Kendisini okumadığım fakat bölümlerinden birinin epigrafında “cümle kurmak, devlet kurmaktan daha zordur” yazan bir kitabın, muhtemelen yazarı tarafından yazılan birkaç cümlesi geldi e mailime. Joker Kavramlar adlı ve Ramazan Demir imzalı, nitelikli olduğu her halinden belli kitabın bütününü göremediğim için doğrudan içeriğini tartışmaya girişmeyeceğim ama şunu rahatlıkla söylemeliyim: Batılılaşma sürecinin başından beri İslam dünyasının karşı karşıya olduğu en büyük açmazlardan biri, kavram düzeyindeki ithal ve intihallerdir. Bu o kadar böyledir ki Batı dünyasının öteki bütün coğrafyaları sömürgeleştirmenin aracı olarak kullandığı iki temel alandan biri olan sosyal bilimlerin, ön cepheye sürdüğü kılık değiştirmiş ajanları tam da Batılı kavramlardır.

Batı dünyası kendi içindeki dengeyi sağladıktan, Ortaçağ karanlığından kurtulma sürecinde mezhep savaşlarını neticelendirdikten ve Endülüs İslam medeniyetinden yaptığı montajlarla yeni bir ivme kazandıktan, yani aslında kendini artık kabına sığmaz ‘hayvani’ bir enerjiyle buluşturduktan sonra yeryüzünü köleleştirmenin stratejilerine başladı. Kilise’nin yerine Üniversiteler güncel yaşamın belirleyiciliğine soyundukları için, öncesinde Kilise yoluyla yapılan Hristiyanlık ihracı, bu kez üniversiteler eliyle Hristiyanlığı yedeğine almış bir seküler bilim ihracına tevil edilmiştir. Böylece, Batı 15. yüzyıldan başlayarak kademe kademe Amerika kıtasından Afrika’ya, Ortadoğu’dan Asya’ya, Antarktika’dan Kuzey Kutbu’na kadar ayak basmadık yer bırakmamış, bastığı yere de kendi bayrağını dikmeyi ihmal etmemiştir. Elbette yanında, bir zamanların frengisi, vebası yerine faşizmden sosyalizme sayısız sosyal hastalık taşıyarak ve elbette Franz Fanon’a bir Afrikalının söylediği gibi: Buraya geldiklerinde onların İncil’i, bizim topraklarımız vardı; buradan gittiklerinde bizim İncillerimiz, onların toprakları oldu.

Gittiği ve egemenlik altına aldığı/almayı düşündüğü bütün kültürlere hep şunu söyledi Batı: Ya benimsin ya toprağın! Ya itaat edeceksin, köle olacaksın yahut da öldürüleceksin. Başka bir seçenek bırakmadı. Üstelik elindeki silahları gözünü kırpmadan muhataplarının üstüne boca etmekten bir an bile imtina ve tereddüt etmedi. (Acaba milyonda bir bile olsa pişmanlık duyarlar diye mi, duygusu bulunmayan uzaktan kumandalı makinelere insanları öldürtüyorlar?..) Fen bilimleriyle silah teknolojisini geliştirdi ve her türden doğal, insan eliyle üretilen orijinalliği yok etti; sosyal bilimlerle de insanın ve genel olarak beşeriyetin kodlarıyla oynadı. Gittiği her yere, makineli tüfeklerin, atom bombasının, nükleer ve biyolojik silahlarının yanı sıra kavramlarını da taşıdı. Böylece, fen bilimleri doğrudan, sosyal bilimler ise dolaylı bir insan harcama makinesine dönüştü.

Daha baştan, 17. yüzyıldan itibaren Hristiyanlık’la girdiği kavgada, onun ayetlerinin yerine insan aklından yeşermiş kavram tanımlamalarına başladı: Ansiklopedizm; D’Alambert, Rousseau, Diderot, Voltaire üzerinden dünyanın sekülerleştirilmesinin en önemli pratiklerinden biridir. Ama sekülerleşirken Batılılaşmalarının, Batılılaşırken insanlıktan çıkmalarının, insanlıktan çıkarken kendilerini imha edişlerinin pratiği… Bu o kadar böyledir ki Tanzimat sürecinde onların sadece pozitif bilimleri değil, kavramları da dolaşmaya başladı aramızda; sadece kanunları değil, kelimeler üzerinden zevkleri ve modaları da… İçinde münacat ve naatlerin bulunduğu klasik şiir yerini Şinasi üzerinden Mustafa Reşit Paşa’nın medeniyet resulü ilan edildiği dünyevi şiirlere bırakırken masal ve halk hikayelerinin yerini de yine Batılı yaşam tarzı pompalayan Batılı kavramlarla istila edilmiş romanlar aldı. Bununla da kalınmadı: 1880’lerden itibaren önce Ahmet Mithat Efendi üzerinden dağınıkça, sonra Abdullah Cevdet üzerinden topluca bir Türk ansiklopedizm hareketi başlatıldı ki İçtihat ve Cumhuriyet sonrasında Uyanış dergileri Fransız ansiklopedistlerinin görüşlerini Türkiye’ye alelacele taşınmasının hikayesidir. Ayetlerin yerine insan aklınca tanımlanmış kavram içeriklerinin olduğu Ana Britanica’ların, Meydan Larousse’ların gazeteler marifetiyle nasıl evlere boca edildiğini benim kuşağım çok iyi bilir. Haddizatında bugün “google” arama motoru sonuna kadar Fransız ansiklopedistlerin bıraktıkları yerden Batılı kavramlara göre düşünmenin, davranmanın ve yeryüzü inşasının stratejik alanından başka bir şey değildir.

Kavramlar düşünceleri, düşünceler ideolojileri, ideolojiler yaşam tarzlarını belirliyor. Böylece, kavramlarda kazananlar yaşamda da, kavramlarda kaybedenler yaşamda da kaybediyorlar. Sadece yaşamda kaybetmiyor, yaşamlarını da kaybediyorlar. Kesin inanarak söylüyorum: Varılan yerde en kötüsüyle mezbahaya, en iyisiyle mezbeleliğe dönüştürülmüş dünyanın çivisinin çıktığı yer kavramlardır ve çakıldığı yer de orası olacaktır.

Bilgisayarı elimize tutuşturduklarında bizim tevhidi kavramlarımız ve erdemlerimiz; cep telefonlarını kulaklarımıza dayadıklarında sıcak sohbetlerimiz vardı; şimdi artık joker kavramlarımız erdemlerimizi, cep telefonlarımız sohbetlerimizi aldı götürdü. Mutsuzluğumuzun bir sebebi de bu değil mi?..


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.