurumları nasıl kurabileceklerini düşünmesinin zamanı gelip geçti bile. Dünya barışına hizmet edecek İslam ordusu bir an önce kurulmalı. Yoksa Kudüs de, Mekke-Medine de, İstanbul da tehdit altında. Aklınızı başınıza devşirin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.