İsrail, kuruluşundan beri varlığı tartışılan bir yapıdır. İsrail’in dünya Yahudilerinin asli devleti ve vatanı olduğu iddiası, Siyonizm’in asli tezidir. Bir Yahudi için asıl olan İsrail’dir. Yahudiler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, kendilerini İsrail’e bağlı hissederler ve ona varoluşsal düzeyde sadakat gösterirler.

İsrail ve Yahudiler arasındaki özdeşlik ve kimlik ilişkisi, İsrail Parlamentosu Knesset’en geçen ‘ulus devlet yasasıyla’ hukuken tescillenmiş bulunmaktadır. İsrail’in Yahudi ulus devleti olarak deklare edilmesi, dünyada birçok ulus devletinin olduğu bir ortamda yeni bir  gelişme değildir. İsrail devleti, Yahudilik ve milliyeti özdeş olarak gören bir resmi dini ideolojiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. İsrail’in özünde ne olduğu sorusunun cevabı, ulus devlet yasasıyla verilmiş bulunmaktadır. İsrail devletinin, sekuler ve demokratik niteliklere sahip bir devlet olmadığı, Yahudiliğe ve Siyonizm’e dayanan bir devlet olduğu  açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. İsrail, ulus devlet yasasıyla Siyonizm’i dünya Yahudilerinin tek ideolojisi haline getirmiştir.

Ulus devlet yasasının üç önemli sac ayağı üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz. Yasa birincil olarak İsrail’in Yahudi ulusunu temsilen kendi ulusal kaderini belirleme hakkına sahip olduğunu ve İsrail’in Yahudilere ait olduğunu ilan etmektedir. Yasa, İsrail üzerinde Yahudilerin, Yahudiler üzerinde de İsrail’in tekelini kurmaktadır. Yasanın özü, İsrail İsraillilerindir ilkesi değildir. Yasanın özünü, İsrail Yahudilerindir şeklinde ifade edebiliriz. Bir etnik dini grubun, devlet üzerinde tek sahiplik iddia etmesini ulus devlet ideolojisinin bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz.

Ulus devlet yasası, İbraniceyi İsrail devletinin resmi dili olarak tanımaktadır. İbranice dışında kalan  Arapçaya resmi bir statü verilmemekte, onu sadece Yahudi olmayan Arap nüfusun konuştuğu özel statüsü olan  bir dil olarak tanımaktadır. Kendisini Yahudi ulus devleti olarak tanımlayan İsrail, tek dil olarak İbraniceyi tanımakta, onun dışındaki dilleri kendisinin bir parçası olarak görmemektedir.

İsrail Yahudilerindir ilkesini esas alan Yahudi ulus devlet yasası, İsrail’in her tarafına Yahudilerin yerleştirilmesini ve onlar için yerleşim merkezleri kurulmasını ulusal değer olarak tanımlamaktadır. İsrail’de Filistinlilerin yaşadığı yerlere Yahudi yerleşim yerlerinin kurulmasını İsrail, kendisi için bir  ölüm-kalım meselesi, yani beka sorunu olarak değerlendirmektedir. Yahudi yerleşim yerlerinin yaygınlaştırılması ve teşvik edilmesi için bütün imkanlarını seferber edeceğini ilan eden İsrail, ulus devlet yasasıyla bunu değişmez kurucu politika haline getirmiştir.

Ulus devlet yasasıyla İsrail, kendisini sadece Yahudilerin devleti ve vatanı olarak tanımlamakta, Filistinli Arapların bütün haklarını inkar etmektedir. Ulus devlet yasası, İsrail’i sadece Yahudilerden oluşan homojen bir devlet ve toplum olarak kurgulamakta, Yahudilerin dışında kalan sosyal unsurların varlığını yok saymaktadır. Toplumsal çoğulculuk ve barış içinde bir arada yaşamak şeklindeki değerlerin, İsrail’in ulusçu ideolojisi ve kimliği açısından hiçbir değere, anlama ve işleve sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. Ulus devlet yasasının asıl amacının, bütün Filistin coğrafyasını İsrail devletinin hakimiyetinde olan bir Yahudi yurdu haline getirmek olduğu  görülmektedir. İsrail, Filistinli Arapların Filistin coğrafyasına anayurtları olarak bakmasının önünü kesmeyi amaçlamaktadır.

Netanyahu hükümeti, ulus devlet yasasını İsrail’in ve Yahudilerin tarihinde bir dönüm noktası olarak değerlendirmektedir. Başkentin Kudüs’e taşınması girişiminden sonra uygulamaya sokulan ulus devlet yasasıyla, İsrail’in Yahudi ve Siyonist kimliği ve doğası tartışmasız bir şekilde tescillenmiştir.

İsrail’de sadece Yahudiler yaşamamaktadır. Dokuz milyon nüfusa sahip olan İsrail’in demografisinin beşte birini Filistinli Araplar oluşturmaktadır. Ulus devlet yasası, İsrail’de Filistinlilerin hiçbir şekilde var olma hakkı olmadığını, İsrail’de Filistinlilerin sadece Yahudilere köle olma hakkı olduğunu uygulamaya sokan ırkçı bir yasadır. 20. yüz yılda insanlığın yüz karası  olan Güney Afrika ırkçı rejiminden sonra 21. yüz yılda da İsrail ırkçı rejiminin kurulması, insanlığın yüzünü, vicdanını ve aklını karartmaktadır. Ulus devlet yasası, İsrail’de tek geçerli olan değerin, ırkçılığa dayanan Yahudi üstünlüğünü kurmak ve Filistinli Arapların köleleştirilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Irkçı, çatışmacı ve anti-demokratik bir niteliğe sahip olan Yahudi ulus devlet yasasıyla İsrail, ırkçılığı anayasal rejim haline getiren bir devlet olarak dünya tarihine geçmiştir.  

İsrail, şimdiye kadar vatandaşları arasında ayırımcılık yapmayan liberal demokrasi olarak kendisini sunmaktaydı. İsrail, nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan Arapları, aslında kendi vatandaşı olarak görmemektedir. İsrail, kendi vatandaşı olan Araplara, hep terörist gözüyle bakmış ve onları kendi vatandaşı olarak görmemiştir. Ulus devlet yasası, aslında İsrail’de ve Filistin’de yaşayan bütün Arapları, devletsiz bırakma girişimidir. İsrail, ulus devlet yasasıyla Filistinli Araplara devletsiz  köle yığınlar şeklinde yaşamayı dayatmaktadır. İsrail, kendi içinde ve Filistin’in diğer yerlerinde yaşayan Filistinli Arapları, kendi varlığına yönelik demografik bir tehdit olarak  konumlandırmaktadır. Ortadoğu’da aslında Filistin sorunu  yoktur. Var olan İsrail sorunudur. İsrail, var olmak için Filistinlilerin yok olmasını benimseyen karanlık ve kirli  bir yol izlemektedir. Ulus devlet yasası, sorunun Filistin değil, İsrail olduğunu bütün dünyanın önüne koymuş bulunmaktadır. Bundan sonra konuşmamız gereken Filistin sorunu değil, İsrail sorunudur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624