İslam’daki nefis tezkiyesi sorumluluğu, insanlığın bütün varlığını kuşatmaktadır. İnsanlık; fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığını korumakla yükümlüdür. İslam, bir diyet rejimiyle bedensel sağlığı emreden bir din olmadığı gibi, dünyadan elini eteğini çekmeyi öneren, “bir hırka bir lokma” anlayışıyla insanlığın ruhsal sağlığının korunacağı yanılgısında olan bir din de değildir. İslam, ayrıca çatışma ve rekabete dayalı insanlar arası ilişkiler ağıyla sağlıklı bir sosyal yapının kurulabileceğini ve korunabileceğini de düşünmemektedir. İslam’ın nefis tezkiyesi kavramı, fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlık olgusunu bir bütün olarak ele almaktadır. Bedenin, ruhun ve kâinatın kişiye emanet ve nimet olarak Allah tarafından verildiğini esas alan İslam, insanlığın kendisine verilen bu emaneti korumakla yükümlü kılmaktadır. İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olma görevini, ancak nefis tezkiyesi sayesinde gerçekleştirebilir.

Nefis tezkiyesi, varoluşsal bir temizlik ve arınma anlamına gelmektedir. Nefis tezkiyesi, bedensel ve duygusal arzuların, heveslerin ve isteklerin baskısından ve yönlendiriciliğinden özgürleşerek, kişiliğin Allah’a kul olma amacı çerçevesinde kendisini saflaştırması ve olgunlaştırmasıdır. İnsanın kendi nefsini tezkiye etmesi sonucu Allah’ın sürekli olarak onunla beraber olduğu, Allah’a kul olmanın duygu, düşünce ve davranış düzeyinde gerçekleştirilmesi gereken en önemli vazifesi olduğu bilinci ve zihniyetini kazanmalıdır.

Nefis tezkiyesi, insanın bütün varlığını hedefleyen bir cihat mücadelesidir. İnsan nefis tezkiyesi cihadıyla kalbini kazanma veya kaybetme mücadelesi vermektedir. Nefis tezkiyesi cihadının gerçekleştiği merkez, kalptir. Nefis tezkiyesi, kalbi her türlü kirden, pastan, çürümeden ve çarpıtmadan arındırmayı ve saflaştırmayı hedeflemektedir. Kirden ve pastan arındırılan kalbin, ikinci aşama olarak canlandırılması, diriltilmesi, tazelenmesi, olgunlaştırılması, güzelleştirilmesi ve inceltilmesi gerekmektedir. Başka bir ifade ile nefis tezkiyesi, kalbi Tevhitle, ahlakla, maneviyatla ve marifetle doldurmayı amaçlayan varoluşsal nitelikte asli bir cihat faaliyetidir. Kalbin günahlardan, şirkten, materyalizmden, ahlaksızlıktan arındırılıp maneviyat, marifet ve ahlakla doldurulması için insanın güçlü bir iradeye ve amel kapasitesine sahip olması lazımdır. İrade ve amel olmadan nefis tezkiyesi cihadının yapılması, sürdürülmesi ve sonuca ulaştırılması mümkün değildir. Nefis dediğimiz bütüncül varlığımızı duygu, düşünce ve davranış düzeyinde saflaştırmaya niyet etmemiz ve bu niyet çerçevesinde bir amel stratejisi belirlememiz gerekmektedir.

Kalbi kirleten, çürüten ve tüketen en tehlikeli şeyler, insanı Allah’a kulluktan alıkoyan durumlardır. İnsanın Tevhit hakikatine varoluşsal olarak kendisini kapatması ve Tevhit hakikatini karartması demek olan küfür, kalbi öldüren en önemli faciadır. Küfre mekan olan bir kalp, kaçınılmaz olarak Allah’ın dışında sahte ilahlara kulluk etmeye başlamaktadır. Küfür ve şirk, insanı, Allah rızası yerine insanları memnun etmek için riyakârlık, gösteriş ve münafıklık gibi ahlak ve maneviyatı çürüten bir felakete sürüklemektedir. Kur’an, kalbin küfür, şirk ve münafıklık virüsleri tarafından işgal edilmesine engel olmak için kalbin hastalıklarını tedavi etmek üzere gönderilen hidayet kaynağıdır.

Kişinin Allah’ın kulu olduğu gerçeğini unutup, kendisinin diğer varlıklardan üstün ve yüce olduğu şeklindeki kibir ve büyüklenme evhamını gerçek sanması, tehlikeli bir kalp hastalığıdır. Dedikodu, yalan, hakaret ve küfür gibi söz ve alışkanlıklar, kişinin hem kendisiyle, hem de diğer insanlarla olan ilişkisini bozmaktadır. İslam, dedikoduyu, ölü kardeşinin etini yemeye benzeterek bu ahlaksızlığın korkunçluğuna dikkat çekmektedir. İnsanın insanı kıskanması ve nefret etmesi, Allah’ın insana yasakladığı hususlardır. Allah, insanların birbiriyle yardımlaşmasını ve birbirini sevmesini istemektedir. İnsan olmak ve insan kalmak sorumluluğu, insanın sırtında ağır bir yük ve sorumluluktur. İnsan olma sorumluluğunu yerine getirebilmek için kişinin, nefsinin heva ve heveslerini, yıkıcı sonuçlar doğuracak hedonist arzularını, öfkesini, hırsını, aşırılıklarını, şehvet, şöhret ve maddiyat tutkusunu kontrol etmesi gerekmektedir. Nefis tezkiyesi, nefsin ahlaki, manevi ve insani sınırlar içinde kalması için onu, hidayet rehberi olan Kur’an ışığında dengeli, yapıcı, makul ve pratik bir şekilde kontrol etmeyi ve ona istikamet çizmeyi amaçlamaktadır.

Kişinin en şerefli varlık olduğu gerçeğini unuttuğu ve Allah’a kul olmaktan vazgeçtiği zaman, nefsi ve kalbi her türlü kötülük tarafından işgal edilmektedir. Nefis tezkiyesi, kişiye Allah’ın kulu olarak olgun kişiliğe sahip insan olması gerektiğini sürekli olarak hatırlatan asli hayat planıdır.

Nefis tezkiyesinin ana esası, Tevhit bilincine sahip olmaktır. Başka bir ifade ile nefsin arındırılması ve güzelleştirilmesi, ancak Tevhit ile mümkündür. Nefis, küfrün, şirkin ve münafıklığın mekanı değil, Tevhidin yurdu olmalıdır. Nefis tezkiyesinin başarılı ve verimli şekilde gerçekleşmesi için kişinin, hayatının asıl amacının Allah’a kul olmak olduğunu bilmesi, anlaması ve fark etmesi lazımdır. Allah’a kul olma gerçeğinden gafil olan bir insanın nefsi, şirk ve küfür dehlizlerinde cehaletin, çatışmanın, düşmanlığın ve şiddetin elinde kendisini helak edecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.