Modern zamanların en temel siyasi organizasyonu olan siyasal partiler, belirli bir siyasal program üzerinde birleşmiş kişilerin siyasal iktidarı ele geçirmek amacıyla bir araya gelerek kurdukları örgütlerdir. Halkın talep ve beklentilerini parlamentoya taşıyan veya taşıma idealini vaat eden siyasi partiler, demokratik düzenin olmazsa olmazıdır. Demokrasi söyleminin kendini konsolide etmesi, iktidar veya muhalefet partilerinin varlığı ile gerçekleşmiştir.

Bir siyasi parti tarafından kurulan cumhuriyet Türkiye’si birbirinden oldukça farklı siyasi partilerin laboratuarı gibidir. Politik hayatımızda boy gösteren parti sayısı her yıl farklılık veya artış göstermektedir. Ancak politik hayatımızda “belli bir derecede” etkili olan siyasi partiler üç aşağı beş yukarı bellidir; CHP, Demokrat Parti, Adalet Partisi, MHP, Anavatan Partisi ve AK Parti… Etki hinterlandı veya başarı derecesi farklılık arz etse de bu siyasi oluşumlar, Türk siyasal hayatına mührünü vurabilmişlerdir.

Her siyasi partiyi diğerlerinden farklılaştıran belli kıstaslar mevcuttur. Herhangi bir partiyi analiz ederken bu ölçütler de göz önünde bulundurulmalı. Partinin zamanın ruhunu yansıtan ideolojisi ve programı, siyasi kimliğini, kadrosu, sosyolojik ve sınıfsal temsil yeteneği ve aidiyeti, ülkenin ana meseleleri karşısındaki pozisyonu, kritik konjonktürlerde aldığı tavır, toplumla temas becerisi, genel söylem düzeni ve kullanılan dil bir partiyi diğerlerinden ayrıştırır, farklılaştırır.

Gelgelelim İyi Parti’ye… Meral Akşener ve bir kısım milliyetçiler tarafından kurulan İyi Parti, bu siyasi denklemin neresinde? Meral Akşener, bu milleti ve devleti temsil kabiliyetine sahip mi? Bu Parti, programı, ideolojisi veya kadrosu ile bu topluma bir “kızıl elma” vaat edebiliyor ve ufuk çizebiliyor mu? Açıkçası, bu benzeri sorulara olumlu cevap vermek zor…

Ancak zaman ne gösterir bilinmez. Siyasette yirmi dört saat bile oldukça uzundur. Şu an eldeki verilerden hareketle şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz; İyi Parti’de işler pek iyi gitmiyor. Partinin, ne ciddi bir ideolojik duruşu var ne de elle tutulur programı… Gerçi NATO’ya bağlılık vurgusu oldukça yoğun…

Bu arada, programın NATO kısmını okurken aklıma darbe dönemi yaşadıklarımız aklıma da gelmedi değil. Bu ülkede okunmuş her darbe bildirisinin temel vurgularından birisi, NATO’ya bağlılıktır. Her darbe bildirisi, NATO’ya bağlılık mesajı içerir. Peki, “NATO kısmını ben yazdım” diyen Ümit Özdağ, kime mesaj vermiştir?

Dahası, İyi Parti bu toplumun kangrenleşmiş sorunlarından olan Kürt meselesi, Alevilerin sorunları veya demokratikleşme gibi birbirinden farklı alanlarda kuşatıcı ve anlamlı bir çözüm üretebileceğinden pek de emin değilim. Milliyetçi tonu oldukça yüksek olan bir parti, Kürt meselesini demokratik çerçevede nasıl çözebilir? Ya da 27 Mayıs darbesini savunan Ümit Özdağ’ın demokrasi söylemi ne kadar inandırıcı olabilir?

Turgut Özal’ın ANAP’ı gibi değil de MHP ile Doğru Yol Partisi arası bir merkez görüntüsü veren bir parti, bu toplumun farklı kesimlerini hiç kucaklayabilir mi? Daha da ötesi, bu gerçeklik bile toplumun ve zamanın dışında ve geçmişte kalmıştır. Bu toplum, seksenli, doksanlı yılların ruhundan ilham alan bir partiden öte, iki bin yirmilerin otuzların ruhunu taşıyacak bir partiye ihtiyaç duyuyor.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.