Hz. Peygamber (SAV)’e atfedilen şu hadisi hepimiz çokça duymuşuzdur: “Kim bir kötülük (münker) görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbi ile buğzetsin. Bu ise, imanın en zayıf noktasıdır.”

Mezkur hadis daha çok dinin bir emri olan emr-i bilmaruf nehyi anil münker yani iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak konusunda bir müminin sorumluluğu bağlamında zikredilir. Doğrusu insan olarak doğmak, bir sorumlulukla doğmak anlamına geldiğinden, hadisin işaret ettiği görev öyle ihmal edilebilir cinsten değildir. Fakat bu konuda da olabildiğince bir zaafiyet yaşamaktayız.

Fakat ben hadisin başka bir boyutuna değinmeye çalışacağım. Bu hadisi her okuduğumda üç safha aklıma gelir. Bir kötülüğün elle yani bir güçle düzeltilmesi. Güç yetirilememesi durumunda diliyle onu düzeltmek. Bunlar anlaşılmaktadır. Peki en son niçin “buna da gücü yetmeyen kalbi ile buğzetsin” deniyor ve “bu imanın en zayıf noktasıdır” diye ekleniyor. Zira kalbiyle buğzetmek, pratikte yapılan bir fiil değildir; eliyle ve diliyle düzeltmeye uğraşmak gibi. Öyleyse niçin üzerinde duruluyor? Anlamı nedir?

üçüncü safhanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir münkeri düzeltemediğiniz zaman, o orada kalmakta ve bir müddet sonra insanların zihninde normalleşmektedir. Zira yanlışlar yaşamaya devam ettiği sürece normalleşirler. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in “kalbiyle buğzedilmesi” ifadesi, en azından zihinde “iyi”nin iyi olarak, “kötü”nün de kötü olarak kalmasını sonuçlayacaktır. Kötülüklere kalım hakkı verildiği ve orada kaldığı sürece sadece normalleşmeyecek, bir müddet sonra “iyi” ve kötü” kavramsal ve içerik olarak yer değiştirebilecektir. Bu, mevcut yanlış pratikler doğrultusunda zihinlerin de dönüşümü demektir. “İyi” ve “kötü”nün yer değiştirmesi, ilerleyen süreçte körler ülkesinde görmeyi bir kusur haline getirecektir.

Şimdi bir iki örnekle ilerleyelim. Özellikle büyükşehirlerde trafik düzenlemeleri bazı sokakları tek yönlü gidiş olarak belirlemektedir. İstanbul gibi büyük şehirlerde ters yoldan gidişler oldukça yaygındır. Bunların uyarılmaması, önlemlerin alınmaması bir müddet sonra tersten gidişleri de normalleştirmekte; hatta araba sürücüsü kendisini haklı gibi savunabilmektedir. Bu savunu, o sürücü için iyi ve kötünün yer değiştirdiği, mevcut pratiğin olumlandığı, itiraz etmeyenlerin de zihninde bunu normalleştirdiği anlamına gelir.

Öğrenci, derse hem geç gelmekte hem de hocayı geç gelipde almadığı için şikayet etmektedir. Geç gelmek, zaten öğrencinin mahcubiyet hissetmesi gereken bir davranıştır. Bir de bunu şikayet konusu yapması, zihninde “iyi” ve “kötü”nün yer değiştirdiği anlamına gelmektedir. Böylece uzun vadede, “yanlış”lar da hak talep etmektedirler.

Burada küçük örnekler üzerinde durdum ancak, bu örnekler basit bireysel davranışlardan kurumsal hareketlere kadar genişletilebilir. Özellikle müslüman toplumlarda, bu konuda ne kadar çok sorun yaşadığımızı herkes tahmin edebilir.

Bu hadisi okuyanlar, daha çok güçle müdahale üzerine odaklanmaktadırlar. Yanlışlıkların giderilmesi tabii ki birinci adımdır. Ama mevcut pratiklere baktığımız zaman, “iyi” ve “kötü”nün içerik olarak yer değiştirmesi problemi, insanlığın ve özelde müslümanların arasında yaygınlaştı. Belki de Jean Baudrillard’ın simülasyon ve hipergerçek kavramları üzerinden “yeni bir gerçeklik” yaratılması meselesini bu minvalde okumak lazımdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.