Herkes eninde sonunda gen hafızalarında gizli mizaçlarını mı ortaya koyuyor diye düşünmeden edemiyorum. Son günlerde yaşadığımız iç ve dış gelişmeler beni bu düşünceye sevk ediyor. Yanılıyorumdur inşallah. Fakat ortaya çıkan manzara olayların gidişatı bunu gösteriyor.

Okuduğumuz kitap, izlediğimiz film, belgesel, dinlediğimiz hikâyeler bizlerin hayatına katkı sağlamıyor, ufkumuzda yeni güneşler doğurmuyorsa, yeni şeyler katmıyorsa, sadece bizlerin duygularını sömürüyor, duygularımızı esir alıp afyon gibi bizi uyuşturuyorsa o zaman ziyandayız demektir. Karl Marks’ın bir teorisini hatırlamamak imkânsız. Bugüne kadar hiçbir eserini okumadım. Keşke okusaydım derim bazen.  ‘Din kitlelerin afyondur’ sözü. Biz Müslümanlar bunu ‘İslam afyondur’ şeklinde anlayarak büyük tepki gösterdik yıllarca. Şimdi anlıyorum ki Karl Marks İslam’ı değil dogmatik düşünceyi, takıntılı dini düşünceyi kast ediyor. Zaten İslam’dan ne kadar haberdar olduğunu da bilmiyorum. Bunun içine üç-beş menkıbe ile duyguları esir alma da, Hıristiyanlığın sapkın inanış tarafları da, Yahudiliğin bağnazlığı da giriyor. Burada Peygamberimizin ‘Allah’ım faydasız ilimden sana sığınırım’ duası aklıma geliyor. Bu duayı anlamak biz Müslümanların vazifesidir. Ama bu duayı dinimizi, vicdanımızı, aklımızı teslim ettiğimiz hocaların eline bıraktığımızda anlamak bir tarafa çok tersi manalarına kayarız. Çünkü bizim okuma anlayışımız analiz etme, güne uyarlama eskilerin tabiri ile ‘mezcetme’ üzerine değil nakil üzerinedir. Nakil ise yolda farklılaşabiliyor.

Tüm bunları neden anlatıyorum. Belgesel kanallarını hayretle izleriz. Hayvanlar âlemini bu âlemde ki mücadeleyi, bu âlemin renkliliğini hayranlıkla izleriz. Fakat bu âlemde yaşanılan döngülerin insan hayatında ki yansımalarını göz ardı eder ibret alamayız. İşte o zaman okuduğunuz kitap, izlediğiniz film-belgesel, dinlediğiniz hikâye ‘Faydasız ilminden’ ‘kitap yüklü merkepten’ öte olamaz.

Zaman zaman belgesel kanallarına takılırım. Geçenlerde uçan vatozların belgeselini izledim. Görünüşte vatozların zevk için, bu işi sevdikleri için uçtukları gibi görülüyor. Fakat belgeselde enteresan bir ayrıntı dikkatimi çekti. Vatozların yaşamları boyunca altlarında üstlerinde parazit gibi balıklar dolaşıyor. Bu balıklar vatozların yaşam koşullarından yararlanırlar. Fakat bu balıkların küçük halleri vatozlara fayda sağlarken büyüdükleri zaman artık yük olurlar. Yaşam mücadelelerini engellerler.  Vatozların yılın belli dönemlerinde 200 kg’ı bulan cüsseleri ile denizin 2-3 metre üstünde uçma yarışı sürekli üstlerinde altlarında parazit gibi eşlik eden balıklardan kurtulma içgüdüsü olduğu olarak aktarılıyor.

İnsan hayatında da, toplum hayatında da bu böyledir. Zaman zaman üstümüzdeki, altımızdaki parazit gibi yaşayan unsurları atmayı bilmezsek ağır yük olarak karşımıza çıkar. Hareket kabiliyetimizi engeller, sömürülmeye mahkûm oluruz. Hakları olduğu iddiasını ortaya atarlar. Varlığınızın nedenini varlıkları olarak görürler. Tıpkı bugünlerde yaşanan olaylarda görüldüğü gibi.

Türkiye’nin içinde bulunduğu hem dünya, hem bölge dengeleri nedeniyle ciddi bir dönemden geçiyor. Tüm bu gelişmelere karşın içerde de paralel hareketlenme yaşanıyor. FETÖ gömleği giydirilmiş 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası gelişmeler ve operasyonlara karşı dirençler gösterdi ki darbe devam ediyor. Darbenin artçı sarsıntıları devam ediyor. Darbe sonrası oluşturulan mağduriyet algıları bunun bir göstergesidir. Üst düzey bürokrasi ve siyasetçilere uzanamaması bunun bir göstergesidir. İstifa olayları ile ortaya çıkan bir gerçek var. O da istifası istenenlerin direnme konusunda uzun süredir birlikte hareket ederek adeta suçluluklarını tescillemeleridir. Bugün direnenlerin 15 Temmuz darbe girişiminin neresinde oldukları bizler için meçhuldür. Ama önemli bir kısmının 16 Nisan referandumunda ‘Hayır’ cephesine hizmet ettikleri bugün açık ve seçik olarak konuşuluyor. Hatta halen Genel Merkez’e iş yaptığı bilinen bazı danışman firmaları yanlarına çekip ‘Kuvvetli bir evet çıkarsa hepimiz biteriz. O nedenle ya hayır çıkmalı, ya da cılız bir evet.’ stratejisi izledikleri ayrı bir gerçektir.

Şu unutulmamalıdır. Türkiye’de bir darbe yaşanmıştır. Hangi nedenle ve gerekçe ile olursa olsun bu işin içinde bulunanlar, bu işe karışanlar iyi tespit edilerek yaptıkları yanlarına kar kalmamalıdır. Öyle görülüyor ki Türkiye’ye daha fazla zarar verilmemesi düşüncesi ile gösterilen müsamahalar karşımıza ciddi bir handikap olarak çıkıyor.

Hiç kimse zannetmesin ki istifa talepleri Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi bir kararıdır. Bu karar toplumsal vicdanın kararıdır. Bu karar milletin isteği doğrultusunda devletin kararıdır. Unutulmasın bu kararı uygulamadığında Recep Tayyip Erdoğan silinir gider. İstifa talepleri ile ortaya atılan tek adamlık propagandası karşı algıdır. Aksine yol arkadaşlarına karşı Erdoğan bu isimlere müsamaha etmiştir. Öyle anlaşılıyor ki merhametten maraz doğuyor. O nedenle iş olacağına doğru gidiyor.

Kalın sağlıcakla…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.