İslami oteller... Helal oteller... Mubah tatil köyleri... Dini bütün SPAlar... Muhafazakâr Plajlar... Tesettür beach... Kutsal aquapark... Lahuti fitness center... Manevi animasyonlar ve de Allah rızası için dinlenmek niyetine, sünneti seniyyeye uygun bir sürü faaliyet, keyif seansı, selamet aktivitesi...

            Sanırsınız ki cahiliye devrindeymişiz de kimisi Benî Kaynukâ, kimisi Benî Nadîr adı verilen Yahudi kabilelerinin; kimisi de Beni Mahzum Kabilesi (ki Ebu Cehil’in kabilesi)nin soyundan gelenlerin işlettiği isyan ve inkâr amaçlı oteller açılmış. Buna mukabil Evs, Hazrec, belki de Haşimoğulları soyundan gelenler de boş durmayıp tekbir ve tesbih amaçlı mukaddes binalar dikip oturmuşlar şuraya.

           Nedendir bir anda aklıma protestanlığı aşk mesabesinde yaşayıp bütün kutsal kitapları yok sayan, sonra da neredeyse kendisi bir kitap yazmaya kalkışan maymun iştahlı Darwin geliverdi. Topraktan geldiğine inanıyor olsaydı toprağı bol olsun demek isterdim ama nafile. Dahası “Başlangıç” adlı gizemli romanın yazarı ABD uyruklu Don BROWN denen Darvinci eğitmeni de tanımayan kalmadı sayılır. Bütün kitapları onlarca farklı dilde yayımlanan ve best-seller satan adamı kim tanımaz.

           Mesele ne Darwin ne de Brown... Mesele bu ve benzeri adamların insan denen canlıya hayvanmış gibi muamele edişi ki birazcık Allaha inancım olmasa benim de adamlara hak veresim gelmiyor değil. Nasıl yani? Nasılı şu... Taksonomi denilen sınıflandırmanın içerisinde insanın nerede durduğu hepimizin malumudur. Materyalist bilim adamlarının çekip çevirdiği bu sınıflandırmada insan, hayvanlar aleminden bir tür olarak Homo Sapiens sıfatıyla çıkmakta karşımıza. Yani insanoğlu denilen ben, sen, o, ezcümle biz aslında birer insanoğlu değil de hayvanoğluyuz.

         Yok canım daha neler ne hayvanı, bas baya insanız biz, hem Araf Suresinde her bir şeyi detayına varana dek anlatmış Yaradan, tövbe istiğfar et istersen. Şaka bir yana giderek yeryüzünün hayal kırıklığı haline gelen insanın yaptıklarına şahit oldukça dudaklarımızı büzüştürüp hayretler içerisinde kendimizi inkar edişimizdir bana bu girizgahı yaptıran. Rahmani hasletlerini saklamanın derdine düşmüşçesine ölmezden evvel bütün behimi(hayvani) duygularını bir kılıfına uydurup yaşamanın telaşı sarmış adeta.

        Kurum ve kuruluşlardaki insani ilişkilerimizden tutunda sema gösterili yarı çıplak düğünlerimize; mezuniyet organizasyonlarından tutun da sosyo-kültürel aktivitelerimize varana dek her bir şeyi helvadan puta çevirmenin altın çağını yaşar olduk. Artık hiçbir şey haram değil hayatlarımızda. Erkeklerin kadın saçı yapacağı kuaför dükkânlarının açılışlarında kurban kesmenin, şarkılı türkülü konserlerde üç beş başörtülü nün, eğlence mekânlarına İran ya da Hint kültüründen bir isim eklemenin ya da bir yerlerde dini ritüelleri hatırlatan bir ikonun yer alması yetiyor da artıyor bile. Hele ki sosyal medya’daki mahrem iken mahrem olmaktan çıkartıverdiğimiz hallerimiz içler acısı.

       Benim aklım şu İslami otellere takıldı hani... Gerçi aklımıza takılmayan şey mi var!

      Sahi merak etmiyor değilim. Diğerlerinde (ki İslami olmayanlar) yapılan her bir şeyin ne kadarı ne derece günah olarak hanemize nakşediliyor bilemem ama İslami denilen otellerde girişten itibaren sevap sevap üstüne midir acep? Niyet ettim bu sene Ağustos’un onunda İslami bir otelde tatil yapmaya der demez melekler başlıyor mudur himmet etmeye. Antalya istikametinde yola revan olunca manevi izzeti ikramdan sebeplenmeye başlıyor muyuzuz sahi? Otel’in girişinde bismillah deyip lobiye daldığımız esnada bizi karşılayan zarif ve şık giyinişli resepsiyon görevlisi sarışın hatunla selamlaşın ca titriyor mudur arşı ala?

       Hadi bunları geçtik, İslamın beş şartından sadece birisini ancak icra edebileceğimiz (ki o da namaz) bu kutsi otelde diğer yaptıklarımızın karşılığı kaç kat olarak işlenecek sağ yanımızda duran defterimize. İsrafın dibe vurduğu yemek saatlerinde masaya ailecek oturunca rahmet inmekte midir gönlümüze gönlümüze? İnsanlığın susuzluktan kıvrandığı dünyada Havuza girip suda yüzmenin ecrini ve mükâfatını hayal bile edemiyorum. Hele ki İslami otelde bir de.  Eğer bir de plaj denilen kumsal ve kutsal topraklarda kimi, yapış yapış olmuş halde haşemalı, kimi   yarı çıplak, kimi de anadan uryan halde serfiraz olmuş bacılarımızın yanı başında topluca denize girmenin yirmi yedi kat daha faziletli olduğunu söylesem koşarak gidesiniz gelir tatile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624