En adi hastalıklardan biri istismar… İstismara açık olanlardan biri de İslam…

Maalesef İslam küçük hesaplar, basit çıkarlar ve adi amaçlar uğruna sınırsız istismara konu olan bir sermayeye dönüştü…

İslam’a “kapitalizm” boyası çalıp pazarlayanlar mı dersiniz, “Ilımlı İslam” projesi ile İslam’ı sulandırmak isteyenler mi dersiniz, Sekülerize edilmiş bir İslam’ı servis edenler mi dersiniz…

Reklamların ağında İslam’ın başına gelenleri görüyoruz…

Evet, araçsallaştırılan din acaba hangi amaca hizmet ediyor?

Kirli, karanlık, şaibeli işleri ve ilişkileri doğrudan İslam’a refere etme çabası, istismarın vardığı boyutlara işaret ediyor…

Ekonomik, politik, ideolojik kabullerini ne pahasına olursa olsun naslarla gerekçelendirme, meşrulaştırma arayışı, aralıksız devam ediyor…

Dine yönelik manipülasyonlar, dini hedef alan operasyonlar kadar etkili olabiliyor… Bugün dini istismarın daha organizeli ve örgütlü olduğunu söyleyebiliriz…

İstismara tepkisizlik, istismarcıların elini güçlendiriyor, sömürü normalleşiyor… Ulvi değerler süfli emellere alet edilince hayatın anlamı ve amacı kayıyor…

Kulluk zeminimiz olan İslam kullanılır hale geldi. Bazen İslam maksat mı maske mi belli değil…

Niçin İslam?

Yoluna baş koymak için mi? Yoksa dünya işlerimizi yoluna koymak için mi?

İslam, ruhumuz mu makyajımız mı?

İslam’ı yaşıyor muyuz yoksa İslam’dan yararlanıyor muyuz? Ve de yaralıyor muyuz?

İmaj için, itibar devşirmek için İslam diyenlere kim itimat eder?

Evet, sömürünün olduğu yerde dine ve dindara güven kalmıyor… En ağır fatura, toplumsal güvensizlik yani güven bunalımı oluşuyor…

Din tacirleri dini tanınmaz hale getiriyor…

Dine karşı bir din tezgahlanıyor… Resmî ideolojilerin güdümünde, statükoların gölgesinde kalan dinin gerçekliği, görünmez ve tanınmaz hale geliyor…

Dinin gereklilikleri ıskalanıp gösteriş dini kabul görüyor…

İstismarın en ileri noktası ise Allah ile aldatmak…

Allah (c.c) bizi uyarıyor:

“Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.” (Lokman 33)

Tescilli istismarcı Bel’am’ın, ibni Übeyy es-Selül’ün yaptığı bu değil miydi? Dırar mescidinde konuşlananlar neyin peşindeydi?

En yaman, en açık istismarcı Hak ile bâtılı telbis eden İblis ve işbirlikçilerinin yöntemi de bu değil miydi?

Bir de istismarın istismarı olan bir boyut var… Din istismarı suçlaması ile dindarlar üzerinde baskı oluşturanlar var… Yıpratma, çarpıtma, karartma ve algı operasyonlarını bu yolla sürdürenler daha profesyonel istismarcılar olarak sahne alıyorlar…

Din istismarı konusunun kendisini bir istismar konusu yapabiliyorlar…

Kim daha çok istismarcı? Din karşıtları mı yoksa kendini dine nisbet edenler mi?

Farkında olmadan istismarcılara çanak tutmak, prim vermek yanlışına düşmeyelim…

Peki şimdi ne yapmalıyız?

İslam için çırpınalım ama İslam’dan geçinmeyelim… Gerçekleri çarpıtmayalım… Yorulalım ama İslam’ı yormayalım…

Bizde ete kemiğe bürünmeyen bir İslam bizi yüceltmez… İslam’la vücud bulursak, varoluş amacımızı gerçekleştirmiş oluruz…

Gerçekten Allah’a adananların üzerinde Allah ile aldatanların bir hükmü olamaz…

İslam’ın bir özelliği var: Tıpkı denizin ölüyü dışarı attığı gibi İslam da istismarcıları faş ediyor… İşte FETÖ ve benzerleri…

Belki hepten istismarı önlemek mümkün değil ama kontrol altına almak mümkün… Yeter ki sorgulayıcı bir zihnimiz, net bir duruşumuz, nitelikli bir kimliğimiz olsun…

İslam, ehil ve emin ellerde anlam kazanır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.